Yeşilay, Dünyanın Farklı Ülkelerinden Bilim İnsanlarını Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nde Bir Araya Getirdi

Yeşilay, Dünyanın Farklı Ülkelerinden Bilim İnsanlarını Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nde Bir Araya Getirdi

Yeşilay, 5. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’ni dünyadan ve Türkiye’den alanında uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirdi. Teknoloji ve dijital bağımlılıklar, COVID-19 döneminin etkileri, oyun ve kumar bağımlılıkları arasındaki ilişki, sosyal medyanın ve akıllı telefonların aşırı kullanımı gibi temaların ele alındığı kongrede yurtdışından 16, toplamda 36 konuşmacı katıldı. Açılış konuşmasını Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk’ün yaptığı kongrenin ana konuşmalarını Queensland Üniversitesi Gençlerde Madde Kullanımı Araştırmaları Ulusal Merkezi’nden Prof. Dr. John B. Saunders, Lausanne Üniversitesi Psikoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Joel Billieux, Kore Katolik Üniversitesi Uijongbu St. Mary's Hastanesi’nden Prof. Dr. Hae Kook Lee ve Flinders Üniversitesi’nden Doç. Dr. Daniel King gerçekleştirdi. 2 gün süren kongre kapsamında 7 oturum düzenlendi.

Kongrenin açılış konuşmasında Yeşilay’ın teknoloji bağımlılığı konusundaki çalışmalara ve araştırmalara öncülük ettiği ve bu alandaki çalışmaları yakından takip ederek gelişen riskleri erken fark ettiğini ve bu kapsamda 5. kez Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’ni düzenlemekten mutluluk duyduklarını belirten Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk şunları söyledi:

“Teknoloji bağımlılığı söz konusu olduğunda farklı bir durumla karşı karşıyayız. Tütün, alkol, madde ve kumar bağımlılıklarıyla ilgili bağımlılık yapıcı nesne ya da durumdan kesinlikle uzak durulmasını söyleyebiliyoruz; ancak teknoloji söz konusu olduğunda durum değişiyor. Hepimiz haberleşme teknolojilerini kullanmak, araştırma yapmak ve eğlenmek istiyoruz ve bunda yanlış bir şey yok. Teknoloji kullanımı bir noktaya kadar ihtiyaç, bu nedenle de tümden reddetmek akıl dışı bir yaklaşım olur; ancak ‘onsuz yapamam’ demeye başlandığında bağımlılık riski ortaya çıkıyor. Üstelik doğumdan değil belki ama 2 yaşından itibaren 80’li yaşlara kadar herkes risk altında; çünkü biz çocuk ayaklandığı andan itibaren onu ekranla, telefonla, tabletle tanıştıran bir nesil görüyoruz. Dolayısıyla da özellikle 2 yaşından itibaren çocuklar ve 30 yaşa kadarki genç yetişkinlerin risk altında olduğunu söyleyebiliriz. Bu yaş grubunda akademik başarıda ve iş başarısında düşüş, sosyal ilişkilerden kaçma, hareketsiz yaşam, sanatsal faaliyetleri sürdürememe gibi pek çok sorun yaşanıyor. O kadar çok değer kaybediyoruz ki, sonra telafisi mümkün olmayabiliyor.”

“İletişimde ve duygularını ifade etmede sorun yaşayan bir nesille karşı karşıyayız”

Kendilerine sosyal alan olarak sanal âlemi seçen çocuk ve gençlerin buradaki riskleri fark etme konusunda da çok yetkin olmadığının altını çizen Öztürk, “Ebeveynlerin içerik ve süreyi mutlaka kontrol altına alması gerekiyor; bu şekilde riski minimize etmek mümkün. Bugün tüm dünyanın risk altında olduğunu söyleyebiliriz. İlişkileri sanal ortamda kuran çocuklar nedeniyle iletişim becerilerinde problem yaşayan, konuşma ve duygularını ifade etmekte sorun olan bir nesille karşı karşıyayız. Sosyal medyanın kullanım şekli de bunun en önemli örneklerinden biri, öfke boşaltma aracı olarak kullanılıyor. Günlük hayatta gördükleri bir kişiye söyleyemeyecekleri sözleri ekran aracılığıyla aktarıyorlar. Bu riskleri yönetmenin yolu bilinçli internet kullanımıdır” dedi.

Yeşilay Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı (TBM) kapsamında her yıl 8 milyon öğrenciye ve 3 milyon yetişkine teknoloji bağımlılığı konusunda farkındalık kazandırırken, Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek Yetenek Yarışması ile öğrencilerde küçük yaşlardan itibaren bağımlılıklarla ilgili farkındalık oluşturulması hedefleniyor. Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) çatısı altında da bağımlılara ve ailelerine ücretsiz psikososyal destek sunuluyor.

Günde 3-4 saatten fazla online oyun oynamak bağımlılık riski taşıyor

Queensland Üniversitesi Gençlerde Madde Kullanımı Araştırmaları Ulusal Merkezi’nden Prof. Dr. John B. Saunders kongrede “Oyun oynama bozukluğu: Pandemi çağının zorluklarıyla karşılaşma” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Günümüzde oyun oynama bozukluğunda dijital devrimin ve COVID-19 pandemisinin 2 önemli etken olduğunu belirten Saunders şunları söyledi:

“COVID-19 tüm dünyada yaşamı etkiledi, koruyucu tedbir olarak kapanmalar yaşandı. Sosyal izolasyon özellikle gençler ve yaşlıları çok etkiledi; anksiyete bozuklukları, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu yaşayanlar oldu. Oyun endüstrisi bu dönemde ‘farklı yerlerde ama birlikte oynama’ gibi söylemlerle faaliyetlerini sürdürdü. Mart 2020’den itibaren oyun kullanıcılarının Amerika’da 28 milyon, İngiltere’de 8,6 milyon arttığını görüyoruz. Mobil oyun kullanıcılarına baktığımızda ise Amerika’da yüzde 28, İngiltere’de yüzde 50, Güney Kore’de yüzde 34 ve Almanya’da yüzde 25 artış var. Üstelik kullanıcıların yarısından fazlası daha sonra da oyun oynamaya devam edeceğini söylüyor; yani bu artış dönemsel bir artış değil; ancak burada önemli olan bu aktivitenin ne zaman tehlikeli ve riskli hale geldiği. Araştırmalar günde 3-4 saatten fazla online oyun oynamanın risk taşıdığını gösteriyor. Bunun dışında akademik performans, anksiyete, depresyon, otizm, ebeveyn ilişkilerinde bozulmalar gibi belirtiler de ortaya çıkabiliyor. Oyun oynama üzerinde kontrol kaybolduğunda, oyuna verilen önem arttığında ve kişi negatif sonuçlarına rağmen oyun oynamaya devam ettiğinde biz bunu artık oyun oynama bozukluğu olarak tanımlıyoruz.”

Tedavide amacın oyun dışı internet kullanım alışkanlığını sürdürmek olduğuna değinen Saunders, COVID-19 döneminde aktivite planı yapmak, düzenli uyku ve sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres azaltma tekniklerini öğrenme, çocukların elektronik aletlere erişimini planlama, online oyun sürelerini sınırlama gibi tekniklerin önleyici çalışmalar açısından önemli olduğunu vurguladı.

Uzaktan eğitim döneminde öğrencilerin yüzde 65,5’inin dijital medya kullanımı arttı

COVID-19 pandemisinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini “COVID-19 ve aşırı dijital kullanım: Mevcut durum ve önleme stratejisi” başlıklı sunumunda anlatan Kore Katolik Üniversitesi Uijongbu St. Mary's Hastanesi’nden Prof. Dr. Hae Kook Lee şöyle konuştu:

“COVID-19 hastalığına yakalanma endişesi zamanla düşüyor; ancak depresyon, anksiyete ve intihar eğiliminin zamanla arttığını görüyoruz. Kore’de yapılan bir araştırmaya göre 2018 yılına oranla depresyonda 6 kat ve intihar eğiliminde 3,5 kat artış var. Bu durum yakın ilişkilerin kurulamamasından ve sosyal hayatın bitmesinden kaynaklanıyor. Bireyler hazzı, online alanlarda aramaya başlıyor ve burada da bağımlılık riski ortaya çıkıyor. Yine Kore’de yapılan bir araştırmada akıllı telefon kullanıcılarının yüzde 44,3’ü ve online oyun oynayanların yüzde 24,4’ü bu aktivitelere ayırdıkları zamanın arttığını belirtiyor. Bu artışın özellikle 20’li yaşlardaki bireylerde meydana geldiği görülüyor. Uzaktan eğitim nedeniyle öğrencilerin bilgisayar karşısında daha uzun zaman geçirmesi, onlar açısından da riski artıyor. Öğrencilerin yüzde 65,5 dijital medya kullanımının arttığını ifade ediyor. Kız öğrenciler akıllı telefon ve alışverişe yönelirken, erkek öğrenciler ise online oyunlar ve yetişkin içerikleriyle daha fazla zaman geçiriyor.”

Ruhsal problemleri olan bireylerin teknoloji bağımlılığı riski geliştirme riskinin de daha fazla olduğunu vurgulayan Lee, “Teknoloji bağımlılığını önlemek için dijital hayatla gerçek hayat arasında denge kurulması, bireylerin ve ve bu bağımlılık alanına özel stratejilerle hem önleyici hem de tedavi edici alanda adımlar atılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Oyun içi harcamalar oyun oynama bozukluğunun bir parçası olabilir

“Çevrim içi oyunlarda yağmalayarak para kazanma” başlıklı konuşmasına COVID-19 pandemisinin oyun sektörünü büyüttüğünü belirterek başlayan Flinders Üniversitesi’nden Doç. Dr. Daniel King, oyun içi harcamalarla ilgili konuşmasında şunları söyledi:

“Geleneksel oyunlara baktığımızda interaktif, karar vermeyi destekleyen, gerçek bir ödülün olduğu, belli yetenekler gerektiren bir mekanizma görüyoruz. Kumarın tanımında ise değerli bir şeyi riske atma, yarış ya da şans unsuru ve belirli bir değerde kazanç elde etme durumu söz konusu. Bugün en çok oynanan dijital oyunlara baktığımızda hem oyunların hem de kumarın belli özelliklerini taşıdıklarını görüyoruz; ancak oyun içi harcama mekanizması kumardan çok daha karışık şekilde işliyor. Oyun endüstrisi oyun içi harcamaları teşvik etmek amacıyla farklı stratejiler kullanıyor. Üstelik kullanıcı ile oyun endüstrisi arasında ciddi bir bilgi eşitsizliği söz konusu. Endüstri kullanıcının oyun alışkanlıklarını, harcadığı zamanı, genel olarak oyun içi harcama trendini biliyor ve buna göre yönlendirmeler yapıyor; buralarda harcanan çok ciddi miktarlar söz konusu. Örneğin, bir kullanıcı oyundaki liderliğini koruyabilmek için 2 milyon dolar harcamıştı. Gençler de ailelerinin kredi kartlarıyla harcama yaparak onları çok ciddi borçlar altına sokabiliyor. Avusturalya’da 8-17 yaş arası her 3 gençten 1’i oyun içi harcama yapıyor.”

Oyun içi harcamaların oyun oynama bozukluğunun bir parçası olabileceğine değinen Dr. King, “Oyun oynama bozukluğuna sahip kullanıcılar, tedavi olduklarında oyun oynamayı durdurmak değil kontrol altına almak istiyorlar. %30’u ise tedaviyi sürdürmüyor. Bu bozukluğa sahip olanların tedavi sürecinde depresif hislerinde de artış olduğunu görüyoruz; çünkü oyunlar dışında bir duygusal dengelenme kaynakları bulunmuyor” dedi.

COVID-19 döneminde bağımlıların tedaviye erişimi zorlaştı

Kongrenin ilk günü Hindistan Ülke Yeşilayı Başkanı Saiju Hameed başkanlığında gerçekleşen oturumda “SF-D6 eğilim puanı ağırlıklandırma paradigması kullanarak kumar sorunları ve zararları için sağlık fayda ölçümleri” başlıklı bir sunum yapan Prof. Dr. Matthew Browne, “Kumar oynama davranışı hayatımızı birçok açıdan olumsuz etkiliyor. Finansal, ilişkisel, duygusal ve psikolojik ve sağlık etkileri ile çalışma ya da akademik hayata ek olarak sosyal alanda da birey olumsuz etkileniyor. Bağımlılık başlayınca birey çok daha fazla para yatırıp büyük maddi kayıplar yaşıyor. Bu durum aile içi huzursuzlukları beraberinde getiriyor. Giderek yalnızlaşan birey yaşadığı utanma ya da pişmanlık duygusunu bazen öfke olarak gösterip suça yönelik davranışlar sergileyebiliyor. Benim bu noktada önerim tedaviden de önce önleme çalışmalarına çok önem vermek. Böylece ciddi sorunlar baş göstermeden bu davranış örüntüsüne son vermek” dedi.

Doç. Dr. Sally Gainsbury “Web sitesi tasarım özellikleri: Riskli çevrim içi kumarda sosyal ipuçları, düzenleyici ipuçları, kumar etkinliğe tüketici koruma uygulamalarının rolü” başlıklı sunumunda “Online sitelerin tasarımları potansiyel riskli davranışlara sebep oluyor. Bu noktada endüstri çeşitli teknolojilerden yararlanarak bireyin psikolojisini ve satın alma davranışını etkilemek için belli başlı stratejiler izliyor. Bu alanda yapılan araştırmalarda sitelere erişimin kolay olması, dijital ödeme kolaylığı, bireyin internetteki davranışları izlenerek oluşturulmuş kişiselleştirmeler ve yorumlama sistemin yıldızlı olması gibi özellikler online kumarı artıran etmenler olarak sıralanıyor” dedi.

Prof. Dr. Atul Ambekar ise;“COVID-19 ve bağımlılık tedavisi: Hindistan’dan bakış” başlıklı sunumunda “Pandemi sürecinde girdiğimiz kısıtlamalar birçok zorluğu beraberinde getirdi. Bağımlılıkların tedavisi için oluşturulmuş merkezlerin kapatılması ve sağlıkçıların COVID-19 ile mücadele için sahada çalışması gibi sebeplerden dolayı bağımlı bireylerin tedaviye ulaşması daha zor hale geldi. Biz de pandemi sürecini tam anlamıyla geride bırakmamışken bu durumu da dikkate alarak bu alandaki çalışmaları nasıl geliştirmeliyiz diye düşünmeliyiz. Bu noktada bağımlı bireylerin daha kırılgan olmalarından hareketle önleme ve rehabilitasyon çalışmalarına erişimi daha kolay hale getirmeliyiz; ancak bundan da önce kanun koyucular başta uyuşturucu madde olmak üzere bağımlılığa sebep olan tüm maddelerin kullanımıyla ilgili düzenlemeler yapmalı” dedi.

Teknoloji bağımlılığı dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğuna yol açabiliyor

T.C. Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Üyesi ve Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Vedat Işıkhan başkanlığında gerçekleşen ikinci oturumda, “Oyun oynama ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB): İki geniş ölçekli araştırmadan sonuçlar” başlıklı bir sunum yapan Prof. Dr. Zsolt Demetrovics “Teknoloji ve internetin sağladığı yararlar, sorunlu kullanımın ve bu alandaki bağımlılığın göz ardı edilmesine neden oluyor. Tam tersi teknoloji popüler ve eğlence amaçlı bir aktivite olarak lanse ediliyor; ancak internet ve bilgisayar kullanımı da tıpkı alkol, madde ya da tütün kullanımı gibi bağımlılığa dönüşebiliyor. Bu durum da beraberinde birçok zararı getiriyor. Bunlardan bir tanesi dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu. Ancak birey internet kullanımını bağımlılık olarak görmediği için bu durumun farkına varamıyor ve inkâr haline bürünüyor. Yapılan araştırmalar özellikle verimli ebeveyn kontrolü ve dikkati olmazsa aşırı internet kullanımının genç ergenlerde dikkat dağınıklığına neden olduğunu gösteriyor” dedi.

“Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve dijital oyunlar” başlıklı bir sunum yapan Prof. Dr. Yankı Yazgan “Stereotip, aynılık üzerinde ısrar, nesnelere bağlılık, sadece belli bir şeye kısıtlı ve odaklı ilgi otizmin belirgin örüntüleri olarak görülüyor. Bu durum dijital oyunlara yönelimde de benzer biçimler alıyor. Sürekli aynı oyunu oynama, aynı fotoğrafı yükleyip silmek ve bunun sonucunda ortaya çıkan rahatlama. Ancak bu rahatlama bireyde bağımlılık davranışını tetikliyor. Bireyin zihninde sürekli internetle meşgul olma isteği ve internet olmadığında hissedilen yoksunluk otizmli bireylerde oyun oynama bozukluklarını tetikliyor” dedi.

Doç. Dr. Daria Kuss “Daima çevrim içi - Bir varoluş biçimi olarak sosyal ağ kurma” başlıklı sunumunda “Tecrübeyi paylaşmak, yaşadığımız her anı kayıt altına almak ve bunu insanlara göstermek bireylere kendilerini daha gerçekçi varlıklar olduğunu hissettiriyor. Bu alanda yapılan araştırmalara baktığımızda istatistikler bize günde 80-90 kere telefon kilidini açtığımızı ve bildirimler geldiğinde ruh halimizin yükseldiğini gösteriyor. Diğer taraftan sosyal medyada bir şeyleri kaçırma korkusu denilen bir durum da söz konusu. Bireyler sosyal medyayı kontrol etmediğinde bir şeyleri kaçırdığını ya da hayatı ıskaladığını düşünüyor. Bu durum da gerçek hayatımızın dışında kendimize yeni bir kimlik kurduğumuz sosyal ağlara yönelime neden oluyor” dedi.

“Bağımlılıkla mücadele veri odaklı kriterler üzerinden yapılmalı”

İlk günün Nijerya Ülke Yeşilayı Başkanı AlHaji Audi Kongila Mohammed başkanlığında yapılan son oturumunda ise Prof. Dr. Marc Potenza “COVID-19 sırasında oyun oynama, pornografi izleme ve internet kullanımının problemli biçimleri” başlıklı sunumunda “Problemli internet kullanımında pandemi ile birlikte birçok değişim yaşandı. Pandemi ile birlikte yaşanan stresin üstüne uzun süren kısıtlamalar da gelince internet kullanım alışkanlığı değişti ve internette geçirilen süre uzadı. Bu durumun farkında olan endüstri de bundan yararlandı. Yetişkin içerikli sitelere ücretsiz erişim kolaylığı sağlandı. Diğer taraftan online oyun endüstrisi de stresi azalttığı gerekçesiyle çeşitli indirimler ya da hediye bakiyelerle insanları bu alana çekmeye çalıştı. Tüm bunlar sorunlu internet kullanımı ile birlikte anksiyete ve depresyona sebep oldu” dedi.

“Ne kadarı çok! Uluslararası verileri kullanarak düşük riskli kumar oynama kuralları oluşturma” başlıklı bir sunum yapan Prof. Dr. David Hodgins “Bağımlılık üzerine yapılan çalışmalarda spesifik ve kanıta dayanan verinin yeterli olmaması bu alandaki eksikliklerin başını çekiyor. Önleme çalışmaları ise sigara sağlığa zararlıdır gibi genel söylemler üzerinden yapılıyor. Dolayısıyla da zararı tespit etmek daha zor oluyor. Klişeleşmiş söylemler ya da geçerliliğini yitirmiş bilgiler yerine bağımlılık türlerinin fiziksel, duygusal, sosyal ya da psikolojik gibi birbirine entegre olmuş ama aynı zamanda farklı alanlara denk düşen etkilerini inceleyerek hareket etmeliyiz. Örneğin, kumar söz konusu olduğunda harcanan para, oynama sıklığı, bireyin en çok oynadığı kumar tipi ve buna benzer kriterler üzerinden etkileri belirlemeliyiz” dedi.

“Oyun oynamada mikro hareketler” başlıklı bir sunum yapan Dr. Adayı Daniel Spritzer “Oyun içindeki mikro hareketler kumar oynama davranışlarını tetikleyen bir kriter olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, savaş ya da strateji oyunlarında daha donanımlı bir kıyafet almak ya da silah almak mikro hareket olarak tanımlanabilir. Birey aldığı silah ya da benzeri bir eşya ile daha donanımlı ve avantajlı hale geldiği için oyun içindeki mikro hareketleri dolayısıyla da satın alma işlemleri artıyor. Bu da oyun içinde harcadığı süreyi uzatıyor. Diğer taraftan satın alınan bu ögeler aracılığıyla bir kimlik de oluşuyor, oyuncuların oyunda tanınmasını sağlıyor. Tüm bu etmenler birleşince de sorunlu oyun oynama davranışı nüksediyor” dedi.

Teknoloji bağımlılığı kamu sağlığını derinden etkileyen sorunlara yol açıyor

Kongrenin ikinci günündeki oturumlardan ilki Malezya Ülke Yeşilayı Başkanı Ahmad Mohammed Fairuz başkanlığında gerçekleşti. Oturumda “COVID-19’un problemli oyun ve kumar oynama üzerindeki etkisini değerlendirme: Uluslararası bir kilit bilgi kaynağı anketinin sonuçları ”başlıklı bir sunum yapan Dr. Natacha Carragher “Sosyal kısıtlamalar, mekânların kapatılması ve spor faaliyetlerinin iptal edilmesi gibi toplumsal yaşamı sekteye uğratan durumlar dijital eğlence ile meşguliyeti arttırdı. Dijital mecralarda geçirilen zamanlar sağlıksız yaşam örüntüleri geliştirdi: Uyku sorunu, hareketsiz yaşam, kilo artışı, dikkat eksikliği, anksiyete gibi sorunlar baş gösterdi. Özellikle daha kırılgan olarak tanımladığımız ön ergenlerde de oyun konsollarını satın alma, mobil kumar oyunlarını indirme, dijital mecralarda kumar grupları geliştirme oranları arttı. Halk sağlığını tehdit eden bu yeni durumlar için endüstrinin hizmet olarak gördüğü alanlardaki boşlukları tespit edip düzenlemeler geliştirilmesi gerekiyor” dedi.

“Oyun oynama bozukluğunun yol açtığı halk sağlığı sorunlarını hafifletme” başlıklı bir sunum yapan Dr. Sophia Achab “Bir sağlık sorunu olarak oyun oynama bozuklukları dünya genelinde alarm verecek düzeye ulaştı. Özellikle gençlerde hazzın derhâl elde edilmesi isteği, söylemin kutuplaşması, kendini kıyaslama gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bu sorunlar yetişkinlik dönemini derinden etkileyecek ve kimlik oluşturma sürecini zedeleyecek problemler olduğu için tedavi sürecine gerek duymadan önleme çalışmalarına önem vermeliyiz. Bu alanda giderek artan talebi de göz önüne aldığımızda birey özelinde hazırlanmış önleme programları, kişisel ihtiyaçların bilincinde olan sağlık çalışanları ve psikolojik, sosyal ve fiziksel alanların birbirine entegre olduğu çalışmalar oldukça önemli” dedi.

Psikiyatrist Jiang Long “Oyun oynama bozukluğuna dair Çin Ulusal Sağlık Komisyonu tarafından yakın zaman önce yayımlanan ulusal klinik kılavuzlar ve uzman konsensüsü ” başlıklı sunumda “Çin’deki verilere baktığımızda 2017 yılının sonunda 517 milyon 930 bin oyun oynama kullanıcısı olduğu görülüyor. Çin Ulusal Sağlık Komisyonu’nun yaptığı araştırmaya göre oyun üzerindeki kontrolün kaybedilmesi, oyun oynamanın günlük faaliyetlerin önüne geçmesi oyun bağımlılığı olarak tanımlanıyor. Oyun oynamayı bağımlılık olarak belirlemede süre de önemli. Genelde 12 aylık süre zarfında ortaya çıkıyor ancak şiddetliyse bunu 6 aya indirebiliyoruz. Bu kadar çok oyun oynayan birey sayısı elbette kamu sağlığını olumsuz etkileyen sonuçları beraberinde getiriyor. Okul-iş performansında düşme, problemli sosyal etkileşim, şiddete meyilli olma gibi sorunlar gözlemleniyor. Bu durumların önüne geçmede tedavi ilkeleri oldukça önemli. Bağımlılık oluşmadan önleme ilk amaç. Bunu kanıta dayalı olma, etik ilkeleri dikkate alma, bilişsel müdahale izliyor” dedi.

Ekran zamanı günde 5 saat ve üstü olan ergenlerde intihar düşünceleri yüzde 48

Yeşilay Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Peyami Çelikcan başkanlığındaki oturumda Game Quitters’ın kurucusu Cam Adair “Ready Player 2021: Oyun oynama bozukluğu, akış ve elektronik sporlar” başlıklı sunumda “Kendi kişisel deneyimimden yola çıkarak şunu ifade edebilirim: Ben de bir oyun bağımlısıydım, farklı mecralarda bu bozukluğu aşmak için yardım aradım ancak bulamadım. Game Quitters’ı kurmamdaki en büyük etken buydu. İnsanların arayıp da bulamadığı yardımı insanlara ulaştırmak. Bugün yardım arayanların oranına baktığımızda her ay yaklaşık 75 bin insan GamaQuitter.com’da yardım arıyor. Bunların yüzde 60’ını 18-24 yaş arasındaki bireyler oluştururken bu oranın yüzde 90’nı ise erkeklerden oluşuyor. GameQuitter.com’da yardım arayanların yüzde 30’u ise ebeveynler, bireyin yakın çevresi” dedi.

Prof. Dr. Kemal Sayar ve Berna Yalaz ise “Sanal yorgunluk” üzerine sunum yaptı. Prof. Dr. Kemal Sayar pandemi ile birlikte bireylerin hayatında daha fazla yer almaya başlayan dijital toplantı mecraları üzerine istatistikleri paylaştı. Prof. Dr. Kemal Sayar “Aralık 2019’da dünya genelinde 10 milyon olan kullanıcı sayısı, 5 ay içinde 300 milyona ulaştı. Bu noktada Zoom yorgunluğu olarak tanımladığımız durum ortaya çıktı.” dedi. Teknolojinin sebep olduğu yorgunluğa değinen Berna Yalaz ise “Etrafımızı saran belirsizlikler duygusal ve bilişsel sistemimize alarm verdiriyor. Fiziksel olarak bağ kuramayınca dijital ağlara yönelmeye başlıyoruz. Odak süremiz düşüyor. Bunun için hobilerimize ve sevdiklerimize kesintiye uğramayan zamanlar ayırmalıyız. Pandeminin getirdiği tek bir mekânda çok iş yapma halini olabildiğince minimuma indirmeliyiz” dedi.

Doç. Dr. Orhan Gürsu “Teknoloji bağımlılığı ile mücadelede din” başlıklı sunumunda “İnternetin sorunlu kullanımı tüm yaş gruplarını olumsuz etkiliyor; ancak çocuklar ve gençler çok daha kırılgan. Ekran süresi günde 5 saat ve üstü olan ergenlerde intihar düşünceleri yüzde 48, 1 saat ekran başında kalanlarda ise bu oran yüzde 28’e düşüyor. Beyin üzerinde yapılan çalışmalar da beynimizin internet bağımlılığından olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Buna paralel olarak yapılan çalışmalarda yıllarca dua eden insanların etmeyenlere göre beyinlerinde artan bir aktivite olduğunu ve dua esnasında prefrontal lobun aktif hale gelerek daha sağlıklı kararlar aldığı ortaya çıkıyor” dedi.

Yetkin ebeveynlik bağımlılık sürecinde çok önemli

Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Balcı’nın üstlendiği oturumda Prof. Dr. Kültegin Ögel“ İnternet bağımlılığının tedavisinde iyi ve kötü haberler” başlıklı sunumunda “İnternet bağımlılıklarında psikoterapilerle iyileşmek önemli ancak beyin hasarı oluşmadan hızlı davranmak gerekiyor. Bilişsel davranış terapisi ile bağımlılık semptomları ve depresyon azalıyor. Ancak anksiyete ve internette geçirilen zaman üzerinde etkili değil. Bütün terapi türlerindeki en önemli nokta ise bağımlılığı erken dönemde yakalamak” dedi.

“İnternet oyun oynama bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde ebeveyn tutumları” başlıklı bir sunum yapan Prof. Dr. Gül Karaçetin “Yetkin ebeveynlik bağımlılık sürecinde çok önemli. Çocuğu aşırı kısıtlama ve çocuğa karşı otoriter davranma ya da aşırı serbestlik ile çocuğun her şeyi yapmasına izin verme hatalı ebeveyn davranışları. Bunun yerine ebeveynler tek taraflı iletişimin önüne geçip dengeli ve kararlı bir tutum sergilemeli. Sağlıklı iletişim kurarak çocuklara internetin aşırı kullanımının zararlarını gerekçelerle birlikte açıklamalı” dedi.

Yeşilay Genel Başkan Vekili Dr. Mehmet Dinç “Çocuk ve gençlerin sanal dünyası: Ebeveynler ve eğitimciler için bir rehber” başlıklı sunumunda “Bağımlılık sürecinde tek taraflı iletişim verimli değil. Çocukları ve gençleri dinlemek, onların tecrübelerini keşfetmek önemli. Onları dinlerken uzman pozisyonunda değil, beraber bir şeyleri keşfetmeye çalışan bireyler olarak konumlandırmalıyız kendimizi. Dijital dünyayla ilgili öğeleri tanımlamanın ve gençlerin bunları nasıl algıladığının peşine düşmeliyiz. Gençlerin en çok şikâyetçi oldukları konu onların teknolojiyle sadece zararlı şeyler yaptıklarını düşünmemiz. Bu yüzden üç nokta çok önemli: Gençler hakkında onlar adına konuşmak yerine onlarla irtibatta kalıp onların sesini duyurmalıyız, gençler dijital teknolojileri kendilerini suça veya şiddete bulaşma ya da zorbalığa maruz kalma gibi durum ve davranışlardan korunmak için bu kadar fazla kullanıyorlar ve dijital teknolojileri kullanırken değerlerini korumaya çalışıyorlar” dedi.

Yoğun sosyal medya kullanımı olumsuz sonuçları da beraberinde getiriyor

Kongrenin Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Osman Tolga Arıcak başkanlığındaki son oturumda ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Güvenli İnternet Merkezi Koordinatörü Dr. Şahin Bayzan “Aşırı sosyal medya kullanımı: Türkiye’de ve dünyada mevcut durum” başlıklı sunumunda “Yapılan araştırmalara göre sosyal medyanın üç temel özelliği var. Sosyal medya ağdaki herkesi eşzamanlı olarak içerik üreticisi, dağıtıcısı ve tüketicisi haline getiriyor; sosyal medyanın gücü kullanıcıları arasındaki tanımlanamayan ve ön görülemeyen bağlantılardan ileri geliyor ve son olarak sosyal medya kullanıcılarının kendi aralarındaki etkileşimi büyük ölçeklerde ve daha önce mümkün olmayan hızlarda koordine etmelerine olanak tanıyor. Bu üç temel özellik sayesinde bir dakika içinde dahi etkileşim oranı çok yüksek oranlara ulaşabiliyor. Tüm bunlar olumlu gibi gözükse de yoğun sosyal medya kullanımı olumsuz sonuçları da beraberinde getiriyor. Siberkondria adı verilen internette aşırı ve tekrarlayan bir şekilde sağlıkla ilgili bilgi araması, nomofobi olarak isimlendirilen telefonsuz kalma korkusu ve fomo olarak literatüre geçen herkesten ve her şeyden haberdar olma isteğinin patolojik boyutu” dedi.

“Yeşilay’ın teknoloji bağımlılığını önleme ve müdahale çalışmaları” başlıklı sunumda Dr. Hakan Çetin ve Uzm. Psikolog Melike Şimşek “Bağımlılık alanında yapılan çalışmalarda önleme önemli. Çünkü tedaviye harcanan paranın az bir kısmı dahi önlemeye harcanırsa tedaviye ihtiyaç duyulmuyor. Bu bakımdan Yeşilay da birincil önleme çalışmalarına oldukça fazla önem veriyor. Okul temelli ve pedogojiyi dikkate alarak hazırlanan bilimsel ve kanıta dayalı Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Programı’nı geliştirdik. İkincil önleme çalışması olarak da Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı’nı hayata geçirdik. Bu programın değerlendirme, müdahale ve izleme olarak üç aşaması var. Bu programlar sayesinde tedaviye gerek kalmadan bağımlılıkların önüne geçiyoruz. Diğer taraftan tedaviye de gerekli özeni gösteriyoruz. Bu süreçte sorunu tanımlamak, düzeyi değerlendirmek, zararı azaltmak ve yok etmek, gerekirse tıbbi destekle ilerlemek, farkındalığı arttırmak gibi faktörler çok önemli” diye konuştu.

Üniversitelerde verilen Teknoloji Bağımlılığı dersinin yarattığı farkındalıkla sunum yapan Dilan Dolan ve Nisa Nur Peker kendi tecrübeleriyle konuya katkıda bulundu. “Teknoloji bağımlılığına genç bakış” başlıklı sunumda Nisa Nur Peker “İyileştirme ve düzenleme becerisi kendimizi fark etme becerisini yakaladığımızda oluyor” diye düşüncelerini ifade ederken Dilan Dolan “Kabul etmek bu işin en zor kısmı. Fiziksel ve psikolojik yoksunluk hissettim. Neler yapabilirim diye düşündüm. Geçici çözümler yerine iç motivasyonumu arttırdım” dedi.

Kongrede ayrıca Türkiye’nin farklı illerinden gelen ve internetle ilişkili davranışsal bağımlılıkların özgül yüzleriyle ilgili konularda kendi kuşaklarının bakış açısını ele alan lise öğrencilerinin sunumlarına da yer verildi.