Makaleler
davranissal-bagimliliklar-onemli-bir-halk-sagligi-problemi-haline-gelmis-durumda.jpg

Doç. Dr. Merih Altıntaş: “Davranışsal Bağımlılıklar Önemli Bir Halk Sağlığı Problemi Hâline Gelmiş Durumda”

Davranışsal bağımlılıklar aile ilişkilerini nasıl etkiliyor? Özellikle eşler arasındaki güven, iletişim, duygusal yakınlık ve birlikte geçirilen zaman açısından hangi temel değişimler gözlemleniyor?

Kumar oynama davranışı, dijital oyunlar, kontrolsüz alışveriş ve problemli pornografi gibi bağımlılığa yol açabilen bazı davranışsal problemler yalnızca bireyin yaşamını etkilemekle kalmaz, aile sisteminin işleyişini de olumsuz etkiler. Bu konuda eş ilişkilerinde güven, iletişim, duygusal yakınlık ve birlikte geçirilen zamanın yetersizliği gibi konular ön planda yer alır. Davranışsal bağımlılıklarda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan olumsuz durumların öğrenilmesi bireyin eşinde ciddi bir hayal kırıklığı ve güven zedelenmesi yaratır. Bunun yanında gerçeği inkâr etme, örneğin kumar oynadığını ya da borçlarını gizleme ya da sorumluluklarını yerine getirmeme ve sorunlu davranışla aşırı meşgul olma, gibi durumların görülmesi eşler arasındaki güvenin zedelenmesine yol açar. Kayıplar ve gereksiz harcamalar, problemli davranışlara ayrılan zaman ile çevrim içi etkinliklerin gizlenmesi; yalanları ve tutarsız açıklamaları artırarak ilişkinin zarar görmesine yol açar. Özellikle kumar ve alışveriş bağımlılığı gibi finansal bağımlılıklarda borçların birikmesi ve ailenin parasının kontrol dışı kullanımı kişinin eşinde öfkeye neden olur. Sonuçta ilişkide sürekli kuşku, kontrol etme davranışları ortaya çıkar. Çiftler arasında çoğu zaman suçlama ve karşılığında savunma ya da kaçınma şeklinde bir iletişim oluşmaya başlar. Bu iletişim döngüsünden çıkamayan çiftlerde gerginlik artabilir ve sıklıkla tartışmalar yaşanır. Sonuçta ilişkide ciddi duygusal kopuşlar ortaya çıkabilir. Bu durum da ilişkide ihmal ve yalnızlık duygularını artırır. Kişinin ilgisi, zamanı, enerjisi bağımlılık davranışına yöneldikçe duygusal paylaşım azalır; eşlerden diğeri kendisini değersiz ya da yalnız hissedebilir. Bazen kişiler fiziksel olarak birlikte olsalar bile uzun süre ekran başında olma, ilgili davranışla zaman geçirme, aklın başka yerde olması çiftlerin “yan yana ama ayrı bir yaşam” sürdürmelerine yol açar. Bunun yanında bağımlılık davranışı olmayan eş; çocuklar, ev, aile ekonomisi gibi konularda sorumluluk üstlenerek hayatı sırtlandığı gibi öfke ve tükenmişlik hisseder ve depresif bir ruh hâli içinde olabilir. 

Bu davranışlar süreklilik kazanarak bağımlılığa dönüştüğünde, çok daha ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrılık ya da boşanma olasılığı artarken, çocuklarda güvensizlik duyguları ve davranış sorunları gelişebilir. Buna ek olarak, geniş aileyle ilişkilerde çatışmalar yaşanması ve onların güven ve desteğinin kaybedilmesi de sık görülen durumlardandır.

Eşler arasındaki ilişki dinamikleri davranışsal bağımlılıktan nasıl etkileniyor? Bağımlılık davranışı evlilik içi çatışmaları, beklentileri ve rollerin dengesi üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?

Davranışsal bağımlılıklar, eşler arasındaki ilişki dinamiklerini derinden etkileyerek evlilik içi dengelerin bozulmasına yol açabiliyor. Sık sık yaşanan çatışmaların ve tartışmaların çoğu zaman bağımlılık etrafında yoğunlaştığını gözlemlemekteyiz. Bir taraf bazen suçlayıcı, kontrolcü ancak tükenen bir role bürünürken; diğer taraf sıklıkla savunucu bir tutum sergileyerek ilişkiye devam eder. Zamanla eşlerin birbirinden beklentileri karşılanamaz hâle gelir ve duygusal alanda da kırılmalar ortaya çıkar. Yani ilişkinin gerçek ve doyum veren paterni değişir, başka bir şekle bürünür. Bağımlılık çerçevesine sıkışıp kalan ilişki, bazı çiftler tarafından âdeta bir mücadele gibi de tanımlanmaktadır.

DAVRANIŞSAL BAĞIMLILIKLARDA ERKEN UYARI İŞARETLERİ

Çocuklarda görülen davranışsal bağımlılıklara karşı aileler neler yapmalı? Önleme ve erken müdahale açısından hangi uyarı işaretlerini dikkate almalı, günlük yaşamda nasıl sınırlar koymalı ve hangi aşamada profesyonel destek aramalılar?

Çocuklarda görülen davranışsal bağımlılıklara karşı ailelerin temel hedefi; önlemek, erken fark etmek ve zamanında müdahale etmek olmalıdır. Erken yaşlardan itibaren dengeli dijital kullanım alışkanlıkları kazandırmak önleme açısından çok önemlidir. Çocukları spor, sanat ve akranlarla sosyal paylaşımlar gibi ekran dışı etkinliklere yönlendirmek gerekir. Bunun yanında, çocuklardan beklenen davranış modellerinin ebeveynler tarafından da benimsenmesi ve günlük yaşamda uygulanması büyük önem taşımaktadır. Örneğin, eve geldiğinde elinden telefonu düşürmeyen, ailesiyle iletişim kurmak yerine çevrim içi ortamlarda zaman geçiren bir ebeveynin çocuğuna “O telefonu bırak, dersini yap” demesi ne samimi ne de etkili bir uyarı olacaktır.

Davranışsal bağımlılıklara ilişkin bazı erken uyarı işaretleri vardır. Örneğin, çocuğun bağımlılık davranışı engellendiğinde aşırı öfke ya da huzursuzluk gösterebilir. Okul başarısında düşme, sosyal ilişkilerden geri çekilme, uyku ve yeme düzeninde bozulma, sorumluluklardan kaçma, bazı şeyleri gizleme gibi durumlar gözlenebilir. Bu belirtilerden herhangi biri varsa aile konuya önem vermeli ve çocuğu daha dikkatli bir şekilde gözlemlemeli ve durumun süreklilik kazanmasının önüne geçmelidir. Bağımlılık bir süreçtir ve ne kadar erken müdahale edilirse yönetimi o kadar kolay olur.

Günlük yaşamda aileler net ve tutarlı sınırlar koymalıdır. Sınırlar koyulurken cezalandırıcı değil, açıklayıcı ve ilişkiyi koruyucu bir tutum benimsenmelidir. Ekran süresi ve içerik için açık kurallar konulmalı; tablet, telefon, bilgisayar gibi cihazlar ortak alanlarda kullanılmalıdır. Bunun yanında aile ile birlikte geçirilen kaliteli zamanın artırılması ve çocuğun ve ailenin bundan zevk alıp yaşamlarının bir parçası hâline getirmesi önemlidir.

Bağımlılık davranışı çocuğun işlevselliğini belirgin biçimde bozmuş, aile içi çatışmalar artmış ya da ebeveynlerin koyduğu sınırlar etkisiz kalmışsa profesyonel destek almak yerinde olacaktır.

Teknoloji çağındayız, insan-makine ilişkisi gün geçtikçe artıyor. Davranışsal bağımlılık ne zamandan beri hayatımızda? Sayısal veriler bize ne söylüyor?

Davranışsal bağımlılıklar aslında çok yeni durumlar değil, ancak teknolojik gelişmelerle birlikte görünürlüklerinin ve yaygınlıklarının belirgin biçimde arttığını söyleyebilirim. Kumar bağımlılığı yüzyıllardır bilinmekte ama “internet bağımlılığı” kavramı ilk kez 1990’lı yılların ortasında, yaygın internet kullanımıyla birlikte hayatımıza girdi. Bunu çevrim içi oyunlar, sosyal medya, akıllı telefonlar ve dijital platformlarla ilişkili bağımlılık davranışları izlendi. Özellikle 2000’li yıllardan sonra, teknolojinin taşınabilir, hızlı ve sürekli erişilebilir hâle gelmesi bağımlılık riskini artıran temel kırılma noktası oldu.

Yakın zamandaki sayısal veriler, davranışsal bağımlılıkların özellikle çocuklar, ergenler ve genç yetişkinler arasında hızla arttığını göstermektedir. Uluslararası çalışmalar problemli internet ve dijital oyun kullanım oranlarının gençlerde çoğu ülkede yüzde 5-15 aralığında seyrettiğini, riskli kullanımın ise bunun çok üzerinde olduğunu ortaya koymaktadır. Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla kişilerin günlük ekran süreleri de artış göstermiştir. Özellikle pandemi dönemi, çevrim içi geçirilen zamanı ve buna bağlı bağımlılık davranışlarını daha da hızlandırdı. Bu veriler, davranışsal bağımlılıkların bireysel bir sorun olmaktan çıkıp önemli bir halk sağlığı problemi hâline geldiğini açıkça göstermektedir.

“SANAL KUMAR BAĞIMLILIĞI TÜM AİLEYİ TEHDİT EDEN BİR SORUNDUR”

Sanal kumar bağımlılığı aile dinamiklerini nasıl sarsıyor?

Sanal kumar bağımlılığı aile dinamiklerini en hızlı ve yıkıcı biçimde sarsan davranışsal bağımlılıkların başında gelmektedir. Kumarın bir süre gizlenebilir olma özelliği bağımlılığın fark edilmesini geciktirirken kayıpların hızla büyümesine yol açmaktadır. Bize tedavi için başvuran kişiler genellikle aileleri kumar oynadıklarını öğrendiklerinde, borçları oluştuğunda, ailevi, mesleki ya da adli sorunlarla karşı karşıya kaldıklarında bize geliyorlar. Kişinin eşiyle olan ilişkisinde önce bu durumları gizleme, sonra inkâr ve yalan gibi bir sistem işlese de sonradan problemlerle yüz yüze kalınır. İlk planda hayal kırıklığı yaşayan aile bireyleri daha sonra güven kaybı yaşarlar. Özellikle bağımlılığın doğasını bilmeyen aile bireyleri zaman zaman suçlayıcı, zaman zaman destekleyici olup aslında bir süre durumu anlamlandırma çabası içinde savrulurlar. Kişinin, “Bir daha oynamayacağım, bu sondu” sözü sonrası yeni kayıpların olması, aile üyelerinde kişiye olan güven ve inancın kaybolmasına ve aile bireylerinin de psikiyatrik desteğe ihtiyaç duyduğu tablolara yol açmaktadır. Bunun yanında çocuklar da evde artan gerginlik, duygusal ihmal ve belirsizlik ortamında kaygı, güvensizlik ve davranış sorunları geliştirebilir. Sonuçta sanal kumar, yalnızca bireyi değil, ailenin duygusal, ekonomik ve ilişkisel bütünlüğünü tehdit eden sistemik bir sorun hâline gelir.

“AİLENİN TEDAVİ SÜRECİNE DÂHİL EDİLMESİ TERCİH DEĞİL, GEREKLİLİKTİR”

Bu konudaki klinik deneyimleriniz bize ne söylüyor? Aileyi sürece dâhil etmenin iyileşme üzerindeki etkisi, bağımlılığın seyrine dair gözlemleriniz ve alanda öne çıkan ihtiyaçlar hakkında neler paylaşabilirsiniz?

Klinik deneyimlerim ve gözlemlerim davranışsal bağımlılıkların bireysel değil aile temelli olarak ele alındığında daha iyi sonuçlar verdiğini gösteriyor. Ailenin tedavi sürecine dâhil edilmesini tercihten öte mutlaka gerekli olan bir durum olarak görüyorum. Öncelikle şeffaf, dürüst, gizli olmayan, samimi ve destekleyici bir süreç yönetilmeli. Bağımlılık sorunu olan kişi, aile bireyleri ve tedavi verenin iş birliği içinde olması başarının temel şartıdır. Bireyin yanı sıra ailenin de psikoeğitim alması, temel bağımlılık bilgisinden, yakınının yaşadığı sürecin anlaşılmasına kadar her aşamada bilgilendirilmesini sağlar. Bu durum, neyin neden yapılacağını anlamaya ve sürece doğru biçimde destek olmaya yardımcı olur. İletişim becerilerini güçlendiren ve çatışmaları azaltmaya yönelik müdahaleler ise iyileşme motivasyonunu artırmaktadır. Ebeveynlerin çocuklara karşı tutarlı yaklaşımı, ortak bir dil ve tutum sergilemesi çocuk için önemli bir koruyucu faktördür. Özetle, en hızlı ve kalıcı iyileşme ancak ailenin sürece aktif biçimde katılmasıyla mümkündür.

Alanda öne çıkan ihtiyaçlar arasında, erken tanı ve müdahale konusunda ailelerin ve toplumun farkındalığının artırılmasına yönelik çalışmaları sayabilirim. Erken tanıma araçlarının yaygın kullanılması, ailelere yönelik yapılandırılmış müdahale programlarının yaygınlaştırılması bu konuda fayda sağlayabilir. Davranışsal bağımlılıklar, hızla önemli bir halk sağlığı sorunu hâline gelmektedir. Bu nedenle, söz konusu davranışların bağımlılık düzeyine ulaşmadan önce aileler tarafından erken dönemde fark edilmesi, önleyici adımların atılması ve gerekli müdahalelerin doğru ve zamanında yapılması büyük önem taşımaktadır. Benzer durumların saptanması hâlinde vakit kaybetmeden uygun bir tedavi kurumuna başvurulması gerekmektedir. Bu alanda hizmet veren ve ailelerin kolaylıkla erişebileceği merkezlerin yaygınlaştırılması, etkili bir mücadele için temel bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, bu alanda görev alacak nitelikli profesyonellerin sayısının artırılması, gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçların karşılanabilmesi açısından gerekli ve kaçınılmaz görünmektedir.

“YEŞİLAY SORUNU ÇOK BOYUTLU BİR ÇERÇEVEDE ELE ALIYOR”

Yeşilay’ın özellikle sanal kumar başta olmak üzere önümüzdeki dönemde yürütmeyi planladığı önleyici çalışmalar hakkında neler söylemek istersiniz? Toplumsal farkındalık, riskli davranışların erken tanınması ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi açısından nasıl bir yönelim görüyorsunuz?

Yeşilay’ın özellikle davranışsal bağımlılıklar alanındaki önümüzdeki dönem yaklaşımı; sorunu çok boyutlu bir çerçevede ele alarak, bağımlılıkla etkin mücadeleyi; önleme, erken müdahale, toplumsal farkındalık, tedavi ve rehabilitasyon eksenlerinde yürütmek şeklinde özetlenebilir. Toplumsal farkındalık açısından, yalnızca bireyi değil aileyi, öğretmeni ve toplumu kapsayan çok katmanlı bir yaklaşım öne çıkıyor. Okul temelli programlar, gençlere yönelik dijital okuryazarlık çalışmaları ve ebeveyn eğitimleri bu sürecin bazı önemli noktalarıdır. Yeşilay Danışmanlık Merkezleri (YEDAM) riskli davranışların erken tanınması için tarama, danışmanlık, psikolojik destek, yönlendirme ve rehabilitasyon gibi hizmetlerle bu alana katkılar sağlamaktadır. Yeşilay, önleyici çalışmaları ve bağımlılıkla mücadelede yarattığı kalıcı farkındalıkla toplum için güçlü bir dayanak oluşturmakta ve bunu daha da güçlendirmeyi hedeflemektedir.

Davranışsal bağımlılıklar alanında Yeşilay’ın literatüre katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, yayınlar ve saha programları alanda nasıl bir boşluğu dolduruyor? Gelecek dönemde literatüre katkının hangi boyutlarda derinleşmesini bekliyorsunuz?

Yeşilay’ın davranışsal bağımlılıklar alanındaki literatüre katkılarının ülkemiz için çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar yürütülen bilimsel çalışmalar, raporlar ve yayınlar; özellikle kumar, dijital oyun, internet bağımlılığı, problemli pornografi kullanımı gibi alanlarda ulusal verilere büyük katkı sağlamıştır. Yeşilay’ın saha programları ve danışmanlık hizmetlerinden elde edilen deneyimler, bu bilginin teorik ortama aktarılıp yeni planlamaların bu doğrultuda ve bilimsel kanıtlara dayanılarak oluşturulmasına olanak sağlamaktadır.

Bu çalışmalar, davranışsal bağımlılıkların erken risk göstergeleri, aile içi dinamiklerle ilişkisi ve önleyici müdahalelerin etkisi konusunda politika yapıcılar ve uygulayıcılar için yol gösterici bir çerçeve oluşturmuştur. Özellikle önleme ve farkındalık temelli programlar, koruyucu ruh sağlığı perspektifine güçlü bir katkı sunmaktadır. Yeşilay’da bir Bilim Kurulu bulunmakta ve birçok çalışma ve planlama için bu kuruldan bilimsel destek alınmaktadır. Ayrıca Yeşilay, davranışsal bağımlılıklar alanında uluslararası düzeyde söz sahibi bir konuma ulaşmış; çok sayıda sempozyum ve kongrenin düzenlenmesinde etkin rol üstlenmiş, uluslararası çalışmalara aktif olarak katılmış ve birçok önemli kurum ve kuruluşla iş birliği içinde çalışmalarını sürdürmektedir. Alanındaki küresel literatürü yakından takip eden Yeşilay’ın, kısa süre önce yayımlanan Türkiye Kumar Raporu ise bu alandaki en kapsamlı ulusal rapor niteliğini taşımakta ve yürütülecek çalışmalara ışık tutması açısından büyük önem arz etmektedir.

Yeşilay’ın çalışmaları, saha deneyimi ile akademik üretim arasındaki köprü rolünü güçlendirmeyi, davranışsal bağımlılıkları yalnızca tanımlayan değil, aynı zamanda önleyen ve dönüştüren bir bilimsel katkı sunmayı hedeflemektedir.