Makaleler
cocuk-bagimlilik-ve-damlagama.jpg

Çocuk, Bağımlılık ve Damgalama

SOSYAL HİZMET UZMANI FEYZA ACARER / BİLECİK YEDAM

ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE BAĞIMLILIĞIN TEMELLERİ 

Çocukluk ve ergenlik biyolojik olarak çok hassas bir dönemdir. Bu dönemde beynin ödül ve karar verme mekanizmalarının gelişimi henüz tamamlanmamıştır. Bu durumu şu örnekle açıklamak mümkün: çocukluk ve ergenlik dönemi beynimizin tıpkı inşası devam eden bir bina gibi en hareketli olduğu dönemdir. Bu dönemde, heyecan arayan ve haz alan bölümler hızla gelişir fakat riskleri tartmayı sağlayan, fren yapan, mantıklı düşünen “karar merkezi” henüz inşaat hâlindedir. Beynin bu dönemde bağımlılık yapıcı herhangi bir madde ya da davranışla karşılaşması oradaki hassas dengeyi değiştirebilir. Bir süre sonra ise birey eskiden keyif aldığı aktivitelerden keyif alamaz hâle gelebilir. Bu sebeple bağımlılık, beynin çalışma sisteminde meydana gelen kronik bir sağlık sorunudur.

Birtakım faktörler çocuğun bağımlılık riskine karşı savunmasız kalmasına neden olabilir. Bağımlılığın kökenine indiğimizde ilgisiz ebeveynlik, ihmal, şiddet, aşırı disiplin veya tam aksi olan aşırı serbestlik, çocukla kurulan iletişimin zayıflığı ve akademik başarının desteklenmemesi, riskli ortamlar, yaşanılan çevrede alkol ya da madde kullanımının normal karşılanması çocuğu dış dünyadaki risklere ve yanlış arkadaş gruplarına açık hâle getirebilir. Bağımlılığın neticelerine baktığımızda ise çocukların bedensel, ruhsal ve sosyal gelişim süreçleri tam olarak gelişmediği için, özellikle çocuk yaşta başlayan bağımlılığın, bu süreçlerde duraksamaya sebep olabildiği görülür.

DAMGALAMA: GÖRÜNMEZ DUVAR

İngilizce ismiyle stigma yani damgalama, belirli bir grup insana karşı uygulanan ayrımcılık ve etiketleme süreci olarak ifade edilir ve bu durum tüm ülkelerde yaygınlık gösterebilir. Damgalama, kişilerin destek arayışlarına yönelik caydırıcı bir etkiye sahiptir. Aynı şekilde, insanların bağımlılık sorunu yaşayan bireyleri ve aileleri tedaviye yönlendirmelerini de engelleyebilir. Damgalama kültürü, bilinmeyene karşı duyulan korkudan veya eski ve düzeltilmemiş fikirlerden kaynaklanabilir. Bugün bilimsel olarak biliyoruz ki, bu sorunu yaşayan insanlar tedavi süreçlerine devam ederek bu hastalığı kontrol altına alabiliyorlar.

ÇOCUK BAĞIMLILIĞI VE STİGMA

Çocuklar ve gençler için damgalanma hissi, hayat boyu sürecek derin yaralar açabilir. Çevrenin “bağımlılık tedavisine yönlendirme” konusuna bakışı çeşitli ön yargıların gölgesinde kalabilir. Bu ön yargılar “bağımlılık sorunu yaşayan kişilerin tedaviyi hak etmediği” ya da “tedavinin işe yaramayacağı” gibi tamamen yanlış ve temelsiz düşünceleri içerebilir. Bu ön yargılar neticesinde çocuk ve aileler ne yazık ki tedavi arayışına hiç girmeyebilirler. Bir çocuk, çevresi tarafından etiketlendiğinde, yaşadığı utanç ve suçluluk duygusu onu tedaviden uzaklaştırabilir.  Aileler ise "Çocuğum etiketlenir" korkusu ve endişesiyle durumu gizlemeye çalışabilir ki bu da erken müdahale fırsatını uzaklaştırır. Aileler bu süreçte birden fazla duyguyu aynı anda hissedebilir ya da bir duyguyu birden fazla kez hissedebilir. Çevreden gelen öfke, dışlanma gibi durumlar çocuğu ve aileyi daha fazla yalnızlaştırabilir ve bu yalnızlık hâli bağımlılık döngüsünü besleyebilir.

Damgalamanın sonuçları sadece bireysel değil, toplumsaldır. Bağımlılık sorunu yaşayan bir çocuk veya ergen etiketlendiğinde ve toplum dışına itildiğinde; bu durum okul terki, sosyal izolasyon ve davranış bozuklukları oluşma riski barındırabilir. Görünmez bariyer olarak adlandırılan damgalama sebebiyle çocuk ilerleyen dönemlerde meslek edinmekte, topluma karışmakta zorlanabilir. Çevrenin yaklaşımı bu sebeple büyük önem taşır.

DAMGALAMANIN ÖNLENMESİ İÇİN ADIMLAR 

Bağımlılık karmaşık, tedavisi zaman isteyen ve herkesin başına gelebilecek bir sağlık sorunudur. Kontrol altına alınabilmesi adına kişileri tedaviye yönlendirmek kıymetlidir. Eğitim çalışmalarıyla toplumların bu konudaki farkındalıklarının artırılması gerekir. Damgalayıcı bir dilden kaçınılması, iyileşme hikâyelerinin ön plana çıkarılması bu süreçte etkilidir. Etiketlemek yerine tedaviye yönlendirici ve tedaviyi cesaretlendirici bir tavır sergilemek, damgalamanın ördüğü duvarları yıkacak en güçlü araçlardan biridir. Damgalamanın azalması tedavi sürecindeki bireyler için büyük bir motivasyon kaynağıdır.

Peki, çocuğun bağımlılık sorunu yaşamasını önlemek ve damgalayıcı tutumdan uzak durmak için neler yapılabilir? Önleme çalışmaları, riskleri azaltıp koruyucu faktörleri güçlendirmeyi hedefler. Aile, okul ve toplum bu süreçte bir bütün olarak hareket etmelidir. Ebeveynlerin çocuklarıyla sıcak, tutarlı ve şefkatli bir ilişki kurması güçlü bir koruyucu faktördür. Çocuğun okul başarısının takip edilmesi, sağlıklı aktivitelerin desteklenmesi, ailede çocuğun da fikri alınarak birlikte geliştirilen sosyal faaliyetlerin olması, çocuğun hobiler edinmesi ve sağlıklı arkadaşlık ilişkileri geliştirebilmesi bağımlılık riskini düşürür. Ayrıca, çocuğun sorun çözme yetisi ve benlik saygısı kazanımı, stresle baş etme becerilerini geliştirmesi, bu becerilerin gelişiminde aileden ve uzmanlardan destek alınması, onu dış baskılara karşı dirençli kılar.

Açık ve güvene dayalı bir iletişim kurulmalıdır. Çocuklar aileleri tarafından dinlenildiklerini, kendilerine saygı duyulduğunu hissettiklerinde daha güvende hissederler. Ailenin, hoşlanmadıkları bir şey duyduklarında duygularını kontrol edebilmesi, öfke ve kızgınlıkla değil yapıcı yaklaşım sergilemesi faydalıdır. Çocuğu aktif bir şekilde dinlemek, sözünü kesmemek, korkutmamak ve tehdit etmemek, nasihat edici ya da yargılayıcı söylemlerden uzak durmak, özellikle sakin kalmak doğru bir iletişim tarzıdır. Çocuğun kişiliğine yönelik bir ithamda bulunmak yerine sadece yaşanılan durumu değerlendirmek, açık ve güvene dayalı bir iletişim kurmak önemlidir. Her zaman son sözü söyleyen kişi olmaya çalışmamak, çocuğun iyi yaptığı şeyleri fark etmek ve pekişmesi adına bunları belirtmek, tebrik etmek kıymetli olacaktır. Anne ve baba ile kurulan yakın ve destekleyici bir ilişkinin bağımlılığın önlenmesinde koruyucu bir faktör olduğu unutulmamalıdır.

Hayır demeyi öğretmek ve sınırlar koymak riski azaltır. Çocuklara “Yapma” demek yerine nasıl hayır diyebileceklerini öğretmek etkilidir. Bir arkadaş baskısı altında kalma durumunda nasıl hayır diyebileceği basit ve etkili yöntemlerle çocuğa anlatılabilir. Aile kurallarının net ve gerçekçi olması, bu kuralların neden konulduğunu birlikte konuşabilmek önemlidir. Ebeveynlerin kendi davranışları da bu kurallarla tutarlı olmalıdır; çünkü çocuklar anne-babalarını model alırlar. Çocuk ile iletişime geçecek kişilerin sağlıklı becerileri konusunda desteğe ihtiyacı olması hâlinde bir uzmana başvurması da tedavi noktasında büyük önem arz eder.

Kullanılan dile dikkat etmek gerekir. Damgalamayı azaltmanın en pratik yolu kullanılan dili yapıcı yönde değiştirmektir. “Kötü alışkanlık sahibi”, “sorumsuz” gibi olumsuz dil kullanımları çocuğu soruna hapsedebilir, bu tür kelime seçimlerinden uzak durmak ise çocuğun tedavi yolundaki motivasyonunu geliştirebilir. Çocuğun iletişim kanallarını kapatacak ve onu yalnızlaştıracak korkutucu ve tehditkâr bir dilden uzak durulmalı, utancını besleyecek kalıplar kullanmaktan kaçınılmalıdır. Bunlar yerine ben dili ile iletişim kurmak, “Bu konuda neler biliyorsun?”, “İhtiyaçların neler?” gibi empati ve merak içeren sorular sormak; “Bu durumun seni zorladığını görebiliyorum” gibi cümlelerle anlaşıldığını hissettirmek; destekleyici ve şefkatli bir yaklaşımda bulunmak önemlidir. Kullanılan kelimelerin iyileştirici gücünden faydalanılmalıdır. Unutulmamalıdır ki doğru seçilen bir kelime, bağımlılığın kontrol altına alınabilmesi için açılan bir pencere olabilir.