Makaleler
cocuklarda-ruh-sagligi.jpg

Prof. Dr. Muhammed Tayyib Kadak: “Çocuklarda ruh sağlığı geleceğe yapılan en değerli yatırımdır”

YUSUF DURAN

Çocukluk dönemi insan hayatının en belirleyici evrelerinden biri olarak görülüyor. Peki çocukluk döneminde ruh sağlığının önemi nedir? Çocuklarda ruh sağlığı deyince ne anlamamız gerekir?

Çocukluk dönemi, insan hayatının sadece en hassas değil, aynı zamanda en şekillendirici dönemlerinden biridir. Çünkü çocuk bu dönemde dünyayı nasıl algılayacağını, kendisini nasıl hissedeceğini, insanlarla nasıl ilişki kuracağını öğrenir. Ruh sağlığı dediğimiz şey de aslında tam burada devreye girer. Yalnızca bir ruhsal hastalığın olmaması değil; çocuğun kendini güvende hissetmesi, duygularını anlayabilmesi, hayal kırıklıklarıyla baş edebilmesi, oyun oynayabilmesi, öğrenebilmesi ve sağlıklı bağlar kurabilmesi demektir.

Yani ruh sağlığı, çocuğun iç dünyasının dengede olmasıdır. Bir çocuğun neşesi, merakı, kendine güveni, zorlandığında yardım isteyebilmesi, sınırları öğrenmesi hep bunun parçalarıdır. Eğer çocukluk döneminde bu alan desteklenirse, kişi ileriki yaşlarında hayata karşı daha sağlam durur. Ancak bu alan ihmal edilirse, bazen sorunlar yıllar sonra başka biçimlerde karşımıza çıkabilir. O yüzden çocuk ruh sağlığı, geleceğe yapılan en değerli yatırımlardan biridir.

“ÇOCUKLUK DÜNYANIN ŞEKİLLENDİĞİ DÖNEMDİR”

Çocuğun ruh sağlığını erken dönemde tanımak ve takip etmek neden bu kadar önemli?

Çocuğun ruh sağlığını erken dönemde tanımak çok önemlidir. Çünkü çocukluk ve ergenlik beynin, duygusal düzenleme becerilerinin, kişilik yapılanmasının ve değerler dünyasının hızla şekillendiği çok kritik evrelerdir. Bu dönemlerde yaşanan ruhsal güçlükler çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz; içine kapanma, öfke artışı, okuldan soğuma ya da bedensel yakınmalar gibi küçük işaretlerle kendini göstermeye başlar. Eğer bu sinyaller zamanında fark edilirse, sorun büyümeden müdahale etme imkânı doğar. Bu da hem çocuğun yaşadığı sıkıntıyı azaltır hem de akademik gelişim, sosyal ilişkiler, benlik saygısı, stresle baş etme kapasitesi ve hayata dair yön duygusu üzerinde oluşabilecek uzun vadeli olumsuz etkilerin önüne geçer. Çünkü çocuk yalnızca bilgiyle değil; bağ kurarak, örnek alarak ve değerlerle büyür. Aile içinde güven, sorumluluk, sabır, sınır, aidiyet ve saygı gibi değerlerin yaşanıyor olması, çocuğun ruhsal dayanıklılığını artıran çok önemli bir koruyucu zemindir. 

Kaygı, dikkat sorunları, davranış problemleri, duygusal çekilme ya da travmaya bağlı belirtiler erken fark edildiğinde, genellikle daha etkili, daha yapılandırılmış ve daha düşük yük oluşturan müdahalelerle ele alınabilir. Bu nedenle erken fark etmek, çocuk ruh sağlığında yalnızca tedavi açısından değil, aynı zamanda çocuğun sağlam bir kişilik ve değer zemini üzerinde gelişimini desteklemek açısından da belirleyici bir öneme sahiptir. Erken destek, yalnızca bir sorunu önlemek değil; çocuğun karakterini, ilişkilerini ve hayata tutunma biçimini sağlıklı temeller üzerinde güçlendirmektir.

“ÇOCUKLAR RUHSAL GÜÇLÜKLERİNİ DAVRANIŞLARLA BELLİ EDER”

Bir çocuğun ruh dünyasını anlamak, ileride karşılaşabileceği riskleri önlemede nasıl bir rol oynar

Bir çocuğun ruh dünyasını anlamak, davranışın görünen yüzünün arkasındaki duygusal ve gelişimsel ihtiyacı fark edebilmektir. Çünkü çocuk her zaman “Kaygılıyım” ya da “Zorlanıyorum” diyerek kendini ifade edemez; çoğu zaman yaşadığı sıkıntıyı hırçınlaşarak, sessizleşerek, derslerden uzaklaşarak, arkadaş ilişkilerinde zorlanarak ya da bedensel yakınmalarla gösterir. Özellikle küçük yaşlarda ruhsal güçlükler daha çok davranış üzerinden kendini belli eder. Bu nedenle çocuğa bakarken yalnızca “Ne yapıyor?” sorusunu değil, “Ne yaşıyor, ne anlatmaya çalışıyor?” sorularını da sormak gerekir. 

Çocuğun iç yaşantısını ne kadar erken ve doğru anlarsak; okul uyumsuzluğu, akran sorunları, öz güven kaybı, riskli davranışlar ve bağımlılık gibi ileride büyüyebilecek alanlarda da o kadar güçlü bir koruyucu destek sunabiliriz. Bu yüzden erken fark etmek, birçok durumda yalnızca tedavinin değil, korumanın da en etkili adımıdır.

Bugün biliyoruz ki çocukluk dönemindeki ruhsal kırılganlıklar, ileriki yaşlarda depresyon, kaygı bozuklukları, okul terki, riskli davranışlar ve bağımlılık gibi birçok alanla ilişki gösterebilir. Ancak burada belirleyici olan şey, çocuğun zorluk yaşaması değil; bu zorluğun görülüp görülmediği ve uygun şekilde desteklenip desteklenmediğidir. Yani erken fark etmek, sadece bir hastalığı tanımak anlamına gelmez; aynı zamanda çocuğun gelişimsel yolunu daha sağlıklı bir yöne çevirebilmek demektir. Kısacası erken izlem ve erken destek, çocuk ruh sağlığında hem tedavi edici hem de koruyucu bir rol oynar.

“ÇOCUK İYİ HİSSEDERSE BAĞIMLILIK RİSKİ AZALIR”

Çocuk ve ergen ruh sağlığı açısından bağımlılıklar konusunda başlıca risk faktörleri ve koruyucu faktörler nelerdir?

Bağımlılık söz konusu olduğunda tek bir neden yoktur; genellikle birden fazla risk faktörü bir araya gelir. Aile içinde yoğun çatışma, ihmal, sevgisiz ya da ilgisiz bir ortam, travmatik yaşantılar, akran baskısı, denetimsiz internet ve ekran kullanımı, düşük benlik saygısı, yalnızlık hissi, dürtüsellik ve bazı ruhsal sorunlar bu riskleri artırabilir. Özellikle çocuk kendini anlaşılmamış, değersiz ya da ait hissetmiyorsa, zarar verici alışkanlıklara karşı daha açık hâle gelebilir.

Ama işin güzel tarafı şu ki koruyucu faktörler de çok güçlüdür. Çocuğun evde yargılanmadan konuşabildiği bir ilişki ortamı olması, anne babanın sevgiyle ama sınır koyabilen bir tutum sergilemesi, okul bağının güçlü olması, sağlıklı arkadaş ilişkileri, spor, sanat ve sosyal faaliyetlerle desteklenmesi çok kıymetlidir. Çocuğun hayatta kendini iyi hissettiği alanlar arttıkça bağımlılık riski genellikle azalır. Kısacası çocukları yalnızca tehlikeden uzak tutmak yetmez; onları hayatın içine güçlü biçimde bağlamak gerekir.

ÇÖZÜM ÇOCUĞUN İÇ DÜNYASINDA BAŞLIYOR

Çocukların yaşadığı bazı ruhsal zorlanmalar ve duygusal güçlükler onları bağımlılıklara karşı daha kırılgan hâle getirebilir mi?

Evet, ne yazık ki getirebilir. Çünkü bağımlılık çoğu zaman sadece bir alışkanlık ya da kötü seçim meselesi değildir; bazen kişinin içindeki sıkışmayı hafifletme çabasıdır. Kaygı yaşayan, mutsuz olan, dikkatini toparlamakta zorlanan, yoğun yalnızlık hisseden, travma yaşamış ya da dürtülerini kontrol etmekte güçlük çeken çocuk ve gençler, kısa süreli rahatlama sağlayan davranışlara daha kolay yönelebilir.

Burada çok önemli bir nokta var: Bazen aile yalnızca sonucu görür, ama süreci kaçırır. Örneğin çocuk saatlerce ekran başında kalıyordur, ama aslında altta yatan şey yalnızlık, başarısızlık hissi ya da sosyal reddedilmedir. Bu nedenle bağımlılık riskini değerlendirirken “Çocuk ne yapıyor?” kadar “Niçin buna ihtiyaç duyuyor?” sorusunu da sormamız gerekir. Asıl çözüm çoğu zaman çocuğun iç dünyasındaki boşluğu, acıyı ya da düzensizliği fark etmekle başlar.

ÇOCUKTAKİ HER DEĞİŞİM AİLE İÇİN BİR SİNYAL

Anne ve babalar bazen çocuklarında gördükleri bazı değişimler karşısında “Acaba bir bağımlılık riski mi var?” sorusunu sormaya başlıyor. Aileler çocuklarında hangi davranışsal ya da duygusal değişimleri bir uyarı işareti olarak görmeli? Böyle bir şüphe oluştuğunda nasıl bir yol izlemeliler?

Aileler genellikle çocuklarındaki değişimi ilk fark eden kişilerdir. Bu değişimler bazen çok açık olur, bazen de sinsi ilerler. İçe kapanma, ani öfke patlamaları, huzursuzluk, sık yalan söyleme, gizliliğin artması, ders başarısında belirgin düşüş, eski ilgi alanlarından uzaklaşma, uyku ve iştah düzeninde bozulma, aileyle vakit geçirmekten kaçınma, yeni arkadaş çevresini sürekli gizleme gibi durumlar uyarı işareti olabilir. Elbette her değişim bağımlılık anlamına gelmez; ama aileye “bir durup bakma” çağrısı yapar.

Böyle bir şüphe olduğunda en önemli şey paniklemek ya da çocuğu köşeye sıkıştırmak değildir. Suçlayıcı, utandırıcı, tehdit edici bir dil çoğu zaman çocuğu daha da uzaklaştırır. Bunun yerine sakin, açık, dikkatli bir iletişim kurmak gerekir. “Sende bir şeyler değişti, seni merak ediyorum” diyebilmek çok kıymetlidir. Ardından gerekiyorsa profesyonel destek alınmalıdır.

“YEŞİLAY AİLELERE GÜÇLÜ BİR DAYANIŞMA ZEMİNİ SUNUYOR”

Bu noktada Yeşilay nasıl bir konumda duruyor; ailelere ne kadar yakın ve nasıl destek oluyor?

Yeşilay da tam bu noktada çok önemli bir yerde duruyor. Sadece bağımlılık ortaya çıktıktan sonra değil, öncesinde de ailelerin ve çocukların yanında olmaya çalışan bir yapıdan söz ediyoruz. Eğitim çalışmaları, farkındalık programları, danışmanlık destekleri ve rehabilitasyon hizmetleriyle aileye yalnız olmadığını hissettiren güçlü bir dayanışma zemini sunuyor. Bence en kıymetli yönlerinden biri de şu: Yeşilay, meseleyi yalnızca bir yasaklama başlığı olarak değil, bir insanı koruma ve güçlendirme meselesi olarak ele alıyor.

Hem çocuk psikiyatristi kimliğiniz hem de Yeşilay Genel Başkan Yardımcılığı göreviniz çerçevesinde sahaya baktığınızda, çocuklar ve aileler açısından en sık karşılaşılan sorunlar ve en çok hissedilen ihtiyaçlar nelerdir?

Sahada en sık karşılaştığımız meselelerden biri, çocukların yaşadığı duygusal zorlanmaların çoğu zaman geç fark edilmesi. Aileler genellikle çocuğun davranışındaki değişimi görüyor ama bunun arka planını okumakta zorlanıyor. Bir başka büyük mesele ise çocukların ve gençlerin dijital dünyada çok erken, çok yoğun ve çoğu zaman denetimsiz biçimde yer alması. Bugün bağımlılık dediğimiz alan artık sadece maddeyle sınırlı değil; ekran, oyun, sosyal medya ve dijital içeriklerle kurulan sağlıksız ilişkiler de ciddi bir risk alanı hâline geldi.

Ailelerin en çok ihtiyaç duyduğu şey ise doğru bilgi ve güvenilir rehberlik. Birçok anne baba neyin normal gelişimsel bir süreç olduğunu, neyin alarm işareti sayılması gerektiğini ayırt etmekte zorlanıyor. Aynı zamanda yargılanmadan başvurabilecekleri, kendilerini suçlu hissetmeden destek alabilecekleri kurumlara ihtiyaç duyuyorlar. Çocukların ihtiyacı ise çok net: görülmek, anlaşılmak, sınırlarla birlikte sevildiğini hissetmek ve hayatta tutunabilecekleri sağlıklı bağlar kurabilmek. Bazen en temel insani ihtiyaçlar en büyük koruyucu etkiyi oluşturuyor.

“YEŞİLAY ÇOCUKLARI GÜÇLENDİRİYOR, CESARETLENDİRİYOR”

Çocuklar ve gençler söz konusu olduğunda Yeşilay bağımlılıkla mücadelede nasıl bir yol izliyor? Aileleri ve çocukları güçlendirmeye yönelik yaklaşımının temelinde neler yer alıyor?

Yeşilay’ın çocuklar ve gençler konusunda yaklaşımı, yalnızca zarar ortaya çıktığında müdahale etmek değil; onun öncesinde koruyucu bir iklim oluşturmaktır. Çünkü bağımlılıkla mücadelede en güçlü alan, çoğu zaman tedavi değil, önlemedir. Çocuğa sadece “Uzak dur” demek yetmez; neden uzak durması gerektiğini anlatmak, yerine sağlıklı seçenekler koymak, aidiyet alanları açmak ve yaşam becerilerini güçlendirmek gerekir.

Bu yaklaşımın merkezinde eğitim, farkındalık, aile desteği ve sağlıklı yaşam kültürü var. Çocuğun hayır diyebilme gücünü artırmak, akran baskısıyla baş edebilmesini sağlamak, duygularını tanıyıp düzenleyebilmesine destek olmak çok önemli. Aile tarafında ise sevgi ile sınırı birlikte taşıyabilen, takip eden ama boğmayan, dinleyen ama yön de gösteren bir ebeveynlik anlayışı öne çıkıyor.

Ben Yeşilay’ın en değerli taraflarından birinin şu olduğunu düşünüyorum: Korku üzerinden değil, güçlendirme üzerinden ilerliyor. Yani çocukları yalnızca risklerden sakınmaya değil, hayata daha sağlam, daha bilinçli ve daha dirençli katılmaya davet ediyor. Uzun vadede kalıcı sonuç üreten yaklaşım da zaten budur.

En son sayımızda “Yeşilay olmasaydı ne olurdu?” sorusunu yöneltmiştik. Bu soruyu bu sayımızın konusu doğrultusunda size de yöneltmek isteriz: Yeşilay olmasaydı bugün çocuklarımız ve ailelerimiz bağımlılıklar karşısında nasıl bir tabloyla karşı karşıya olurdu?

Yeşilay olmasaydı, bugün bağımlılıklar karşısında yalnızca daha fazla vakayla değil, daha fazla yalnızlıkla, daha fazla sessizlikle ve daha fazla çaresizlikle karşı karşıya olurduk. Çünkü bağımlılık, kendiliğinden çözülen bir sorun değil; erken fark edilmezse çocuğu da aileyi de derinden yoran bir süreçtir. Yeşilay, tam bu noktada topluma hem yön hem dayanma gücü veren bir iradeyi temsil ediyor.

Çocuklarımız açısından bakıldığında, risklerle daha erken karşılaşılan; aileler açısından bakıldığında ise ne yapacağını daha az bilen, desteğe daha zor ulaşan bir tablo ortaya çıkardı. Yeşilay’ın varlığı, sadece bağımlılıkla mücadele etmek değil; çocukları koruyan, aileleri güçlendiren ve topluma umut veren bir zemin oluşturmaktır. Bu nedenle Yeşilay’ı yalnızca bir kurum olarak değil, toplumun vicdanını ve koruyucu refleksini diri tutan çok kıymetli bir yapı olarak görüyorum.

Daha da öz bir ifadeyle söylemek gerekirse: Yeşilay olmasaydı, bağımlılıkla mücadelede yalnızca bir kurum eksik olmazdı; çocuklarımızı ve ailelerimizi koruyan büyük bir toplumsal dayanak da eksik olurdu.