Makaleler
kendini-gerceklestirme-yolculugu.jpg

Kendini Gerçekleştirme Yolculuğunda Rehberlik

UZM. PSK. DAN. MELEK SENEM ŞAPÇI

Rehberlik servisleri, sanılanın aksine sadece sorunlar baş gösterdiğinde devreye giren bir mekanizma değildir. Rehberlik; bireyin kendini tanıması, potansiyelini hayata yansıtması ve çevresiyle sağlıklı bir ilişki sürdürmesi için yürütülen profesyonel bir süreçtir. Akademik literatürde pek çok uzman tarafından farklı şekillerde tanımlansa da rehberliğin özünde bireyin “kendini gerçekleştirmesi” yatar. Dolayısıyla rehberlik ile sadece akademik başarı değil, bireyin bir bütün olarak hayata hazırlanması ve donanımlı hâle getirilmesi hedeflenir. Bu donanımın en kritik sınavlarından biri ise hiç şüphesiz ki bağımlılıklarla olan mücadeledir.

BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE REHBERLİĞİN ÖNLEYİCİ GÜCÜ

Yeşilay’ın sahip olduğu önleme anlayışı, okul ortamında rehberlik servislerinin de ana odaklarından biridir. Bir sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek elbette kıymetli ancak asıl başarı, risk faktörleri henüz ortaya çıkmadan onların önüne geçebilmekten ve koruyucu faktörleri arttırabilmekten geçiyor. Okulun, her bir öğrencinin görülüp anlaşıldığını hissettiği güvenli bir yaşam alanına dönüşmesi, önleyici çalışmaların güçlendirilmesiyle mümkün. Bu sürecin doğru yönetilmesinde ve etkili bir şekilde işlemesinde okul psikolojik danışmanlarına/rehber öğretmenlere büyük rol düşüyor. Yeşilay tarafından geliştirilen ve okullarda okul psikolojik danışmanları/rehber öğretmenleri aracılığıyla gerçekleştirilen okul temelli önleme faaliyetleri bulunuyor. Bunlara örnek olarak, Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı (TBM), Yeşilay Yaşam Becerileri Eğitim Programı (YYBE) ve Okulda Bağımlılığa Müdahale Eğitim Programı (OBM) verilebilir.

Önleyici rehberlik kapsamında, öğrencilerin bağımlılığa dair teorik olarak bilgilendirilmesi tek başına yeterli değil. Bunun yanında öğrencilerin olumlu davranışlar geliştirmesi, sağlıklı alışkanlıklar kazanması ve kendilerini akran baskısından, riskli ortamlardan ve zararlı yönelimlerden koruyabilecek yaşam becerileri edinmesi büyük önem taşıyor. Özellikle iletişim becerileri, problem çözme, stresle başa çıkma, duygu düzenleme ve sağlıklı karar verebilme gibi alanlarda yapılan çalışmalar, öğrencinin sosyal ve duygusal dünyasının güçlenmesini sağlıyor. Grup baskısına karşı hayır diyebilme becerisi kazanan, öz güvenini geliştirmiş ve stresle baş etme yollarını öğrenmiş bir öğrenci, riskli yönelimler karşısında daha güçlü bir duruş sergileyebiliyor. Öğrencinin okulda kendisini güvende hissetmesi ve aidiyet bağı kurması, bağımlılık riskini azaltan en önemli koruyucu faktörlerden bir tanesi. Rehberlik servisleri, okulu yalnızca dersliklerden oluşan bir yapı değil, bir yaşam alanı olarak kurgulayarak önleyici çalışmaların merkezinde yer alıyor.

OKUL-AİLE İŞ BİRLİĞİNİN GÜCÜ

Rehberlik çalışmaları, okul kapısında sona ermeyen bir süreç. Eğer okulda verilen disiplin ve farkındalık mesajları aile ortamında karşılık bulmuyorsa, yapılan çalışmaların kalıcılığı sekteye uğruyor. Çocuğun okulda öğrendiği sağlıklı yaşam bilincinin evde ebeveyn tutumlarıyla desteklenmesi, çocuk için önemli bir koruyucu bir faktör oluşturuyor. Dolayısıyla ailenin bilinçlendirilmesi ve sürecin evde devam etmesinin desteklenmesi konusunda yine rehberlik birimine rol düşüyor.

Bu bağlamda özellikle ergenlik döneminde çocukların arkadaş çevresi, dijital alışkanlıkları, duygusal iniş çıkışları ve yalnızlaşma eğilimlerine dair ailenin bilgilendirilmesi önem taşıyor. Aileye çocuklarının dikkatle takip edilmesi gerektiği, fakat bu takibin denetim odaklı ve baskıcı bir biçimde değil de çocuğun hayatına ilgi duyan, onu anlamaya çalışan bir yaklaşım üzerinden kurulması gerektiğinin anlatılması gerekiyor. Ancak bu iş birliği yalnızca bilgi alışverişiyle sınırlı kalmamalı; önleyici faaliyetler kapsamında rehberlik servisleri, aileleri çocukla kurulan iletişimin niteliği konusunda güçlendirmeli. Yargılamadan dinlemenin, net sınırların ve tutarlı bir sevgi dilinin hâkim olduğu bir aile iklimi, okulun yürüttüğü koruyucu çalışmaların en güçlü tamamlayıcısını oluşturuyor.

Aynı zamanda ebeveynin kendi yaşam alışkanlıkları, stres karşısındaki tutumu ve problem çözme biçimi çocuk için doğrudan bir rol model oluşturuyor. Bu nedenle ebeveynlere, çocuklarının yanında sergiledikleri tutum ve davranışlar konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğinin belirtilmesi önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki, ailesiyle sağlıklı iletişim kurabilen ve evine huzurlu bir aidiyet hisseden çocukların, bağımlılıklara yönelme ihtimali çok daha azalıyor. Çocuğun yalnızca sözle değil, aile içinde gördüğü yaşam biçimiyle de öğrendiğinin altının çizilmesi gerekiyor.

Olası bir bağımlılık şüphesi durumunda ise rehberlik servisinin ailenin yaşayacağı yoğun kaygı ve panik hâlini yönetmesi gerekiyor. Rehberlik birimi, ailenin bu kriz anında sergileyebileceği yanlış tutumların güven bağına zarar vermemesi için profesyonel bir yol haritası sunmalı. Panik yerine soğukkanlı bir gözlem ve uzman yönlendirmesiyle hareket edilmesini sağlamak, müdahale sürecinin başarısını belirleyen önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Rehberlik servisinin okuldaki gözlemi ile ailenin evdeki gözlemi birleştiğinde, çocuktaki her değişim fark edilebiliyor.

BAĞIMLILIK SORUNU OLAN ÖĞRENCİYE DOĞRU YAKLAŞIM

Bir öğrencinin bağımlılıkla karşı karşıya olduğu fark edildiğinde, sürecin en kritik aşamasını “doğru iletişim” oluşturuyor. Bu noktada okul psikolojik danışmanının/rehber öğretmenin yaklaşımı hayati önem taşıyor. Yapılabilecekler şu şekilde sıralanabilir:

  1. Gözlem: Öğrenciye dair bağımlılıktan şüphelenildiği durumlarda, öncelikle ipuçları iyi gözden geçirmelidir. Bu süreçte, öğrencinin etiketlenmesini engellemek, başka şüphelenen kişiler varsa onlarla iletişime geçerek öğrenciye yaklaşımları konusunda bilgilendirmek, son derece önemlidir.

  2. Yargılamadan dinlemek: Öğrenciye bir “suçlu” gibi değil, yardıma ihtiyacı olan bir birey olarak yaklaşılmalıdır. Çocuk ile güven ortamı oluşturulmalıdır. Sert tepkiler veya nasihat dili, öğrenci ile iletişimi tamamen koparabilir.

  3. Gizlilik ilkesi ve güven: Rehberlik sürecinin temeli gizliliktir. Ancak öğrencinin kendine veya başkasına zarar verme riski söz konusu olduğunda, bu durumun aile ve gerekli mercilerle paylaşılması bir zorunluluktur. Bu paylaşım yapılırken öğrenciye dürüst olunmalı, neden haber verildiği ve sürecin onun iyiliği için olduğu net bir şekilde açıklanmalıdır.

  4. Müdahale ve yönlendirme: Okul psikolojik danışmanı/rehber öğretmeni bağımlılık söz konusu olduğunda, tedavi konusunda yol gösterici olmalıdır. Öğrencinin durumu saptandıktan sonra duruma göre okul idaresi ile aileye bilgilendirme ve gerekli yönlendirme yapılmalıdır.

  5. Resmî ve hukuki boyut: Türk Ceza Kanunu’nun 404/3 maddesi uyarınca, her bağımlı adli makamlar takibata başlamadan önce tedavi isteğiyle başvurduğunda hakkında kanuni işlem yapılamaz. Bu bilginin hem aileye hem öğrenciye verilmesi, sonrasında atacakları adımlara dair yardımcı olur.

Sonuç olarak, bağımlılıkla mücadelede sorunu yalnızca ortaya çıktığında fark etmek yeterli değildir. Öğrenciyi koruyacak ilişkileri, becerileri ve destek mekanizmaları önceden güçlendirilmelidir. Okulda kurulan güven bağı, ailede sürdürülen sağlıklı iletişim ve rehberlik servislerinin doğru yönlendirmesi, bu mücadelenin en güçlü dayanaklarıdır. Unutulmamalıdır ki, çocukların ve gençlerin sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesi, onları yalnızca uyarmaktan öte yanında olduğumuzu hissettirmekle mümkündür.