by acls us

Yeşilay Rio+20 Bildirisi

Yeşilay Rio+20 Bildirisi
20 Haz 2012
Kategori: Güncel

Kalkınma; barış ve çevre hakkı gibi kolektif bir hak olarak uluslararası temel metinlerde yer bulmuş bir kavramdır. Birleşmiş Milletlerin kalkınmaya dair 1986 tarihli bildirgesine göre halkların ve bireylerin gelişmesinin yararına olan şartların yaratılmasında asıl sorumluluk devletlere aittir. Aynı bildirgeye göre; “Devletler, gelişme hakkının gerçekleştirilmesi için ulusal düzeyde gerekli her türlü tedbiri almayı ve herkesin temel kaynaklara, eğitime, sağlık hizmetlerine, yiyeceğe, barınmaya, işe ve adil bir gelir dağılımına sahip olmasını sağlamayı taahhüt eder”.

  • Kalkınmanın sadece tüketimle ya da ekonomik rakamlarla ölçülebilen bir istatistiki veri değil, insan onuruna uygun bir yaşam olduğu açıktır. Bu yönüyle kalkınma ve sosyal adalet iç içe kavramlar olup kalkınmanın olmadığı yerde sosyal adaletten bahsetmek de mümkün değildir. Bölgemizdeki ve dünyamızdaki mevcut siyasi yapılar ve düzenler ise kalkınmanın önündeki başlıca engeller olup yeryüzündeki adaletsizliğin de kaynağıdırlar. Dolayısıyla savaşların ve acıların eksik olmadığı bir dünyada kalkınma ve insan onuruna uygun bir yaşam yoksa barıştan ve istikrardan bahsetmek de mümkün değildir.

    Kolektif bir hak olarak kalkınma hakkına yönelik 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde Birleşmiş Milletler (BM) Çevre ve Kalkınma Konferansı gerçekleşmiştir. Benzeri hedeflere uygun olarak 2002’de Johannesburg’de Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi (WSSD) düzenlenmiştir. Söz konusu her iki önemli konferansın yıldönümünde Brezilya’nın Rio kentinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansının yeni beklentilere dair önemli ufuklar açacağına inanıyoruz.

    Söz konusu konferans vesilesiyle Türkiye Yeşilay Cemiyeti küresel kalkınma hedeflerine yönelik olarak dünya genelinde bağımlılıkların ve bağımlılıklarla mücadelenin maliyetinin kalkınma üzerindeki etkisine dikkat çekmek istemektedir. Dünya genelinde çok sayıda bağımlılık kategorisi ve bağımlılık yapıcı madde bulunsa da bunları alkol, tütün, madde, kumar ve teknoloji bağımlılığı şeklinde beş başlık altında toplamak mümkündür.

    Küresel açıdan alkol tüketimi; engellilik ve ölüm vakalarında başlıca üçüncü risk faktörü olarak öne çıkmaktadır. Ölüm ve sakatlanmalarda başlıca risk faktörü olan alkolün sebep olduğu ölümlerin yarısından çoğu alkol bağımlılığı, karaciğer sirozu, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser gibi bulaşıcı olmayan hastalıklardan meydana gelmektedir. Alkol, bireylerde, ailelerde ve toplumlarda kadın ve erkeğin tedaviden yoksun hale gelmesi, üretim ve ev gelirinin azalması, işgücü ve istihdam kaybı gibi sıkıntılara neden olmaktadır. Bu yönüyle alkol, kalkınma hedeflerinin başarılmasında doğrudan etkisi olan bir faktördür. Alkolün bulaşıcı olmayan hastalıklara etkisine ve ağır toplumsal maliyetine rağmen henüz ciddi bir uluslararası sınırlandırıcı bir sözleşmeden söz etmek mümkün değildir.

    Alkolün yanı sıra diğer bir önemli sorun ise madde bağımlılığı ve kaçakçılığı alanında karşımıza çıkmaktadır. Yasadışı bu büyük pazarın yıllık hacminin 320 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. Bu oran ise hükümetlerin kontrolünün tamamen dışındadır. Söz konusu kar odakları Meksika, Kolombiya ve Afganistan gibi ülkelerde istikrarsızlığa yol açarken diğer gelişmiş toplumlarda suça ve yolsuzluklara neden olmaktadır. Bu uğurda milyarlarca dolarlık vergi uyuşturucu maddelerle mücadeleye harcanmaktadır.

    Ancak mevcut politikalar sorunu azaltmak yerine daha geniş bir mağduriyet alanı ortaya çıkartmaktadırlar. Mevcut uyuşturucuyla mücadele politikaları ve bağımlılara yönelik ayrımcı uygulamalarda dünya genelinde bir artış yaşanırken ve bağımlı bireyler yasaların hedefi haline gelirken sorunun asıl kaynağı olan ticaret ve üretim ayağına ise dokunulmamaktadır. Dolayısıyla uyuşturucuyla mücadelede bağımlıyı koruyan ve üst düzey üretici ve tacirlere yönelik hukuki yaptırımı öne çıkartan bir paradigma değişikliğine ihtiyaç olduğu açıktır.

    Maalesef ulusal ve uluslararası düzeyde mevcut uyuşturucuyla mücadele politikalarının başarısız ve hatta zararlı olduğu açıktır. Bu bakımdan dünya genelinde daha etkili madde bağımlılığı ve kaçakçılığıyla mücadele için mevcut sözleşmelerin ve düzenlemelerin yeniden gözden geçirilerek daha kapsamlı, insan hakları temelli ve hukuki yaptırımdan uzak yöntemlerin seçilmesi gerekmektedir.

    Bağımlılıklarla ilgili diğer bir öne çıkan nokta ise tütün endüstrisinin dünya genelindeki faaliyetleridir. Her yıl 25-30 milyon insan bulaşıcı olmayan hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu sayının yaklaşık 6 Milyona yakını ise doğrudan sigaraya bağlı nedenlerle hayatını kaybetmektedir. Yaşanan trajedinin boyutları beynelmilel kurumlarca ve devletlerce göz ardı edilmektedir. Uluslararası hukukun öne çıkan savaş suçu, insanlığa karşı suç ve soykırım suçu gibi kavramlarının kapsam alanı ve sayısal olarak dünyada bu nedenlerle yaşamını yitiren insan sayısı mevcut tütün endüstrisinin neden olduğu ölümlerin çok altındadır. Dolayısıyla dünya genelinde milyonlarca insanın ölümüne neden olan endüstriye yönelik herhangi bir yaptırım mekanizması bulunmamaktadır.

    Tütün ve alkol endüstrisinin neden olduğu ölümlere rağmen doğrudan hukuki yaptırıma maruz kalmaması mevcut uluslararası ekonomik sistemin ilkeleriyle ilgilidir. Serbest piyasa ilkeleri ve Dünya Ticaret Örgütü anlaşmaları sigara ve tütün endüstrisinin dünya genelindeki her türlü ekonomik faaliyetine kapı araladığı bir gerçektir. Milyonlarca insanın yaşam hakkını ilgilendiren bu meselede mevcut liberal iktisadi politikalar ve serbest piyasa ilkeleri insanın yaşam hakkının önüne geçmiş durumdadır.

    Tütün endüstrisi açlık ve yoksullukla savaşan birçok gelişmemiş ülkede mevcut beynelmilel düzenlemeleri de aşarak insan yaşamını ve onurunu hiçe saymakta ve sadece kar paradigmasını öne çıkartmaktadır. Dünya genelinde gelişmemişlik sorununun her geçen gün arttığı, 1971 yılında 25 olan en az gelişmiş ülke sayısı bugün 48 olarak ifade edildiği düşünülürse, globalleşme ve dünyadaki mevcut ekonomik sistem, gelişmişlik ve gelişmemişlik adaletsizliğini ortaya çıkartan başlıca özne olarak karşımızda durmaktadır. Dolayısıyla sorunun anlaşılması ve çözümü için mevcut piyasa ilkelerinin yeniden tanzimi noktasında genel ve gerçekçi bir uluslararası dayanışma kaçınılmazdır.

    Tütün, alkol ve madde bağımlılığı dışında son yıllarda gelişmekte olan teknoloji bağımlılığı kavramına da dikkat çekmek istiyoruz. Teknoloji bağımlılığı kalkınmanın önemli bir işlevi olarak kabul edilen teknolojinin yanlış kullanımından kaynaklı bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Teknoloji bağımlılığına ilişkin uluslararası anlamda net veriler olmamakla beraber genel anlamda yükselişte olduğu kabul edilmektedir. İnternetin ve sosyal medyanın alkol, tütün, reklamlarının bir aracı haline gelmesi, madde kaçakçılığında ve tanıtımında önemli bir işleve sahip olması ve henüz dünya genelinde teknolojinin bu türden olumsuz etkisini sınırlandıracak geniş çaplı ölçme ve değerlendirme çalışmalarının yapılmaması sorunun çözümünü her geçen gün daha da geciktirmektedir. Bu bakımdan sorunun teşhisi başta olmak üzere geniş çaplı bir çerçeveye ihtiyaç olduğu açıktır.

    Kalkınmaya ilişkin öne çıkan ve küresel ve lokal ölçekte kalkınma önündeki önemli engellerden biri de kumar bağımlılığı sorunudur. Son yıllarda dünya genelinde yaygınlaşmakta olan kumar ve diğer şans oyunları nedeniyle milyonlarca insanın emeği ve bütçesi zayi olurken geniş bir haksız kazanç ağı oluşmaktadır. Bu bakımdan bireyleri ve aileleri iflasa sürükleyen kumar sektörünün ve kumar bağımlılığının kalkınma meselesinin el alındığı bu önemli konferansın da parçası olması gerektiğine inanıyoruz. Kumar, artık internet üzerinden ulusal sınırları aşan, denetimi zor bir unsur haline gelmiştir. Kumara, kumar bağımlılığına ve sektöre yönelik ulusal ve uluslararası seviyede sınırlandırmalar gerektiğine inanıyoruz.

    Bizler Türkiye Yeşilay Cemiyeti olarak Brezilya’da gerçekleşen Rio+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nın hedeflediği daha adil ve yaşanabilir bir dünyanın mümkün olabilmesi için:

    Dünya genelinde bağımlılıklarla mücadelede strateji olarak tüm bağımlılıklarla mücadele şeklinde topyekûn bir perspektifin geliştirilmesi ve bu alanda yeni uluslararası düzenlemelerin oluşturulması,

    Madde bağımlılığı alanında mevcut polisiye yöntemleri ve sadece hukuki yaptırımı öne çıkartan paradigmanın değiştirilmesi ve insan hakları, özellikle de yaşam hakkı temelli yeni bir mücadele perspektifinin oluşturulması,

    Tütün ve alkol endüstrisinin dünya genelinde yasal faaliyetlerinin sınırlandırılması ve yasadışı faaliyetlerinin kontrol altına alınması,

    Henüz dünyada uluslararası seviyede net bir sözleşme metni oluşmamış olan alkol kullanımı alanında asgari Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi örneğinde olduğu gibi beynelmilel bir sözleşmenin hazırlanması,

    Uluslararası metinlerde yer bulmuş olan insanlığa karşı suç kavramının, piyasa ilkelerinin koruması kaldırılarak tütün ve madde üreticileri için de dikkate alınması,

    Kumar sektörünün dünya genelinde yaygınlaşan etkisinin dikkate alınarak, buna uygun yeni düzenlemeler yapılması,

    Kalkınma kavramıyla da ilişkili olan teknolojinin yanlış ve sorunlu kullanımının önüne geçecek daha etkili uygulamaların geliştirilmesi,

    Genel bağımlılık yapıcı maddelerin üretiminde ve satışında mevcut liberal iktisadi ilkelerin yerine insan sağlığının ve gelecek nesillerin korunmasına yönelik paradigmanın inşa edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

    ecosoc-banner  eurocare-banner efqm-banner.gif