Makaleler
cocukluk-cagi-travmalari.jpg

Doç. Dr. Ömer Kardaş: “Çocukluk çağı travmaları ve bağımlı ebeveyn, bağımlılık riskini artırıyor”

Aile içi şiddet, ihmal ve istismar gibi travmatik deneyimler ve bağımlı bir ebeveynle büyümek çocukların ilerleyen yaşlarda bağımlılık geliştirme ihtimalini artırıyor. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Kardaş, bağımlılığın çoğu zaman yalnızca bir davranış sorunu olmadığını, erken dönem travmatik yaşantıların nörobiyolojik ve psikososyal bir yansıması olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. “Literatür, ebeveyn bağımlılığının çocuklarda hem genetik yatkınlık hem de öğrenilmiş davranışlar yoluyla bağımlılık riskini artırdığını gösteriyor” diyen Doç. Dr. Ömer Kardaş, koruyucu faktörlerin önemine dikkat çekiyor.

“KORUYUCU FAKTÖRLER, RİSKİ AZALTABİLİYOR”

Aile içi şiddet, ihmal veya istismar gibi travmatik deneyimlerin çocukların psikolojik gelişimi üzerinde derin etkileri olduğu biliniyor. Bu tür deneyimler, çocukların ilerleyen yaşlarda bağımlılık geliştirme riskini nasıl etkiliyor?

Aile içi şiddet, ihmal veya istismar gibi çocukluk çağı travmaları, beynin stres yanıt sistemini ve duygusal düzenleme mekanizmalarını olumsuz etkileyerek ilerleyen yaşlarda bağımlılık riskini artırıyor. Bu bireylerde artmış kaygı, dürtüsellik ve olumsuz duygulanım, madde kullanımı veya davranışsal bağımlılıkları bir baş etme aracı hâline getirebiliyor. Bu nedenle bağımlılık, çoğu zaman yalnızca bir davranış sorunu değil, erken dönem travmatik yaşantıların nörobiyolojik ve psikososyal bir yansıması olarak değerlendirilmeli.

Bağımlı bir ebeveynle büyüyen çocukların psikolojik gelişiminde ne tür etkiler görülüyor? Bu çocukların ilerleyen yaşamlarında bağımlılığa yatkın olma ihtimali artıyor mu?

Bağımlı bir ebeveynle büyüyen çocuklarda güvensiz bağlanma, duygusal ihmal, rol karmaşası ve stresle baş etme güçlükleri sık görülüyor. Bu çocuklar, erken yaşta yoğun kaygı, utanç ve sorumluluk yükü yaşayabiliyor. Bu da duygusal düzenleme becerilerinin sağlıklı gelişimini olumsuz etkiliyor. Literatür, ebeveyn bağımlılığının çocuklarda hem genetik yatkınlık hem de öğrenilmiş davranışlar yoluyla bağımlılık riskini artırdığını gösteriyor. Özellikle model alma, erken maddeye maruz kalma ve aile içi işlev bozukluğu, bu riski güçlendiren temel faktörler. Dolayısıyla bu çocuklar, ilerleyen yaşlarda bağımlılığa daha yatkın olabiliyor. Ancak destekleyici bir yetişkin, psikososyal destek ve sağlıklı çevre gibi koruyucu faktörler, bu riski önemli ölçüde azaltabiliyor.

“NE AŞIRI KONTROL NE DE SINIRSIZLIK SAĞLIKLI”

Ebeveyn tutumları çocukların gelişiminde belirleyici bir rol oynuyor. Aşırı baskıcı, aşırı koruyucu ya da tamamen sınırsız ebeveynlik yaklaşımları çocuklarda bağımlılık davranışlarının ortaya çıkmasını nasıl etkiliyor?

Ebeveyn tutumları, çocukların öz denetim, sınır koyma ve duygusal düzenleme becerilerinin gelişiminde kritik rol oynuyor. Aşırı baskıcı tutumlar, çocukta kaygı, düşük benlik saygısı ve gizli davranış eğilimini artırırken; aşırı koruyucu ya da sınırsız ebeveynlik, çocuğun sınır geliştirme ve dürtü kontrolü becerilerini zayıflatabiliyor. Bu durum, özellikle ergenlik döneminde riskli davranışlara ve bağımlılık gelişimine zemin hazırlayabiliyor. Nitekim literatürde aşırı izin verici, otoriter ve ihmalkâr ebeveynlik stillerinin, madde kullanımı ve davranışsal bağımlılıklarla ilişkili olduğu; buna karşılık demokratik ebeveynliğin koruyucu olduğu gösteriliyor. Ne aşırı kontrol ne de sınırsızlık sağlıklı. En koruyucu yaklaşım, sınırların net olduğu ancak duygusal olarak destekleyici bir ebeveynlik tarzı.

Ebeveynlikte sıkça tartışılan konulardan biri de sınır koyma meselesi. Sağlıklı ve dengeli sınırlar çocukların gelişiminde nasıl bir rol oynuyor? Özellikle bağımlılıklardan korunma açısından sınır koymanın önemi nedir?

Sağlıklı ve tutarlı sınırlar, çocukların öz denetim, sorumluluk alma ve dürtü kontrolü becerilerinin gelişiminde temel bir rol oynuyor. Sınır koyma, çocuğa yalnızca ne yapmaması gerektiğini değil, aynı zamanda güvenli bir çerçevede nasıl davranması gerektiğini öğretiyor. Sınırların net olmadığı ortamlarda çocuklar anlık hazlara daha kolay yönelirken, tutarlı sınırlar uzun vadeli düşünme ve erteleme becerisini güçlendiriyor. Bu durum, özellikle bağımlılık gelişiminde kritik olan dürtü kontrolü ve ödül erteleme mekanizmalarını etkileyebiliyor. Araştırmalar, ebeveyn gözetimi ve tutarlı sınırların düşük olduğu ailelerde bağımlılık riskinin arttığını, buna karşılık yapılandırılmış ve destekleyici aile ortamlarının koruyucu olduğunu gösteriyor.

“BAĞIMLILIK, HER ÇOCUĞUN KARŞILAŞABİLECEĞİ BİR RİSK ALANI”

Pek çok ebeveyn "Benim çocuğum yapmaz" düşüncesine sahip olabiliyor. Bu yaklaşım, ailelerin riskleri fark etmesini nasıl zorlaştırıyor? Ebeveynlerin bu konuda daha gerçekçi ve dikkatli bir bakış açısı geliştirmesi için neler önerirsiniz?

“Benim çocuğum yapmaz” yaklaşımı, ebeveynlerde bir tür iyimser yanlılığa yol açarak risklerin erken fark edilmesini zorlaştırıyor. Bu durum, uyarı işaretlerinin göz ardı edilmesine ve müdahalenin gecikmesine neden olabiliyor. Oysa bağımlılık, yalnızca sorunlu ailelerin değil, her sosyoekonomik düzeydeki çocuğun karşılaşabileceği bir risk alanı. Erken farkındalık ve ebeveyn gözetiminin güçlü koruyucu faktörler olduğu söylenebilir. Ebeveynlerin daha gerçekçi bir bakış açısı geliştirebilmesi için çocuklarının davranışlarını yargısız şekilde gözlemlemeleri, çocuklarıyla yakın ve sıcak bir ilişki geliştirmeleri, ulaşılabilir ebeveynler olmaları, iletişim kanallarını açık tutmaları ve riskleri kişiselleştirmeden kabul etmeleri önemli. “Benim çocuğum yapmaz” yerine “Her çocuk risk altında olabilir, ben nasıl koruyabilirim?” yaklaşımı daha işlevsel.

Bir çocuğun bağımlılık geliştirmeye başladığını gösteren erken işaretler nelerdir? Aileler hangi davranışsal ya da duygusal değişimlere dikkat etmeli? Böyle bir risk fark edildiğinde ebeveynler çocuklarıyla iletişim kurarken en sık hangi hataları yapıyor ve bu noktada nasıl bir yaklaşım benimsemeleri gerekiyor

Çocuklarda bağımlılık gelişiminin erken işaretleri genellikle davranışsal ve duygusal değişimlerle kendini gösteriyor. Ani akademik düşüş, sosyal geri çekilme, aileyle iletişimin azalması, uyku düzeninde bozulma, iştah değişiklikleri, aşırı gerginlik, olumsuz alışkanlıkları olan arkadaşların sayısında artma, okulla kurulan bağın zayıflaması, okul devamsızlığı ve ekran kullanımını saklama gibi gizli davranışlar önemli uyarı sinyalleri. Bu değişimler direkt bağımlılık davranışının varlığına işaret etmese de uyarıcı olabiliyor. Ergenlik döneminde de yukarıda sayılan davranış değişiklikleri görülebiliyor. Burada önemli olan, değişikliğin şiddeti, mevcut dönemle uyumsuzluğu ve işlevselliğe olan etkisi. Risk fark edildiğinde ebeveynlerin en sık yaptığı hatalar; saklama, yardım almama, aşırı kontrol, cezalandırma, suçlayıcı dil kullanma ve iletişimi tamamen kesme. Bu tutumlar, çocuğun daha fazla gizlenmesine ve sorunun derinleşmesine yol açabiliyor. En sağlıklı yaklaşım ise yargılamayan, açık ve güvene dayalı bir iletişim kurmak, net sınırlar koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak. Gerektiğinde ertelemeden profesyonel destek almak da sürecin erken dönemde kontrol altına alınmasını sağlıyor.

“YEŞİLAY’IN PROGRAMLARI AİLELERE YOL GÖSTERİYOR”

Yeşilay, aileleri ve çocukları kapsayan önleme çalışmalarıyla Türkiye'nin dört bir yanında önemli faaliyetler yürütüyor. Bu çalışmaların sahada nasıl bir karşılığı oluyor? Özellikle aile-çocuk iletişiminin güçlenmesi ve çocukların bağımlılıklardan korunması açısından bu çalışmaların nasıl bir katkı sağladığını anlatabilir misiniz?

Yeşilay, uzun yıllardır sahada ciddi önleme çalışmaları yürütüyor. Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı, Yaşam Becerileri Eğitim Programı ve Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı önleme çalışmalarından bazıları. Benim de aktif görev aldığım Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı’ndan bahsedecek olursam, sahadaki çıktılarının oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Alanda çalışan eğitimcilerin neredeyse tamamının Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı hakkında bilgi sahibi olduklarını gözlemliyorum. Bu durum oldukça sevindirici. Doğru bilgiye ihtiyacın daha da önem kazandığı günümüzde Yeşilay’ın bilimsel süreçlerden geçirerek hazırladığı programlar ailelere yol gösterici oluyor. Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı’nın her yaş grubu için özenle hazırlanmış ve yapılandırılmış içerikleri oldukça kıymetli ve faydalı diyebilirim.

Bağımlılıkla mücadelede ailelerin doğru bilgiye ve güvenilir destek mekanizmalarına ulaşması büyük önem taşıyor. Bu noktada Yeşilay'ın bağımlılık alanındaki bilimsel yaklaşımı bu konuda bize ne söylüyor? Özellikle aileyi ve çocuğu korumak söz konusu olduğunda bu yaklaşımın temel prensipleri neler?

Önleme çalışmalarından ve bu çalışmaların sahadaki karşılığından bahsettik. Ailelerin doğru bilgi ve güvenilir desteğe ihtiyacı olduğu kesinlikle doğru. Tam da bu noktada Yeşilay’ın önemli bir faaliyeti olan YEDAM’lardan söz etmemek olmaz. YEDAM modeli, kanıta dayalı bilimsel bilgilere dayanan etkili bir müdahale programı. Bu modelde bir yandan müdahale yürütülürken, sonraki kuşaktaki riskli bireyler belirlenerek uygun yönlendirme yapılabiliyor. Bu model, bireyle birlikte aileye de odaklanıyor. Ailenin süreçteki eğitimi ve değişimi, ailenin diğer bireylerine de olumlu yansıyor. Çevrenizdeki bağımlı bireye nasıl yardım edeceğiniz konusunda da YEDAM’dan danışmalık alabilirsiniz.