Makaleler
sessiz-bir-salgin-turkiyede-sanal-kumarin-yayilma-dinamikleri.jpg

Sessiz Bir Salgın: Türkiye’de Sanal Kumarın Yayılma Dinamikleri

Sanal kumar, Türkiye’de son yıllarda yalnızca yasal ya da yasa dışı bahis siteleriyle sınırlı bir sorun olmaktan çıkarak, dijital yaşamın farklı alanlarına yayılan ve çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen bir risk alanına dönüşmüş durumda. Dijitalleşmenin hızlanması, mobil cihazların günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi ve çevrim içi platformlara kesintisiz erişim, kumar davranışının mekânsal ve zamansal sınırlarını ortadan kaldırıyor. Bu yaygınlık, görünmezlik ve denetimsizlik birleşimi, sanal kumarı bireysel bir tercih olmaktan çıkararak toplumsal düzeyde “sessiz bir salgın” niteliğine büründürüyor.

FARK EDİLMESİ GÜÇ

Bu dönüşüm, riskli kumar davranışlarının daha erken yaşlarda başlamasına ve çoğu zaman gizli şekilde sürdürülmesine zemin hazırlıyor. Özellikle gece geç saatlerde, yalnızlık ve duygusal boşluk dönemlerinde dijital ortama yönelen bireyler için sanal kumar, bir eğlence aracı olmaktan çok, stresle baş etme ve kaçış mekanizması hâline gelebiliyor. Fiziksel mekândan bağımsız olması, bu davranışın fark edilmesini ve müdahale edilmesini güçleştiriyor.

HER YAŞTAN KİŞİ RİSK ALTINDA

Türkiye’de yürütülen çalışmalar, sanal kumarın belirli bir yaş grubuyla sınırlı olmadığını, farklı yaş gruplarından bireylerin kumar oynama davranışı sergilediğini gösteriyor. Ergenler ve genç yetişkinler, dijital ortama yoğun bir şekilde maruz kalmaları, merak ve risk alma eğilimleri nedeniyle daha kırılgan bir grup olarak öne çıkarken; yetişkin bireylerde ise ekonomik baskılar, iş stresi, yaşam doyumundaki azalma ve yalnızlık duygusu kumar davranışını tetikleyen başlıca unsurlar olarak görülüyor. Bu durum, sanal kumarın yaşam döngüsünün farklı evrelerinde farklı motivasyonlarla ortaya çıkabilen geniş bir risk alanı sunduğunu gösteriyor. Nitekim literatürde sanal kumar davranışının bazı bireylerde depresyon ve kaygı belirtileriyle birlikte seyrettiğine işaret eden bulgular yer alıyor.

MEKÂNDAN BAĞIMSIZ VE SINIRSIZ ERİŞİM RİSKİ ARTIRIYOR

Sanal kumarın yayılmasını hızlandıran temel mekanizmalardan biri, yalnızca oyunun sonucuna anında erişim sağlanması değil, aynı zamanda oyunun günün her anında, mekândan bağımsız biçimde ulaşılabilir olması. Bu kesintisiz erişim, bireyin kumar davranışını planlı bir eylem olmaktan çıkararak anlık bir dürtüye dönüştürüyor. Sonucun hemen görülmesi, kazancı daha çekici kılarken kaybetmenin yarattığı rahatsızlığı kısa süreli olarak azaltıyor. Kazanma deneyimi davranışı pekiştirirken, kayıp durumunda devreye giren “telafi etme” düşüncesi kişiyi yeniden oyuna yöneltiyor. Bu erişim ve geri bildirim döngüsü, bireyin farkında olmadan kontrolünü kaybetmesine yol açan güçlü bir davranışsal pekiştirme süreci oluşturuyor.

Bu süreci destekleyen bir diğer unsur, dijital finansal işlemlerin kolaylığı. Mobil bankacılık uygulamaları ve dijital cüzdanlar aracılığıyla saniyeler içinde para transferi yapılabilmesi, kumar davranışını planlı bir eylem olmaktan çıkararak anlık bir dürtüye dönüştürüyor. Paranın fiziksel olarak elde tutulmaması, harcamanın gerçekliğini zayıflatırken kayıpların fark edilmesini geciktiriyor.

Buna ek olarak, dijital platformlarda doğrudan ya da dolaylı biçimde karşılaşılan reklam ve tanıtımlar, sanal kumarın normalleştirilmesinde önemli bir rol oynuyor. Sosyal medya içeriklerinde öne çıkarılan abartılı kazanma hikâyeleri, özellikle genç kullanıcıların risk algısını düşürürken, “şansını deneme” isteğini artırıyor. Bu görünürlük, sanal kumarı sıradan bir dijital etkinlik gibi sunarak tehlikenin algılanmasını zorlaştırıyor.

ÇOK BOYUTLU BİR SORUN

Tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, sanal kumarın Türkiye’de bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir yapıya sahip olduğu görülüyor. Dijital erişimin sınırsızlaşması, finansal işlemlerin kolaylaşması, görünürlük mekanizmalarının yaygınlaşması ve bireysel psikolojik kırılganlıkların etkileşimi, sanal kumarı sessiz bir toplumsal risk hâline getiriyor. Bu tablo, sorunun yalnızca hukuki düzenlemelerle çözülemeyeceğini; erken müdahale stratejileri, koruyucu programlar ve toplum genelinde dijital farkındalığın güçlendirilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor.