Makaleler
medyada-bagimliligin-sessiz-yukselisi.jpg

Medyada Bağımlılığın Sessiz Yükselişi: Gençler İçin Normalleşen Riskler

Medya hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ve onu hayatımızdan tamamen çıkarmamız mümkün değil; ancak etkilerini anlamamız ve doğru şekilde yorumlamamız mümkün. Bağımlılık yapıcı madde ve davranışların medyada yanlış temsil edilmesi ve normalleştirilmesi ise mücadelenin en zorlu yanlarından birini oluşturuyor.

Bugünün gençleri, önceki nesillerden çok daha farklı bir dünyada büyüyor. Bu dünya yalnızca sokak, okul veya aile ortamında değil; aynı zamanda ekranların içinde şekilleniyor. Günümüzde medya, bireylerin özellikle de gençlerin duygu, düşünce, tutum ve davranışlarını şekillendiren en güçlü araçlardan biri hâline gelmiş durumda. Diziler, filmler, sosyal medya içerikleri aracılığıyla sunulan yaşam tarzları çoğu zaman fark etmeden gençlerin dünyayı algılayış biçimini etkiliyor. Bu içeriklerde bağımlılık yapıcı madde ve davranışların nasıl temsil edildiği ise büyük bir önem taşıyor. Özellikle ergenlik ve ilk gençlik dönemindeki bireyler için bu temsiller, kurgu unsuru olmanın ötesine geçerek, gerçek hayattaki tutum ve davranışlara yön verebilecek bir etki alanı oluşturuyor.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı, “Ben kimim?” sorusunun sıkça sorulduğu son derece hassas bir evreyi oluşturuyor. Gençler bu süreçte kendisine rol modeller arıyor ve çoğu zaman bu modelleri medyada buluyor. Takip ettikleri fenomenler, izledikleri karakterler, hayran oldukları müzisyenler onların davranış ve değer yargılarını doğrudan etkileyebiliyor. Özellikle “başarılı”, “güçlü” ve “karizmatik” olarak sunulan figürlerin sergilediği davranışlar, gençler için benimsenmeye ve taklit edilmeye daha açık hâle geliyor.

Sosyal medyada en belirgin risklerden birini davranışların hızla yayılması oluşturuyor. Bir genç, yalnızca birkaç saniyelik video ile yeni davranışla tanışabiliyor ve deneme isteği duyabiliyor. Başkalarından onay alma, beğeni ve takipçi kazanma isteği ise gençlerin sınır koymalarını gerektirdiği durumlarda “hayır” diyememelerine neden olabiliyor. Diğerlerinden geri kalacak olma düşüncesi bireyin kendi değerlerinden ödün vermesine yol açabiliyor. Öte yandan bir platformda görünür olmak zamanla “değerli hissetmekle” eş anlamlı hâle gelirken; genç, değerini aldığı etkileşimler ile ölçmeye başlıyor.

Medyada sunulan görüntüler çoğu zaman gerçeğin yalnızca bir kısmını yansıtıyor. Bağımlılığın görünmeyen yüzü; sağlık sorunları, kontrol kaybı, yalnızlık ve psikolojik yıkım genellikle kadrajın dışında kalıyor. Örneğin, sosyal medyada sürekli eğleniyor gibi görünen birinin yaşadığı içsel sorunlar çoğu zaman görünmüyor. Tıpkı devamlı tatile giden bir influencerin çekimlerin arka planında yaşadığı zorlu deneyimlerin bilinememesi gibi. Sosyal medyanın fazla kullanımıyla sürekli eğlenme hâli ya da riskli davranışlar sıradan hâle gelirken, gerçek hayatta bu davranışların sonuçları çok daha karmaşık ve çoğu zaman yıpratıcı oluyor.

MEDYA ALGILAMA BİÇİMİNİ DÖNÜŞTÜRÜYOR

Televizyon içeriklerindeyse bağımlılık yapıcı davranışların gündelik hayatın sıradan bir parçası gibi sunulması gençlerin bu davranışlara karşı mesafe geliştirmesini zorlaştırıyor. Tekrarlayan görüntüler zamanla gençlerdeki “normal” algısını güçlendiriyor. Gencin kendi sınırlarını fark etmesi zorlaşıyor; zararlı olabilecek şeyler bile sıradan ve kabul edilebilir olarak algılanıyor. Çünkü bir davranış ne kadar normal görünürse riskleri o kadar göz ardı edilebilir hâle geliyor. Öte yandan dizi ve filmlerde bağımlılık çoğu zaman estetik veya dramatik bir çerçevede sunuluyor. Bu da gençlerin, davranışın sonuçlarından çok o davranışın yarattığı imaja odaklanmalarına neden oluyor. Kimlik arayışının yoğun olduğu ergenlik döneminde, bu tür imgeler gençler için güçlü bir çekim alanı oluşturuyor. Özellikle bu içeriklerde kumar, sigara, alkol, madde kullanımı gibi davranışların belirli anlamlarla ilişkilendirilmesi gençlerin bu davranışları algılama biçimini dönüştürülebiliyor.

BAĞIMLILIKLARIN YANLIŞ TEMSİLİ

Zor bir karar anında yakılan veya yalnızlık sahnelerinde eşlik eden sigara, zorluklarla baş etmede bir araç olarak görülebiliyor. Bu durum, gençlerin stres ya da duygusal zorluklarla karşılaştıklarında benzer bir davranışı denemeye daha açık hâle gelmesine neden oluyor. Oysa burada gösterilmeyen şey, bu davranışın uzun vadeli bağımlılık riski ve fiziksel hasarları. Alkol ise eğlencenin arttığı, sosyal bağların kurulduğu, insanların “rahatladığı” anların merkezine konulurken, arkadaş ortamlarında alkol kullanımının sorunsuz ve neşeli bir deneyim gibi sunulması gençler için alkol tüketimini sosyal kabulün bir gerekliliği hâline getiriyor. Alkol kullanımının meydana getirdiği riskli davranışlar ve kontrol kaybı çoğu zaman arka planda kalıyor. Madde kullanımı kimi zaman karakterlerin farklılaşma veya özgürleşme aracı olarak da sunulabiliyor. Bu tür temsiller kendini ifade etme arayışı içinde olan gençler için yanıltıcı olabiliyor. Madde kullanımı bir sorun gibi gösterilmediğinde gençler tarafından çözüm ya da kimlik göstergesi gibi algılanabiliyor. Kumar ise çoğu zaman risk alma, heyecanı artırma ve kısa yoldan kazanma fikrini akıllara getiriyor. Baş rolün kazandığı sahneler, davranışı cazip hâle getirirken; kayıp, borçlanma gibi sonuçlar yeterince vurgulanmıyor. Bu durum özellikle dürtü kontrolü henüz tam gelişmemiş ergenlik çağındaki bireylerde riskli kararlar alma eğilimini artırabiliyor. Tüm bu temsillerin ortak noktası, bağımlılık yapıcı davranışların sonuçlarından çok anlık etkileriyle birlikte sadece “olumlu gibi görünen” yönlerine odaklanarak cazibelerini artırması. Bu da gençlerin bu davranışların olumsuz taraflarını görerek eleştirebilme becerisini elinden alıyor. İlerleyen süreçte bir kereden bir şey olmaz düşüncesiyle deneme ve ardından alışkanlık geliştirerek bağımlılık süreci başlayabiliyor.

Sonuç olarak medya hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ve onu hayatımızdan tamamen çıkarmak mümkün değil. Fakat etkilerini anlamak ve doğru şekilde yorumlamak mümkün. Tüm bu etkileri göz önünde bulundurduğumuzda, önemli olan gençlerin izledikleri içeriklere karşı bilinçli ve sorgulayıcı bir yaklaşım geliştirmesi. İzlenen içerikleri “normal’’ kabul etmek yerine üzerine düşünmek gençlerin sınırlarını koruyabilmesinin ilk adımını oluşturuyor. Aile içinde yargılamadan ve eleştirilmeden kurulan açık iletişim, gençlerin kendilerini ifade edebileceği güvenli bir ortam oluşturmaya yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra okul ortamında kazandırılan eleştirel düşünme becerileri, bu içerikleri gerçekçi bir şekilde yorumlamaya katkı sağlıyor. Güçlü bir farkındalık, gençlerin “hayır” diyebilmesini ve kendi seçimlerinin sorumluluğunu alabilmesini mümkün kılıyor.