Makaleler
roportaj-yesilay-genel-baskan-yardimcisi-sumeyye-ceylan.jpg

Yeşilay Genel Başkan Yardımcısı Sümeyye Ceylan: “Toplumun Bütün Bireylerinin Bu Mücadelede Sorumluluk Alması Gerekiyor”

106 yıldır bağımsızlık için mücadele eden Yeşilay, bağımlılıklar konusunda yalnızca ülkemizde değil dünyada da yol gösterici bir yerde duruyor. 2026 yılında Bağımsızlık Vizyonu çerçevesinde çalışmalarına daha da hız vereceklerini vurgulayan Yeşilay Genel Başkan Yardımcısı Sümeyye Ceylan’la, 106 yıllık tecrübenin ışığında Türkiye’nin Yeşilay’ını konuştuk.

Röportaja özel bir yerden başlamak istiyoruz. Yeşilay yolculuğunuz nerede başladı?
Benim Yeşilay yolculuğum, aslında Türkiye’de yaşayan birçok insan gibi ilkokulda başladı. Okullarda kulüp seçimleri olur ya; sınıf başkanlığı, başkan yardımcılığı, Kızılay kulübü, Yeşilay kulübü gibi… O dönem öğretmenim sınıfa iki tane kollukla gelmişti; birinde yeşil bir amblem, diğerinde kırmızı hilal vardı. Tam detayını hatırlamıyorum ama biri kırmızı-beyaz, diğeri yeşildi. Neden bilmiyorum diğerine kıyasla yeşil olan daha çok ilgimi çekti. Ne olduğunu tam hatırlamasam da “o kolluğu takan kişi” olmak istedim.

Çok hareketli, çok konuşan bir çocuktum. Öğretmenim beni sınıf başkanı yaptı; andımızı okutuyor, sınıfta sorumluluk veriyordu… Ama beni bu görev için, yani Yeşilay için, seçmediğinde eve gelip ağlamıştım. Çocuk aklı işte; “Niye ben değilim?” diye.

Yıllar geçti. Şuna gerçekten şükrediyorum: Hiçbir bağımlılıkla temas etmedim. Bizim kültürümüzde önce anne-babadan, sonra büyüklerden ve öğretmenlerden öğrenilen bir şey vardır: “Kendini korumak, kötüden uzak durmak…” Ben de bu konularda büyüklerimin sözünü dinleyen bir çocuktum.

Profesyonel anlamda Yeşilay’la temasım ise 2019 yılında gerçekleşti. Yeşilay beni bir çalıştaya davet etmişti: “Bilginizi, tecrübenizi paylaşır mısınız?” diye. Çocuk dergilerinin içeriği nasıl zenginleşir, eğitim materyalleri nasıl zenginleştirilir gibi başlıkları olan bir çalıştaydı. Orada Yeşilay Akademi ekibiyle tanıştım ve Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı (TBM) ile yakından ilgilenmeye başladım.

Toplantıda Yeşilay’ın eğitim programlarını bir revizyon sürecine aldığını öğrendim. Eğitim programı önceki hâliyle bilişsel becerilere katkı sunuyor ve güçlendiriyordu. Fakat Yeşilay sadece farkındalık oluşmasını değil, çocukların ve gençlerin tavır ve tutumlarında da değişim olsun istiyordu; onların savunucu olmaları, “hayır” demeyi öğrenmeleri amaçlanıyordu. TBM 2016 yılında başlamıştı; 2019-2020-2021 döneminde kapsamı büyüdü: çocuk kitapları, kutu oyunları, çizgi filmler, şarkılar… Uygulayıcı kitaplarının yaş gruplarına ve temalara göre ayrılması, akademik kaynakların hazırlanması, her bağımlılık türüne özel içeriklerin geliştirilmesi gibi işlerin program geliştirme süreçlerinde yer aldım.

Bugüne kadar geliştirdiğim eğitim programları içinde, hacim olarak en büyük işlerden biriydi TBM. Bu süreçte Yeşilay’la hem gönüllü hem profesyonel bağım güçlendi. Son genel kurulda da önlemeden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevi tevdi edildi. Gurur duyarak, elimden geldiğince bu görevi yerine getirmeye gayret ediyorum.

Şimdi de belli başlı konulara gelmek istiyoruz. Önleme, müdahale, savunuculuk, rehabilitasyon… Bu kavramları duyduğumuzda ne anlamalıyız?
Önleme, uluslararası literatürde “prevention” diye geçer. Proaktif bir eylemdir. Sorunlar henüz ortaya çıkmadan hiç sorun oluşmaması için yapılıp edilen her şey şeklinde tanımlayabiliriz. Yeşilay penceresinden baktığımızda; insan ve toplum için zararlı olan madde ve davranışlardan bireyleri uzak tutmak için yaptıklarımızın ortak adı diyebilirim.

Bunu çok geniş bir çerçevede değerlendirmek lazım: Sağlıklı yaşam davranışları, beslenme, uyku, spor, sanat, boş zamanı anlamlı doldurma… Yani “Boş vaktimiz kaldı, ne yapacağımızı bilemedik” dediğimiz anlarda bile; o zamanı ruhsal-bedensel sağlığımızı güçlendirecek, psikolojik iyi oluşumuzu artıracak şekilde nasıl değerlendirebiliriz sorusuna kadar uzanan bir alan.

Yeşilay “önleme” dediğinde, bunun en temel aracı şüphesiz eğitim. Yapılan eğitimler; okul öncesinden başlayarak ailelere, ilkokul-ortaokul-lise düzeyindeki çocuk ve gençlere, ayrıca yetişkinlere erişen kapsamlı bir çerçevede sınıflandırılarak uygulanıyor.

Önlemenin bir başka kritik boyutu da “toplum temelli” olması. Kanıta dayalı ve toplum temelli yapıldığında önleme daha başarılı oluyor. Çünkü bağımlılık sadece bireyi değil, ailesini ve toplumu da etkileyen “toplumsal bir hastalık”. Bu yüzden önleme mücadelesini de toplumla birlikte yapmak gerekiyor.

Bu düşünceden hareketle 2024 yılı Kasım ayında Bağımsızlık Seferberliği’ni başlattık. Burada mahalle bazlı çalışmalarla sosyal ekosistemin “kilit taşı” diyebileceğimiz aktörlerini güçlendirmeyi hedefledik: Eczacılar, aile hekimleri, imamlar, muhtarlar, öğretmenler, gençlik liderleri, hukukçular… Toplumun sağlığını ayakta tutan, yönlendiren, koruyan bu kişilerle birlikte, yerelde güçlü bir önleme hattı kurmayı olmazsa olmaz gördük.

Tabii önleme ne kadar güçlü olursa olsun insan hata yapabiliyor; bağımlılık gelişebiliyor. Bu noktada devreye müdahale, tedavi ve rehabilitasyon giriyor. Yeşilay, bağımlı olmuş bireyi de yalnız bırakmıyor.

Türkiye’de 81 ilde, 105 noktada (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dâhil) ayakta danışmanlık ve psikososyal destek hizmeti verdiğimiz YEDAM’larımız var. Ayrıca YEDAM Danışma Hattı 115 ile insanlar her daim destek alabiliyor.

Bunun yanında rehabilitasyon boyutu var. Özellikle alkol ve uyuşturucu bağımlılığı yaşayan bireylerin tedavi süreçleri ve yeniden topluma kazandırılmaları için Yeşilay’ın rehabilitasyon merkezleri bulunuyor. Hâlihazırda Kayseri, Diyarbakır ve Bursa şehirlerimizde bu hizmet kesintisiz devam ediyor.

Son olarak savunuculuk… Yeşilay 106 yıldır savunuculuğu çok güçlü yürütüyor. Çünkü toplumda “normalleşmeyi” önlemenin en güçlü yollarından biri; hukuki ve politik düzenlemelerle zararlı endüstrilerin alanını daraltmak. Dünyada bazı toplumlarda alkol ve tütün “sosyalleşmenin şartı” gibi sunulabiliyor; uyuşturucu maddelerin normalleştirildiğini görüyoruz. Dijital platformlarda kumarın, alkol ve tütün kullanımının popülerleştirildiği bir kültür dayatması var. Yeşilay bunu izlemekle kalmıyor; raporlar, kamuoyu çalışmaları, ulusal ve uluslararası iş birlikleriyle savunuculuk yapıyor.

Bu noktada İstanbul İnisiyatifi’ni ayrıca önemsiyorum: Dünyanın dört bir yanından bağımlılıkla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarını İstanbul’da buluşturuyoruz. Çünkü bağımlılık endüstrisi uluslararası çalışıyor; iyilik tarafının da uluslararası ölçekte güç birliği yapması gerekiyor. Türkiye Yeşilay Cemiyeti olarak vizyonumuz, İstanbul’un bağımlılıklarla mücadelede dünyada belirleyici bir merkez hâline gelmesi.

Yeşilay’ın bağımlılıklarla mücadelede topluma en güçlü çağrısı nedir?
Yeşilay bu konuda 106 yıldır net: sıfır tolerans. “Kabul etmiyoruz” diyerek süren bir mücadele. Ama bu, tek başına bir sivil toplum kuruluşunun altından kalkabileceği bir yük değil. Toplumun bütün bireylerinin bu mücadelede sorumluluk alması gerekiyor.

Gönüllülük yapabilen gönüllü olmalı; bir uzmanlığı olan kişi bulunduğu yerde yerel topluluklar kurmalı. Türkiye’de örnek vereyim: Bulunduğunuz şehirde Yeşilay şubesiyle iş birliği yaparak mahallenizde, üniversitenizde, çevrenizde bağımlılıkla mücadele toplulukları oluşturabilirsiniz. Yeşilay’ın eğitim materyallerini, yöntemlerini, modellerini kullanarak bu mücadelenin toplumun “kılcal damarlarına” kadar inmesine destek olabilirsiniz. Doktor doktor olarak, öğretmen öğretmen olarak, ebeveyn kendi çevresinde… Lokal çalışmalar çok kıymetli.

Bağımlılık endüstrisinin stratejilerine karşı yeni mücadele alanlarından bahsedebilir misiniz? Yeşilay’ın savunuculuk gündeminde neler var?
Dünyada bağımlılık endüstrisinin lobicilik faaliyetleri ile bazı ülkelerde serbestleştirilen alanlar var: Kenevirin keyif amaçlı kullanımı, online bahis ve kumar reklamları, sponsorluklar, elektronik sigaralar… Hatta bazı yerlerde uyuşturucu maddeler özel pazarlama stratejileri ile mağazalarda pazarlanıyor. Dünyanın birçok yerinde ipin ucu kaçmış durumda; örneğin Avrupa’nın bazı şehirlerinde sokakta yürürken uyuşturucu maddelerin kokusuna maruz kalmamanız olanaksız.

Bu süreçte pasif içicilik meselesi de çok kritik. Tütün kullanmayan birinin bile rızası dışında etkilendiği bir noktadayız; çünkü duman ve kalıntılar havaya, kıyafete, mekâna siniyor ve ikinci el/üçüncü el maruziyet oluşuyor.

Bu yüzden Yeşilay olarak özellikle belli başlı konuları çok önemsiyoruz. Elektronik sigaranın ülkemizde yasal olmaması için yoğun mücadele veriyoruz. Kumar konusunda, reklamların tamamen yasaklanması gerektiğini savunuyor; çocuk ve gençlerin erişimini engelleyecek güçlü regülasyonlar için savunuculuk yapıyoruz.

Yakın zamanda bir savunuculuk başarısı oldu: Bazı kamu bankalarının mobil uygulamalarındaki kumar/ bahis erişimleri kaldırıldı. Bunun tüm bankalarda yaygınlaşmasını istiyoruz; çalışmaya devam ediyoruz.

Tütün konusunda kampanyalar, kamu spotları ve savunuculuk yürütüyoruz. Tütün, toplumda en yaygın görülen bağımlılık türlerinden biri ve diğer bağımlılıklara geçişi kolaylaştıran bir “domino taşı” etkisi de oluşturuyor.

Alkol konusunda da önümüzdeki aylarda açıklanacak yeni bir savunuculuk çalışmamız var.

Aralık ayında yapılan Bağımsızlık Öncüleri Zirvesi’nde 2026 “Bağımsızlık Yılı” ilan edildi. Bu yıl kapsamında bizi neler bekliyor?
2026 yılında önleme çalışmalarımıza çok büyük bir hız veriyoruz. 81 ilimizin valilikleriyle ve şubelerimizle iş birliği içindeyiz. Yeşilay Spor Kulübümüz de Gençlik ve Spor Bakanlığımızla birlikte yıl boyunca Yeşilay temalı spor faaliyetleri yürütecek. Çünkü “kötü alışkanlıklardan uzak durmak” kadar “iyi alışkanlıkları çoğaltmak” da önemli. Önlemeyi destekleyen diğer alanlarda da aktif faaliyetler yürütüyoruz: spor, sanat, kültür…

Yıl boyunca birçok bilimsel faaliyet de yürütülecek. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın “iyileştiren kütüphane” vizyonu var; biz de 2026 Yılı Bağımsızlık Yılı teması çerçevesinde Türkiye genelindeki kütüphanelerde çalışmalar yapacağız. Okullarda oyunlaştırmalı kurgularla yürütülen “Yeşilay Ligi” benzeri uygulamalar da var: Çocuklar belirli görevleri tamamlıyor, kazanımlar elde ediyor; bu süreçler valilikler ve Millî Eğitim Bakanlığı iş birliği ile Türkiye çapında yürütülüyor.

Elbette Yeşilay Haftası (1-7 Mart) coşkusu da çok önemli. Mart ayındaki enerji ve katılımın, yıl geneline yayılan bir toplumsal harekete dönüşmesini hedefliyoruz.

Kısa ama bu sayıya özel son sorumuzla bitirelim: Yeşilay olmasaydı ne olurdu?
Yeşilay olmasaydı hayat çok tatsız olurdu. Çünkü Yeşilay, insanların “ağzının tadı olsun”, hayatın gerçek bir tadı olsun diye mücadele ediyor. Gerçek keyfin; temiz nefeste, sağlıklı bedende ve aileyle kurulan güçlü bağlarda olduğuna inanıyor. Bu yüzden insanı bu iyiliklerden uzaklaştıracak madde ve davranışlarla mücadele ediyor. 106 yıldır kendini bir nefer gibi siper ederek, bunların toplumumuza girmesini engellemek için çalışıyor.