Makaleler
davranissal-bagimliliklar-da-en-az-kimyasal-bagimliliklar-kadar-ciddiye-alinmali.jpg

Prof. Dr. Marc Potenza: “Davranışsal Bağımlılıklar Da En Az Kimyasal Bağımlılıklar Kadar Ciddiye Alınmalı”

Oyun, kumar ve benzeri bağımlılıkların neden ortaya çıktığını ve insan davranışını nasıl etkilediğini inceleyen çalışmalarıyla tanınan ve küresel ölçekte bağımlılığı anlamak için temel bir başvuru kaynağı olan Prof. Dr. Marc Potenza ile Yeşilay Genel Merkezi’nde detaylı ve aydınlatıcı bir sohbet gerçekleştirdik.

Yeşilay Genel Merkezi’ne, bu tarihi binaya hoş geldiniz. Sizi burada ağırlamak bizim için büyük mutluluk. İlk sorum davranışsal bağımlılıkların nörobiyolojik temelleriyle ilgili. Teknoloji kullanımı, oyun, alışveriş ve kumar gibi davranışsal bağımlılıkların altında yatan nörobiyolojik mekanizmalar nelerdir? Özellikle ödül işleme, dürtü kontrolü ve karar verme süreçlerinde hangi beyin devreleri kritik rol oynuyor?

Davranışsal bağımlılıklar bir anda ortaya çıkan durumlar değildir; zaman içinde, birçok etkenin iç içe geçmesiyle gelişir. Bu süreçte kişinin genetik özellikleri kadar, içinde yaşadığı çevre, alışkanlıkları, stresle başa çıkma biçimi ve günlük yaşam koşulları da belirleyici olur. Tüm bu etkenler, beynin çalışma düzenini yavaş yavaş etkiler.

Beyinde özellikle “ödül sistemi” olarak bilinen alanlar bu süreçte önemli bir rol oynar. İnsan bir davranışı tekrar etmeye başladığında (oyun oynamak, kumar oynamak ya da benzeri alışkanlıklar gibi) beyin bu davranışı bir ödül olarak algılamayı öğrenir. Bu ödül beklentisiyle çalışan merkezlerin başında ventral striatum adı verilen bir bölge gelir. Bu bölge, insanın bir şeyden keyif almasını, motive olmasını ve “bir kez daha yapma” isteğini doğrudan etkiler.

Yapılan araştırmalar ilginç bir tabloya işaret eder. Madde bağımlılığı ya da kumar bozukluğu olan kişilerde, para gibi somut ödüller henüz elde edilmeden önce yani beklenti aşamasında bu ödül merkezinin daha düşük düzeyde çalıştığı görülür. Başka bir deyişle, bu kişilerde beyin, sıradan bir ödül ihtimaline yeterince güçlü bir karşılık vermez. Bu durum, kişinin tatmin olabilmesi için daha yoğun, daha sık ya da daha riskli davranışlara yönelmesine zemin hazırlar.

“TOPLUMSAL FARKINDALIK YETERLİ DÜZEYDE DEĞİL”

İkinci sorum da bununla bağlantılı. Sigara ya da alkolün bedenimize verdiği zararları biliyoruz. Ancak davranışsal bağımlılıkların beynimize ne yaptığı çoğu zaman net değil. Beynin tüm izlerini ve yollarını görebilseydik, nasıl bir tabloyla karşılaşırdık?

Bu soruya daha net yanıtlar verebilmek için bireyleri zaman içinde izleyen uzunlamasına çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu tür araştırmalar hem maddelerin hem de davranışların beyin üzerindeki etkilerini daha iyi anlamamızı sağlar. Bireyler arasında bazı farklılıklar vardır ve bu farklılıklar, bazı kişileri madde kullanımı, kumar, oyun ya da teknoloji kullanımı gibi alanlarda sorun geliştirmeye daha yatkın hâle getirebilir. Uzun vadeli çalışmalar, bu davranışların ve maddelerin beyin üzerindeki etkilerini daha açık biçimde ortaya koyacaktır.

Ancak davranışsal bağımlılıkların beyin üzerindeki etkilerine dair elimizde hâlihazırda önemli veriler de bulunmaktadır. Davranışsal bağımlılıklarda görülen bağımlılık döngüsü ile kimyasal bağımlılıklar arasındaki güçlü benzerlik, bağımlılığı daha bütüncül bir çerçevede ele almamıza imkân tanır. Bu benzerlik, davranışsal bağımlılıkların en az kimyasal bağımlılıklar kadar ciddiye alınması gerektiğini de açıkça ortaya koymaktadır. Bugün kumar, davranışsal bağımlılıklar içinde büyük bir sorun olarak daha görünür hâle gelmiştir. Buna karşılık ekran kullanımı gibi bazı alanlarda toplumsal farkındalık henüz yeterli düzeyde değildir. Oysa bu alanlarda da erken ve güçlü bir dikkat geliştirmek artık bir zorunluluktur.

“TOPLUM GENELİNİ KAPSAYAN BİR BAKIŞ AÇISI GELİŞTİRİLMELİ”

Klinik deneyimleriniz ve saha gözlemlerinizden hareketle sormak istiyorum: Bugün davranışsal bağımlılıkların oluşturduğu hastalık yükünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Davranışsal bağımlılıkların oluşturduğu hastalık yükü, yalnızca tanı almış bireylerle sınırlı değildir. Bu yük; çoğu zaman aile üyelerini, iş çevresini ve bireyin yakın ilişkide olduğu diğer kişileri de içine alır. Bunun yanında, henüz bir bozukluk düzeyine ulaşmamış olsa bile, zarar verici sonuçlar doğurabilen daha geniş bir davranış alanı söz konusudur.

Hastalıkların Uluslararası Sınıflandırması’nın 11. baskısında (ICD-11), yalnızca kumar bozukluğu ve oyun oynama bozukluğu değil; “riskli kumar” ve “riskli oyun oynama” gibi tanımlar da yer alıyor. Bu yaklaşım, davranışı sürdüren daha geniş bir nüfusun, tanı düzeyine ulaşmamış olsa bile maruz kaldığı zararları görünür kılmayı amaçlıyor.

Benzer bir tabloyu alkolle ilişkili sorunlarda da görüyoruz. Alkol kullanımının etkileri, yalnızca alkol kullanım bozukluğu tanısı alan kişilerle sınırlı kalmıyor; riskli, zararlı ya da yoğun dönemsel kullanım biçimleri de ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle oyun, kumar ve diğer bağımlılık yapıcı davranışları toplum genelini kapsayan bir bakış açısıyla ele almak gerekiyor.

“ÇOCUKLARIN VE ERGENLERİN KORUNMASI ÇOK ÖNEMLİ”

Son sorum iki bölümden oluşuyor. Davranışsal bağımlılıklar alanında bilimsel olarak etkili yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bağımlılık yapıcı davranışların yol açtığı zararların önüne geçmek için çok katmanlı bir yaklaşım gerekli. Öncelikle, genel nüfusu kapsayan güçlü önleme çalışmalarına ihtiyaç var. Özellikle çocuklar, ergenler ve genç yetişkinler gibi kırılgan grupların korunması büyük önem taşıyor.

Tanı almış bireyler söz konusu olduğunda ise, bilimsel etkinliği kanıtlanmış tedavi yaklaşımlarının sağlık sistemleri içinde yaygın biçimde uygulanması gerekiyor. Kumar ve oyun oynama bozuklukları için bugün onaylanmış özgül bir ilaç tedavisi bulunmuyor. Ancak bu bireylerde çoğu zaman eşlik eden başka ruhsal sorunlar görülüyor. Nitekim kumar bozukluğu olan bireylerin yüzde 95’inden fazlasında en az bir eşlik eden psikiyatrik sorun bulunduğu biliniyor. Bu alanlara yönelik doğru müdahaleler, genel iyileşme sürecini de olumlu yönde etkiliyor.

“YEŞİLAY DÜNYADA KİLİT BİR ROLE SAHİP”

Son olarak bu bağlamda, Yeşilay’ın önleme ve rehabilitasyon alanında yürüttüğü bilimsel çalışmalara dair görüşleriniz neler?

Yeşilay’ın, bağımlılık yapıcı davranışları anlama ve bu alanda çözüm üretme konusunda uzun yıllara dayanan çok güçlü bir birikimi var. Düzenlenen toplantılar, konferanslar ve bilimsel etkinlikler aracılığıyla bağımlılıkların hem küresel ölçekte hem de Türkiye özelinde nasıl bir etki oluşturduğu çok boyutlu biçimde ele alınıyor. Yeşilay yalnızca Türkiye’de değil; bölgesel ve uluslararası düzeyde de bağımlılıklardan olumsuz etkilenen bireylere destek olmayı hedefleyen çalışmalar yürütüyor. Bu yönüyle Yeşilay’ın dünyada gerçekten kilit bir role sahip olduğunu söylemek mümkün.

Bu vesileyle, bizleri İstanbul’da bir araya getiren Yeşilay’a ve ona bağlı Uluslararası Yeşilay Federasyonu’na teşekkür etmek isterim. Farklı ülkelerden gelen uzmanların birbirinden öğrenmesine ve birlikte çözüm üretmesine imkân tanıyan bu buluşma son derece kıymetli.