Makaleler
riskler-erken-belirtiler.jpg

Madde Bağımlılığına Giden Yol: Riskler ve Erken Belirtiler

KLİNİK PSİKOLOG ŞEVVAL ÖMERÜLFARUKOĞLU / KÜTAHYA YEDAM

“Bir kereden bir şey olmaz” söylemi ile başlayan madde kullanımı, zamanla bir döngü hâlini alırken ilk kullanımın ardından aralıklı madde kullanımı görülebilir. Bu dönemde kişi, istediği zaman madde kullandığını, madde kullanmadığı zamanlarda ise herhangi bir fiziksel veya psikolojik semptom yaşamadığını, dolayısıyla da bağımlı olmadığını savunur. Bu dönem, madde kullanımı açısından “Ben bağımlı olmam” düşüncesi ile öz güvenin arttığı bir dönemdir. Madde kullanımına yönelik artan öz güven, maddeye erişimin kolaylaşması ve/veya olumsuz yaşam olaylarıyla kişinin madde kullanımı düzenli bir hâl alır. Düzenli madde kullanım aşamasını iki bölüme ayırarak anlayabiliriz.

İlk bölüm, kişinin henüz yeni düzenli kullanıma geçtiği bölümdür ve hâlâ bir önceki aşamadaki düşünceler sıklıkla bulunur: “Ben bağımlı olmam”, “Onlar nasıl içeceğini bilmiyor!”, “İstediğim zaman içmeyebiliyorum, 3-4 ay içmediğim dönemler oldu”… İkinci bölümde ise, düzenli madde kullanımının hayatına tahribatını, sosyal ilişkilerine zarar vermesini, eğitim/iş hayatını sekteye uğrattığını, aile problemlerine neden olduğunu, fiziksel ve psikolojik sorunlara yol açtığını gören kişinin artık zamanla düşünceleri değişmeye başlar: “Bundan kurtulmam lazım!”. Bu aşama çoğunlukla bağımlılığın görünür hâle geldiği aşamadır. Bir başka deyişle, çoğu zaman “bir kereden bir şey olmaması” ikinci kullanıma ve üçüncü kullanıma yol açarak bağımlılığın gelişmesine sebebiyet verir. Ayrıca, kimi maddeler ilk kullanımda dahi bağımlılık geliştirme potansiyeline sahiptir.

ERGENLİK DÖNEMİ EN KRİTİK EŞİKLERDEN BİRİ

Ergenlik dönemi, bağımlılıkta en kritik eşiklerinden biridir. Çünkü bu dönem, kimlik oluşumunun, aidiyet arayışının ve sınırların test edildiği bir gelişimsel evredir. Ergen için “ait olma” ihtiyacı çoğu zaman diğer bütün ihtiyaçların önüne geçebilir. Bu noktada akran etkisi belirleyici hâle gelir. Risk alma davranışının artması, dürtüselliğin yüksek olması ve uzun vadeli sonuçları öngörme kapasitesinin henüz tam gelişmemiş olması, maddeyle ilk temasın daha kolay gerçekleşmesine zemin hazırlar. Ancak unutmamak gerekir ki her risk faktörü bağımlılıkla sonuçlanmaz.

DOĞRU YAKLAŞIM NASIL OLMALI?

Koruyucu faktörler (güvenli bağlanma, destekleyici aile, sağlıklı iletişim, bağımsız yaşam alanları gibi) bu sürecin yönünü ciddi şekilde değiştirebilir. Davranışsal ve duygusal belirtiler genellikle erken uyarı sinyalleri olarak karşımıza çıkar. Örneğin akademik performansta ani düşüş, ilgi alanlarında belirgin değişim, sosyal çevrenin hızlı şekilde farklılaşması, içe çekilme ya da tam tersi irritabilite artışı dikkat edilmesi gereken göstergelerdir. Duygusal tarafta ise yoğun boşluk hissi, anlamsızlık, kaygı, öfke patlamaları ya da belirgin duygu dalgalanmaları görülebilir. Burada kritik olan, bu belirtileri tek başına “Ergenliktir geçer” şeklinde normalleştirmemek, ama aynı zamanda panikleyerek aşırı kontrolcü bir tutuma da girmemektir. Bu noktada denge çok kıymetlidir.

MADDE KULLANIMI BİR ARAYIŞIN DEĞİL, BİR KAÇIŞIN ÜRÜNÜDÜR

Aile ve çevre açısından baktığımızda, çoğu zaman gözden kaçan şey “ilişki kalitesi”dir. Aileler genellikle madde kullanımını doğrudan yakalamaya odaklanır; oysa asıl belirleyici olan, çocuğun aile içinde kendini ne kadar güvende, anlaşılmış ve kabul edilmiş hissettiğidir. Ergenlik, yalnızlıkla temasın arttığı bir dönemdir. Ancak burada bahsedilen yalnızlık, fiziksel olarak tek başına olmaktan ziyade, anlaşılmamış hissetme hâlidir. Bu yalnızlık hâli, beraberinde yoğun bir psikolojik acı getirebilir. Kimi ergen bunu tarif edemez; sadece “İçimde bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorum” der. İşte tam bu noktada madde, o tarif edilemeyen duygunun yerine geçen bir araç hâline gelir. Yani madde kullanımı çoğu zaman bir arayışın değil, bir kaçışın ürünüdür. İletişimin kopuk olduğu, duyguların konuşulamadığı ya da aşırı eleştirel ortamlar, ergeni dış dünyada alternatif bağlanma alanları aramaya iter. Bu da riskli çevrelerle temas olasılığını artırır. Bunun yanında, ani para harcamaları, gizlilikte artış, yalan söyleme davranışlarının sıklaşması gibi daha somut işaretler de dikkatle izlenmelidir.

OKUL VE ÖĞRETMEN DE ERGEN ÇOCUĞU GÖZLEMLEMELİ

Okul ve öğretmenler açısından da benzer bir hassasiyet söz konusu. Akademik başarı tek başına yeterli bir gösterge değildir. Derse katılımın azalması, dikkat dağınıklığı, sınıf içi davranışlarda değişim, sosyal izolasyon, akranı olmayan, yaşça büyük kişiler ile ilişkiler gibi sinyaller erken fark etmede çok değerlidir. Bunun tam tersi de mümkündür. Bazı ergenler içsel sıkıntılarını dışavurumcu davranışlarla gösterir: ani öfke patlamaları, kurallara karşı gelme, sınıf içinde taşkınlık, öğretmenle çatışma gibi. Bu tür durumlar genellikle disiplin problemi olarak ele alınır. Oysa bazen bu davranışlar, ergenin içindeki kaosu düzenleyemediğinin bir dışavurumudur. Yani burada mesele sadece davranışı düzeltmek değil; o davranışın ne anlatmaya çalıştığını anlamaktır. Ancak bu farkındalık, etiketleme ya da disiplin cezasıyla değil, ilişki kurarak anlam kazanır. “Bu çocuk zaten problemli” ya da “bozulmuş” gibi yaklaşımlar, ergeni tamamen sistemin dışına iter. Bu noktada madde kullanımı çoğu zaman ait olabileceği alternatif bir alanın parçası olur. Sistem içinde yer bulamayan çocuk, sistem dışındaki yapılarda kabul görür. Orada kurallar farklıdır, beklentiler farklıdır ama en azından yer vardır. Çünkü ilk defa görünür, tanınır ve hatta değerli hissedebilir. Çoğu, defalarca dışlanmış, yanlış anlaşılmış ya da yalnız bırakılmıştır. Bu yüzden “Nasıl değiştirebiliriz?” sorusundan önce, “Nasıl yeniden dâhil edebiliriz?” sorusu daha anlamlıdır; küçük bir temas, büyük bir fark yaratabilir. Erken fark etmek, yargılamak yerine anlamaya çalışmak ve müdahaleyi sadece davranışa değil, altta yatan sürece yöneltmek gerekir. Çünkü ergen çoğu zaman maddeyi değil, o maddenin sağladığı hissi arar: rahatlama, unutma, ait olma ya da sadece “bir şey hissetme” hâli… Bu yüzden erken fark etmek, sadece davranışı görmek değil; o davranışın arkasındaki yalnızlığı, psikolojik acıyı ve karşılanmamış ihtiyacı görebilmektir.

Sonuç olarak madde bağımlılığını yalnızca bir sonuç değil aynı zamanda çok katmanlı bir süreç olarak anlamak değerlidir. Dolayısıyla tedavi yaklaşımları da çok katmanlı bir süreçten oluşur. Tıbbi destek, psikolojik destek ve sosyal destek mekanizmalarının kişinin hayatında eş zamanlı ve güçlü biçimde bulunması bağımsız yaşamın kapısını aralar.