Makaleler
insanin-sahip-oldugu-en-onemli-teknoloji-beyni-ve-bedenidir.jpg

Prof. Dr. Osman Tolga Arıcak: "İnsanın Sahip Olduğu En Önemli Teknoloji Beyni ve Bedenidir"

Davranışsal bağımlılıklar bugün gelinen noktada teknoloji ile sıkı bir ilişki içerisinde. Teknoloji kullanımı başlı başına bir bağımlılığa dönüşürken aynı zamanda teknolojiyle ortaya çıkan farklı bağımlılık türleri de görülüyor. Bu bağımlılıkları bize açıklamanız mümkün mü?

Öncelikle açıklığa kavuşturmamız gereken bir şey var. Teknoloji bağımlılığı diye bir şey yok. Teknoloji, yaşadığımız hayatı kolaylaştırmak amacıyla insanlık tarafından icat edilen ve üretilen her şeydir. Bir kalem de teknolojidir, bir silgi de, bir ayakkabı da, bir bilgisayar da. Ayakkabı bağımlılığı diye bir şeyden söz edebilir miyiz? Bir insan sürekli ayakkabı giyme zorunluluğu hissediyorsa, ayakkabı giymeden dışarı çıktığında kaygı ve sıkıntı yaşıyorsa, ayakkabı giymeme davranışını kontrol edemiyorsa biz bu kişi için “ayakkabı ya da genel adıyla teknoloji bağımlısı” diyebilir miyiz?

Doğru kullanım sizin de sorunuzda ifade ettiğiniz gibi “davranışsal bağımlılıklar”dır. Davranışsal bağımlılıkların teknolojiyle bağlantılı yaygın türleri dikkatimizi çekmektedir. Bunları açıklamadan önce bir hususu daha aydınlatmakta yarar var. Literatürde yanlış kullanılan iki kavram daha var: İnternet bağımlılığı ve akıllı telefon bağımlılığı. Bu teknolojiler ilk ortaya çıktığında insanların aşırı kullanımı nedeniyle insanların internete ve akıllı telefonlara bağımlı olabileceği düşünülürken, günümüzde bu iki kavramın da yanlış kullanıldığı düşünülmektedir. İnsanlar ne internete bağımlıdır ne de akıllı telefonlara. İnsanlar internetteki ya da akıllı telefonlardaki uygulamalara bağımlı hâle gelebilir. Ayrıca internetin olmadığı bir akıllı telefon da kimsenin ilgisini çekmeyeceği için asıl yönelim internetteki uygulamalara olmaktadır. Bu uygulamalar genellikle ya oyunlara ya iddia-bahis sitelerine ya sosyal medya uygulamalarına ya da pornografi gibi cinsel içerikli sitelere olmaktadır.

Şu anda Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) kabul ettiği iki davranışsal bağımlılık türü vardır: oyun bağımlılığı ve kumar bağımlılığı. Yine DSÖ’nün tanı kitabı ICD-11’de yer alan bir diğer bozukluk olan Zorlantılı Cinsel Bozukluklar (Compulsive Sexual Disorder) şu anda bir bağımlılık olarak tanımlanmasa da yakın gelecekte davranışsal bir bağımlılık olarak tanımlanacağı tahmin edilmektedir. Davranışsal bağımlılıklar üzerine çalışan uzmanlar ortaya çıkan veriler ışığında pornografi bağımlılığının ve sosyal medya bağımlılığının birer yeni davranışsal bağımlılık olarak tanılama sistemlerinde yer alacağını tahmin etmektedir.

“AKILLI TAHTA, BİLGİSAYAR VE TABLETLER SINIFLARDAN ÇIKARTILMALIDIR”

Teknoloji ile birlikte gelen davranışsal bağımlılıklarla mücadelede nasıl bir yol izlenmeli? Aile, okul ve toplum düzeyinde etkili bir mücadele modeli nasıl oluşturulabilir?

Bu bireyden devlete tüm toplum kesimlerinin ve kademelerinin el ele mücadele etmesi gereken bir konudur. Anne ve babaların kendileri öncelikle bilgisayar ve akıllı telefonların doğru ve verimli kullanımı konusunda çocuklarına doğru model olmalıdır. Anaokulu ve ilkokullarda akıllı tahta, bilgisayar ve tabletler sınıflardan çıkartılmalıdır.

İnsanın sahip olduğu en önemli teknoloji beyni ve bedenidir. Yapılan araştırmalar öğrenirken beynimizin hücreler arası bağlantılarının değiştiğini ve şekillendiğini göstermiştir. Düşünmek, öğrenmek ve elimizi kullanmak beynimizde kalıcı ve uzun süreli değişiklikler yaratmaktadır. Üretime dayanmayan zihinsel bir tüketim beyni geliştirmekten çok, var olan yeteneklerimizin körelmesine neden olmaktadır.

Gelişmekte olan bir insan olarak çocuğun öncelikle edinmesi gerekenler, sağlıklı bir dil ve düşünce gelişimidir. Ana dilini düzgün konuşup yazması, düzgün bir şekilde okuyup anlaması, temel aritmetik becerileri kazanması, mantıklı düşünmeyi öğrenmesi, el-göz koordinasyonunu kazanması, mutlaka aktif olarak spor yapması sağlıklı bir gelişimin ön koşullarıdır.

Eğitimde amaç çok fazla bilgi sahibi olmak değil, edindiği bilgileri doğru analiz edip, sentezleyebilmek ve problemleri çözebilmektir. İnternet ortamında sınırsız sayıda bilgi bulunmaktadır ve bu ortam, doğru ile yanlışın, gerçek ile sahtenin birbirine karıştığı büyük bir bilgi çöplüğüdür. Bilgi hızla üretilmekte ve hızla tüketilmektedir. Çocuklar hızla birtakım yazıları okumakta ve tamamlanmamış eksik bilgi sahibi olmaktadırlar. İnternetten bilgi aldığını düşündüğümüz çocuk ve gençlerimiz eğer doğru bir mantık süzgeci geliştirmemişlerse edindikleri bilgileri analiz ve sentez etmede sorun yaşayabilmektedirler. Bu nedenle öncelikle temel zihinsel becerilerin gelişimi için düzenli kitap okuma alışkanlığı kazandırılmalı, matematiksel düşünme ve zihinden işlem yapma becerileri geliştirilmelidir.

Bilgisayar, akıllı telefon ve internetin doğru kullanımına örnek teşkil edecek davranışlar dizilerde ve filmlerde yer almalıdır. Devlet bu tür yayınlar için film şirketlerinden talepte bulunmalı bu tür filmler desteklenmelidir.

“YEŞİLAY BEŞ KOLDAN MÜCADELE EDİYOR”

Yeşilay’ın teknoloji temelli davranışsal bağımlılıklara yönelik hem önleme hem de rehabilitasyon alanlarında yürüttüğü çalışmalar nelerdir? Bu programlar çocuklar, gençler ve aileler açısından nasıl bir rol oynuyor?

Yeşilay teknoloji temelli davranışsal bağımlılıklarla mücadelede beş temel yol izlemektedir:

Birincisi, bu konudaki araştırmaları bizzat yürütmekte ya da yürütülen araştırmalara destek sağlamaktadır. Yeşilay Bilim Kurulu’nda yer alan uzmanlar uzmanlık alanlarına göre oyun, kumar ve pornografi bağımlılığı konusunda projeler yürütmektedir. Farklı üniversitelerde yüksek lisans ya da doktorasını davranışsal bağımlılıklar üzerine yapan öğrencilere de çalışmaları nitelikli olmak koşuluyla burs desteği sağlanabilmektedir.

İkincisi; Yeşilay, davranışsal bağımlılıklar alanında çalışan ulusal ve uluslararası akademisyenleri bir araya getirerek araştırmaların paylaşılması ve problemlere çözüm önerileri geliştirilmesi için panel, konferans ve kongre gibi geniş çaplı organizasyonlara ev sahipliği yapmaktadır. Elde edilen bu bilgiler paydaşlarla da paylaşılmaktadır.

Üçüncüsü; Yeşilay, T.C. Millî Eğitim Bakanlığı ile yaptığı ortak protokol çerçevesinde Bakanlığa bağlı olarak çalışan psikolojik danışmanlara bağımlılıkla mücadele eğitimleri vermektedir. Eğitici eğitiminden geçen psikolojik danışmanlar diğer meslektaşlarını eğitmekte, bu uzmanlar da okullardaki öğrencilere bağımlılıkla mücadelede destek olmaktadır. Benzer şekilde YÖK (Yükseköğretim Kurulu) ile yapılan protokol çerçevesinde de tüm üniversitelerde bağımlılık üzerine dersler verilmektedir. Bu derslerin içerikleri ve sunum materyalleri Yeşilay tarafından sağlanmaktadır.

Dördüncüsü, tüm Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yer alan Yeşilay Danışmanlık Merkezlerinde (YEDAM) oyun ve kumar bağımlılarına dönük ücretsiz danışma ve ayakta terapi hizmetleri sunulmaktadır.

Beşincisi, Yeşilay ve Mavi Kırlangıç dergileri ile ailelere ve çocuklara ulaşılmaya çalışılmakta, bu konuda toplum da bilgilendirilmeye çalışılmaktadır.

“YEŞİLAY ULUSLARARASI LİTERATÜRE KATKI SAĞLIYOR”

Yeşilay’ın desteklediği ya da bizzat yürüttüğü bilimsel araştırmaların teknoloji bağımlılığı alanına katkıları nelerdir? Bu araştırmaların sahadaki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir önceki sorunun cevabında ifade ettiğim gibi, Yeşilay hem kendi bilim kurulundaki uzmanlar aracılığıyla hem de diğer üniversitelerde yürütülen tez çalışmaları aracılığıyla davranışsal bağımlılıklar alanında önemli çalışmalara destek olmaktadır. Bu çalışmaların önemli bir kısmı ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmak suretiyle literatüre önemli katkılar sunmaktadır.

Ayrıca Yeşilay’ın çıkardığı Addicta: The Turkish Journal on Addictions isimli dergi, uluslararası hakemli bir dergi olup saygın bir indeksleme sistemi olan Web of Science’ın Emerging Science Citation Index’te (ESCI) taranmaktadır. Bu derginin ‘2025 Davranışsal Bağımlılıklar özel sayısı’ için misafir editör olarak da görev almış bulunuyorum. Sadece bu özel sayı için yüzün üzerinde yazı geldiğini belirtmek isterim. Dergimizdeki tüm makaleler İngilizce yayımlanmakta olup dergimizin etki faktörü her yıl artış göstermektedir. Bu da dergide yayımlanan makalelerin uluslararası araştırmacılar tarafından alıntılandığını, yani işe yarar olduğunu göstermektedir.

“ÇOCUK DENGELİ BİR YAŞAM SÜRMELİ”

Aile içinde dijital ortamların ve ekran sürelerinin yönetilmesinde hangi ilkeler sağlıklı ve sürdürülebilir bir denge kurulmasını sağlar?

Çocuk gelişmekte olan bir insan olarak hayatını dengeli bir şekilde sürdürüyorsa sorun yok. Fiziksel olarak bir insan, çocuk ya da yetişkin mutlaka hareket etmeli. Özellikle çocuk daha fazla hareket etmeli. Çocuğun mutlaka fiziksel olarak haftada en az 3-4 gün ciddi anlamda aktif ve hareket hâlinde olması lazım. Bu oyun da olur, spor da olur.

İkinci olarak, çocuk mutlaka sağlıklı beslenmeli. Üç öğün yemeğini ailesiyle birlikte masada yemeli, okuldaysa yemekhanede yemeli. İyi beslenmeli.

Üçüncüsü, iyi uyku uyumalı. Bir çocuk en az 7-8 saat uyumalı. Uykusunu zamanında ve yeterli düzeyde almalı.

Dördüncü olarak bir çocuğun mutlaka arkadaşlarıyla sosyal, yüz yüze ilişkileri olmalı. Ailesiyle, akrabalarıyla, tanıdıklarıyla, sosyal ilişkilerine zaman ayırıyor olmalı. Ayrıca akademik olarak gelişimini sağlayacak; kitap okuma, ödev yapma, günlük tutma ve yazı yazma gibi akademik işlere de zaman ayırmalı.

Çocuk bütün bu saydıklarımızı dengeli bir şekilde yapıyorsa bilgisayar oyunlarına da zaman ayırabilir. Bu süre günde bir saat de olur, üç saat de olur. Çocuk tüm yönleriyle dengeli bir yaşam sürüyorsa, oynadığı oyun bir saat olmuş, üç saat olmuş çok önemli değil. Yeter ki dengeli bir yaşamı olsun.

Bunun tam tersi olarak mesela çocuk oyun oynamıyor ama sabaha kadar kitap okuyorsa ya da sabaha kadar spor yapıyorsa bu da istediğimiz bir durum değildir. Bu da sağlıklı değil. Yani önemli olan aslında şu süre ya da bu süreden çok çocuğun hayatı tüm yönleriyle sağlıklı ve dengeli olarak yaşayabilmesi. Eğer öyleyse sorun yok. Bunu vurgulamamızda fayda var. Bir de çocuğun internette hangi içerikle zaman geçirdiği önemli. Kumar ve pornografi gibi siteler hiçbir şekilde zaman geçirmesini istemediğimiz içerikler. Yine bazı tür oyunlar da daha bağımlılık yapıcı. Aileler bu tür sitelere karşı uyanık olmalı ve mutlaka güvenli internet paketi kullanmalılar.

KAYGI SORUNLARI VE DEPRESYON BELİRTİLERİ

Teknoloji kullanımının çocukların sosyal gelişimi, duygu düzenleme becerileri ve dikkat süreçleri üzerindeki başlıca etkileri nelerdir?

Çocuğun zihni internette sürekli ne ile meşgulse (oyun, bahis, kumar ya da pornografi) onunla zaman geçirmesinden kaynaklı kaygı sorunları baş gösteriyor. Depresyon belirtileri görülüyor. Uykusuzluğun getirdiği dikkat eksikliği, hafıza kaybı, öğrenme bozuklukları ortaya çıkıyor. Bunlar çok belirgin olarak bağımlı çocuklarda gördüğümüz psikolojik sorunlar.

Sosyal sorunlara baktığımızda, sosyal anlamda arkadaşları kalmadığı için bütün arkadaşları sadece oyunlarda olabiliyor. Dünyaları, dünyanın veya Türkiye'nin değişik yerlerinde hiç görmedikleri, tanımadıkları sahte isimlerle oyun oynayan arkadaşlarından ibaret bir sanal dünya hâline gelmeye başlıyor. Fiziksel ve sosyal ilişkiler anlamını yitirip çocuklarda ciddi anlamda bir izolasyon, sosyal kaygı sorunu da ortaya çıkmaya başlıyor. Tabii okul başarısızlığı da yine sık gördüğümüz olumsuzluklardan bir tanesi. Uyku düzenleri bozulduğu için okula devam edemediklerinden ya da derste uyudukları için akademik başarıları bozuluyor. Bu da başka sorunlara neden oluyor. Artık sınıfta kalma durumu olmadığı için anlamadan, öğrenmeden zorla sınıf geçirilen çocuklar ya da maalesef okula gitmediği hâlde okula gitmiş gibi gösterilen çocukların durumu buna örnek teşkil ediyor. Bu durum pek çok yönüyle toplum ve gelecek için bir tehdit oluşturuyor.

“AİLELER ÇOCUKLARINI GEREKSİZ TEKNOLOJİYE MARUZ BIRAKMAMALI”

Çocukların teknolojiyle daha güvenli ve kontrollü bir ilişki kurabilmesi için ailelerin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken temel noktalar nelerdir?

Anne babalardan özellikle ricam çocuklarını gereksiz teknolojiye maruz bırakmasınlar. Özellikle erken yaşlardan itibaren çocukların ellerine telefon, tablet vermesinler. Çocuklarıyla oyun oynasınlar. Çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler geliştirsinler. Çünkü çocuk anne babasına güvenmeli, onlarla zaman geçirmeli, oyun oynamalı. Tabii yaşına göre oyunlar değişebilir. Üç yaşındaki bir çocuğun oynayacağı oyunla 13 yaşındakinin oynayacağı oyun aynı olmayacak. Biriyle güreşecek, biriyle hayvanları konuşturacak. 13 yaşındakiyle de satranç oynayacak, oturup sohbet edecek.

Anne babaların mutlaka çocuklarıyla güvene dayalı bir ilişki geliştirmeleri gerekiyor. Çocuklarına mutlaka zaman ayırmaları gerekiyor. Onları ilgi ve becerilerine göre spor, sanat, müzik, resim gibi bir alana yönlendirmeleri gerekiyor. Yani çocuğu sadece eve kapatmak, güvenliğini sağlamak için sadece derslerine, akademik gelişimine odaklanmak yeterli değil. Çocuğun hayatı dengeli yaşayacak bir ortama ihtiyacı var. Sosyal ilişkileri için arkadaşlarıyla görüştürmek, spora, sanata yönlendirmek, çocuklarıyla zaman geçirmek, birlikte kitap okumak gibi etkinliklere zaman ayırmaları gerekiyor. Ve tabii ki tekrar ediyorum yine kendilerinin teknoloji ile ilişkisini gözden geçirip “Ben çocuğuma doğru model oluyor muyum?” sorusunu kendilerine sormaları ve ona göre davranmaya özendirmeleri gerekiyor.