Makaleler
hilal-i-ahdarin-nuru-yesil-gozlu-yare-bir-hatira.jpg

Hilal-İ Ahdar'ın Nuru: Yeşil Gözlü Yâre Bir Hatıra

Galiba çok karışık yazacağım. Konusuz, kuralsız ama yazacağım; kimi yerde düz, kimi yerde devrik. Yeşilay, zihnimde bir dünya... Aşkın, sevginin, başarının yaşandığı yemyeşil bir dünya, bazen de acıların. Gözlerimi kapatıp o yeşil dünyama döndüğümde aşk hissederim içimde. Şimdi elimde bir kalem, aklımdaysa her şey...

Odanın bir köşesinde tütsü yanıyor, dumanını savuruyor bir yandan diğer yana; üstüme gül kokuları siniyor. Aklıma şu mısralar düşüyor: "Mona Roza siyah güller ak güller." Bir şairle yine anlaşıyoruz. Öylesine okunan şiirlerin manasına şimdi düçar oluyorum. Yalnız bir âşık değilmişim, kim bilir kaç kaderdaşım var, diyorum. Gidebilseydik geçmişe, varabilseydik bütün şairlere ve Yeşilay'ın Hilali aydınlatsaydı karanlık geceleri, sarsaydık yaraları. Şöyle bir âşığın feryadını duymuştum: "Sen yokken hiçbir şeyim yok gibi." Kış ayazında sokakta bir kâğıt parçası yakarak yaşamaya çalışan kimsesiz bir çocuk gibiyim. Öylesine tenha, öylesine ıssız bir kentte hadsizce esen rüzgâra karşı paltosuna sımsıkı sarılmış o karakter gibi, bana bıraktığın o üstüne sarılmış dünyanın en güzel çiçeklerini koklarcasına kokunu içime çekiyorum, kokum.

Keşke sana sarılsam; hiç konuşmadan kirpiklerim yüzünde, saçlarım parmaklarında, nefesim nefesinde uyusam. Öyle bir vuslat istiyorum ki, bütün ayrılıkların acısını unuttursun. Derde derman olur muydu o zaman Hilal-i Ahdar? Belki de olmuştur; olmadıysa da neden olmasın? Keşke aşkların yaşandığı, sevginin her şeyden daha güçlü olduğu, çocukların öldürülmediği, yeşil dünyamızın bir sigara dumanından solmadığı, alkolden zarar gören hiçbir şeyin olmadığı bir dünya olsaydı, kapısında ise kocaman bir Hilal.

Yeşilay'ın İçindeki Gece

Yine bir gece yarısı böldü uykumu. Aklıma rahat vermeyen şu kör olası düşünceler... Aklım sussa kalbim susmaz, kalbim sussa aklım susmaz. Durdurmaya çalıştıkça bir olup daha çok üstüme geliyorlar. İşte tam bu anlarda, o "Yeşilay Zihni" devreye giriyor. O, benim sığınak noktam. O, "Kurtulmak istiyorum şu acılardan, ben kurtulmak istiyorum, ben seni istiyorum" diye feryat ettiğim o anların şahidi. Yeşilay, bana bu acıların gelip geçici olduğunu, kalemi elime alıp şarkı söyleme vaktinin geldiğini fısıldıyor.

"Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum."

Geceler uzamış İyi de, benim her gecem upuzun oluyor ki! Tıpkı 1456 kilometre gibi koca bir hasretle her dakikası yüreğimi sızlatıp geçercesine. Nasıl geçtiğini anlamadığım zamanlar, senle olan anlarımdır. Seninle yan yana olacağım günün hayaliyle avunup duruyorum. Günleri sayıyorum. Hepsi aşılması gereken engeller gibi. Her birinden yaralar alıp geçiyorum.

Olsun. Seninle sadece güneşli günlerim olacak diye yanında değilim. Seninle yaşayacağım her acı da, keder de, hasret de benim mutluluğumun bir parçası. Ben seni bütün bunlarla istiyorum, seviyorum. Senin öfken de, derdin de benim başım gözüm üstüne. Senin için bunları çekmeyeceksem ne diye aşığım, ne diye yanında olayım göz bebeğim? Ee, Züleyha gibi yüreği olmayan, Yusuf gibi güzele talip olamaz. Senin narın da hoş, nurun da... Yeşilay’ın o kurtarıcı Hilali, bana bu büyük aşkı hissetme ve taşıma gücünü veriyor. Zira gerçek aşk, arınmış bir ruhta yeşerir.

Kalbinin Yeşil Fidanı

Yeşilay’ın bana çağrıştırdığı bir şey daha var: İçimdeki Gücün Yeşermesi. Bugün kendimle konuştum, iyi şeyler söyledim içimdeki ben’e. İlk defa "Sen güçlü bir kadınsın" dedim, çünkü sen yüreğinde büyük bir aşk, büyük bir hasret taşıyorsun. Çok yoruluyorsun ama pes etmiyorsun, başarmak istiyorsun. Bu kuvvet, bu başarma arzusu; tıpkı Yeşilay’ın o yeşil fidanı gibi, en zorlu zeminlerde bile hayata tutunma isteğinden geliyor.

Biliyor musun, en güzel gülümsemem seni düşünürkenki olanmış; aynalar öyle söyledi. Bütün duyguların gözlerinde birikmiş. Baktığımda bir sonsuzluk görüyorum. Bakışlarımı hiç gözlerinden ayırmak istemem; nereye baksam da gözlerine değsin. Bu sonsuzluğa bakmak, tıpkı Yeşilay’ın vizyonu gibi, temiz, arınmış ve geleceğe umutla bakan bir hayatı hedeflemek gibi. Sen, benim için temiz bir başlangıcın ve sonsuz bir aşkın simgesisin.

Bazen yazamıyorum, kelimelerim tükeniyor, ellerim kalem tutmaya yeltenemiyor. O anlarda anlıyorum ki, bazı duygular yazıyla anlatılamayacak kadar büyük. Tıpkı Yeşilay’ın misyonu gibi; sadece kuru bir "uzak dur" demek yetmez, kalbe dokunmak, ruha şifa vermek gerekir.

Sana hep kitap verdim, altı çizili cümlelerle –altı çizili yaşamlarla– her harfin yazımında bir kıymet. Sana kaç cümle yazsam da boş ver, sevdiğim, sen benim gözlerimden anla. Senin yokluğunda geçen her an, kalbimde bir boşluk bırakıyor; ama aynı zamanda bu boşluk, seni ne kadar derin bir aşkla sevdiğimi de hatırlatıyor.

Aşkımız, mesafeleri aşan bir bağ gibi. Seni düşündüğüm her an, kalbimdeki bu sevgi daha da derinleşiyor ve seninle geçireceğim her anı dört gözle bekliyorum. Kalpler birse her an birlikte geçilir bedenler uzak olsa da. Sensiz geçen anlarımda kalbime dokunuyorum, seni hissediyorum ve "Seni seviyorum" diyorum. Eminim hissettiğine. Benim taşıdığım senin kalbin ne de olsa. Bu kalp, bağımlılıktan uzak, sevgiyle dolu bir dünya kurma idealini taşıyan o güçlü Hilal gibi atıyor.

Beklediğim gibi geçmedi bu sonbahar. Hüzzam yağmurları yağdı mavi gökten. Hep yağmurdan kaçmıştım bugüne kadar, ama bu sefer yağan yağmurun altında kalmaya karar verdim. Bazen arınmak için ıslanmak gerekirmiş, bütün acılarla yüzleşmek... Tıpkı Yeşilay'ın kapısından girip, geçmişteki alışkanlıkların ağırlığından arınmaya karar vermek gibi. Sonra yağmur durdu, gölgeme mor iklimler düştü ve gökyüzünde uçan, tutamadığım martılara el salladım. Artık kaçmıyorum; rüzgârın sesini dinliyor, gökyüzünün renklerini kabul ediyorum. Çünkü biliyorum ki, bu dönüşümün, bu kabullenişin arkasında yeşeren büyük bir umut var.

Vuslat ve Ütopya

Yeşilay ütopyamda gözlerim gözlerine değse ve kalksa bütün imkânsızlıklar. Atsız misali, "Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse."

Hatıralarım var Yeşilay'da. Duygularımı yazmaya başlamıştım; inanmıştım ileride hayalimde olan bir yazar olmaya. Ne güzel değil mi, Yeşilay'da bunu hissetmek! Bir adım attım ve döktüm kelimelere hislerimi. Yeşilay, benim bu yazıları yazmama, içimdeki duyguları kelimelere dökerek sağaltmama teşvik eden o yegâne liman oldu. Orada hissettim, yazdıkça iyileştim.

Sevgili... Sevgili üç nokta mı, diye sorabilirsin. Sen sormadan ben söyleyeyim: Evet, sevgili üç nokta. Oraya herhangi bir şey yazarsam sen o olursun. Oysaki sen benim her şeyimsin. Alaaddin sihirli lambasından çıkıp bana üç dilek hakkı verseydi, üçünde de seni dilerdim. İlk dileğim sana seni anlatabilmeyi, benim gözümden görebilmeni sağlamak olurdu. Dünyanın bütün şiirlerini bir araya getirsem bendeki aşkı anlatamaz sana. İkincisi, hayat bulduğum gözlerini ve içimdeki coşkunluğu dizginleyen gülüşünü izlemek; 365 gün, 8766 saat boyunca. Üçüncüsü ise, her şeyden uzak seninle yan yana olmak. Keklik'in de deyişiyle, şarkıda diyor ya: "Bir yer bulalım dünyadan uzak."

Bu dünyadan çok uzak bir yer olmalı, değil mi ki Âdem peygamber bile kovuldu, Cennet’ten sürüldü buraya? Burası kovulmuşların evi. "Bir yer bulalım dünyadan uzak..."

O dünya Yeşilay olabilir mi? Bütün zehirlerden, acılardan, sahte mutluluklardan arınmış; sadece aşkın, umudun ve yeşil gözlü yârin var olduğu, Hilal-i Ahdar'ın nuruyla aydınlanan, yemyeşil bir sığınak.