Makaleler
dijital-mahramiyet.jpg

Dijital Mahremiyet Ve “Sharenting” Kavramı

BURAK AYÇİÇEK

Dijitalleşmenin gündelik hayatı dönüştürdüğü bir çağda, çocukluk deneyimi de köklü biçimde değişiyor. Bir zamanlar aile içinde saklı kalan hatıralar, bugün tek bir tuşla geniş kitlelere ulaşabiliyor; mahremiyet, sınır ve rıza gibi kavramlar ise yeniden düşünülmeyi gerektiriyor. Özellikle son yıllarda sıkça tartışılan “sharenting” yani ebeveynlerin çocuklarına ait içerikleri sosyal medyada paylaşma pratiği, yalnızca bireysel bir tercih olmanın ötesine geçerek hukuki, psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla ele alınması gereken bir mesele hâline gelmiş durumda.

Bu çerçevede Yeşilay’ın farklı şubelerinde görev yapan başkanlarla bir araya gelerek, dijital mahremiyet, “sharenting” ve çocukların dijital dünyadaki korunma ihtiyacı üzerine görüşlerini aldık. Ortaya çıkan tablo, meselenin yalnızca teknoloji kullanımıyla sınırlı olmadığını; aynı zamanda sınır koyma, sorumluluk, bilinç ve eğitim başlıklarıyla birlikte ele alınması gerektiğini gösteriyor. Adana, Başakşehir ve Kadıköy şube başkanları konu hakkında önemli hususları dile getirdi.

Adana Şube Başkanı Yunus Emre Yıldırım:

YENİ DÜNYADA YENİ SORUNLAR: MAHREMİYET VESHARENTING”

“Teknolojinin artık hayatı kolaylaştırmanın ötesinde yönlendirdiği bir zamanda yaşıyoruz. Hâl böyle olunca ebeveynlerin yetiştiği çağdaki sorunlar ve çözümler ile çocuklarının karşılaştığı meseleler aynı olmuyor. Mahremiyet kavramı etrafında her çağda, her dönemde farklı meseleler tartışılageldi. Son zamanlarda ise bu tartışmaların merkezinde en çok öne çıkan kavramlardan biri sharenting. Bu kavramı ‘paylaşananababalık’ diye tercüme etmek mümkün. Bugün bu bağlamda oldukça güncel ve çarpıcı örneklerle karşılaşıyoruz. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, çocuklar kendi rızaları dışında paylaşılan fotoğraf ve videoları nedeniyle ailelerine dava açmaya başlamış durumda. Nitekim Avusturya’da bir genç, anne ve babasının 11 yaşından itibaren çocukluk fotoğraflarını yaklaşık 700 Facebook arkadaşıyla paylaştığını, bu paylaşımların silinmesini talep etmesine rağmen taleplerinin karşılanmadığını ifade ederek dava açmıştır. Genç, ‘Hiç utanmaları, hiç sınırları yok. Tuvalette otururken ya da yatakta çıplak hâlde olduğum anları bile paylaşmışlar. Hayatımın her aşaması fotoğraflanıp herkesin erişimine açılmış’ sözleriyle yaşadığı ihlali dile getirmektedir. Bu örnek, ‘sharenting’ olarak adlandırılan ebeveyn paylaşımlarının çocuklar açısından ne tür ciddi sonuçlar doğurabileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Başlangıçta niyet sevdiklerinizle çocuğunuzun gelişimini, komik anlarını, zor anlarını paylaşmak olsa da şu an dijital dünya özellikle herkese açık hesaplar maalesef güvenli yerler değil. Onları paylaştığınız her an silinmeyecek bir şekilde kalacak. Paylaştıktan sonra o içerikle ilgili hiçbir kontrolünüz kalmayacak. Onlar adına bıraktığınız dijital ayak izinden büyüdüklerinde kurtulma şansları olmayacak.

Bu doğrultuda Türkiye Yeşilay Cemiyeti, internetle ilişkili bağımlılıkları da kapsayan bağımlılık türlerine karşı yürüttüğü önleyici çalışmalarla çocuklar, gençler ve aileler düzeyinde farkındalık oluşturmayı hedeflemektedir. Yeşilay’ın geliştirdiği Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı (TBM), teknoloji bağımlılığı dâhil olmak üzere bağımlılık türlerine ilişkin eğitim, bilinçlendirme ve farkındalık geliştirmeye odaklanan içerikleriyle öne çıkmakta; özellikle çocuk ve gençlerde riskli davranış örüntülerinin erken dönemde fark edilmesi, dijital araçların aşırı ve kontrolsüz kullanımına karşı bilinç geliştirilmesi ve sağlıklı yaşam becerilerinin desteklenmesi amaçlanmaktadır. Bu yönüyle TBM, dijital bağımlılık risklerinin yalnızca bireysel iradeye indirgenemeyeceğini; eğitim ve rehberlik temelli kurumsal yaklaşımlarla desteklenmesi gerektiğini gösteren önemli bir toplumsal müdahale çerçevesi sunmaktadır.”

Başakşehir Şube Başkanı Atay Çoban:

MAHREMİYET SORUNU OLARAK “SHARENTING”

“Ebeveynlerin çocuklarının fotoğraf ve videolarını sosyal medyada paylaşma alışkanlığı (sharenting), çocuğun dijital kimliğini ebeveyn kontrolünde ancak çoğu zaman çocuğun rızası olmadan inşa etmektedir. Bir zamanlar aile albümlerinde saklanan anılar, bugün geniş kitlelerin erişimine açık hâle gelebilmektedir. Bu paylaşımlar yalnızca mahremiyet ihlali oluşturmakla kalmaz; aynı zamanda ileride dijital zorbalık ya da kimlik hırsızlığı gibi risklere de zemin hazırlayabilir.

Çocukların internette yaptığı her arama, her beğeni ve her yorum kalıcı bir dijital ayak izi bırakır. Bu izler, yıllar sonra eğitim hayatından iş başvurularına kadar birçok alanda karşılarına çıkabilecek bir dijital portre oluşturur. Bugün birçok çocuk, henüz mahremiyet bilinci gelişmeden dijital ortamlarda görünür hâle gelmektedir. Ailelerin farkında olmadan yaptığı paylaşımlar, çocukların kişisel bilgilerinin kontrolsüz biçimde yayılması ve ekran başında geçirilen uzun süreler, çocukların hem güvenliğini hem de psikolojik dünyasını etkileyebilmektedir.

Yeşilay olarak dijital bağımlılıkla mücadele çalışmalarımızda, mahremiyet bilincinin sağlıklı dijital alışkanlıkların ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyoruz. Dijital araçları bilinçsiz ve yoğun şekilde kullanan çocuklar, kişisel verilerini paylaşma konusunda daha dikkatsiz davranabilmektedir. Ekran süresi arttıkça, riskli içerik ve kişilerle karşılaşma ihtimali de yükselmektedir. Bu nedenle dijital dünyada sınır koymayı öğrenmek yalnızca zaman yönetimi değil, aynı zamanda mahremiyet yönetimidir.

Dijital mahremiyet, ahlaki ve manevi bir bilinç meselesidir. Bu nedenle çocuklara küçük yaşlardan itibaren bazı temel soruların kazandırılması önemlidir: ‘Bu bilgi gerçekten paylaşılmalı mı?’, ‘Bu görüntü sana mı ait, başkalarının da hakkı var mı?’, ‘Her görünen yer güvenli midir?’

Çocuklara dijital dünyada sınır koymayı öğretmek, aslında onlara hayatın her alanında sınır koymayı öğretmektir. Sınır bilinci gelişen bir çocuk hem kendini korumayı hem de başkalarının haklarına saygı duymayı öğrenir.”

Kadıköy Şube Başkanı Muhammed Ali Temel:

ÇOCUKLARIN MAHREMİYETİNİ SAVUNMAK

“Günümüzde çocuk parklarının yerini tablet ekranları, oyun arkadaşlığı kavramını ise dijital platformlar aldı. Teknolojiyle iç içe büyüyen bu nesil için internet, nefes almak kadar doğal bir süreç hâline geldi. Ancak bu dijital okyanusta çocuklarımızı bekleyen en büyük risklerden biri, sadece zararlı içerikler değil, aynı zamanda ihlal edilen ‘dijital mahremiyet’ sınırlarıdır.

Ebeveynlerin çocuklarının her anını paylaşma isteği olarak tanımlanan ‘sharenting’ kavramı, çocuğun rızası dışında devasa bir dijital ayak izi oluşturuyor. Henüz kendi kararlarını veremeyecek ya da mahremiyetini savunamayacak yaşta olan çocukların en özel anlarının dijital hafızaya kaydedilmesi, onların geleceklerini etkileyen silinemez bir iz bırakıyor. Yeşilay’ın savunduğu sağlıklı yaşam felsefesi, sadece fiziksel bağımlılıklardan uzak durmayı değil, aynı zamanda teknolojinin bu tip görünmez risklerine karşı da bilinçli olmayı kapsar.

Çocuklara gerçek hayatta ‘Kapını kapalı tut’ derken gösterdiğimiz hassasiyeti, dijital dünyada da sergilemeliyiz. Mahremiyet bilinci küçük yaşta başlar. Çocuklarımıza paylaştıkları bir fotoğrafın veya konum bilgisinin sadece arkadaşları arasında kalmadığını, dijital dünyanın asla unutmayan bir hafızası olduğunu anlatmalıyız. Dijital okuryazarlığı bir yaşam biçimi hâline getirmek, çocuklarımıza sınırlar koymayı ve kendi sınırlarını korumayı öğretmek en büyük sorumluluğumuzdur.”