Makaleler
Belleğin-Sessizce-Durduğu-An.jpg

Belleğin Sessizce Durduğu An: Alkol Kullanımı ve Blackout

Alkolün etkileri arasında en dikkat çekici olanlardan biri, kişinin alkol kullandığı sırada yaşadığı olayları daha sonra hatırlayamamasıyla karakterize edilen “blackout” (hafıza kararması) durumu. Toplumda çoğu zaman “Film koptu” ya da “O geceden hiçbir şey hatırlamıyorum” ifadeleriyle dile getirilen bu durum, basit bir unutkanlıktan çok daha farklı bir nörobiyolojik süreci ifade ediyor

KLİNİK PSİKOLOG AYLİN BARUT / DENİZLİ YEDAM

Alkol, merkezi sinir sistemi üzerinde etkili olan psikoaktif bir madde olup dikkat, muhakeme, karar verme ve bellek gibi bilişsel işlevleri geçici olarak değiştirebiliyor. Blackout yaşayan kişi çoğu zaman bilincini kaybetmez; konuşabilir, yürüyebilir, çevresiyle iletişim kurabilir ve günlük yaşamını sürdürebilecek davranışlar sergileyebilir. Buna rağmen ertesi gün yaşanan olayların bir kısmını ya da tamamını hatırlayamaz. Bunun nedeni belleğin sonradan silinmesi değildir; yaşanan deneyimler uzun süreli hafızaya hiç kaydedilememiştir. Başka bir ifadeyle, beyin çalışmaya devam eder ancak yeni anılar oluşturma kapasitesi geçici olarak bozulur.

Uzun yıllar boyunca blackout’un yalnızca alkol kullanım bozukluğu olan bireylerde görüldüğü düşünülmüş. Oysa güncel araştırmalar, sosyal içicilerde ve özellikle genç yetişkinlerde de bu durumun oldukça yaygın olduğunu gösteriyor. Üstelik riski belirleyen yalnızca tüketilen alkol miktarı değil. Kandaki alkol düzeyinin kısa sürede hızla yükselmesi, blackout gelişiminde en önemli etkenlerden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle kısa sürede yoğun alkol tüketimi, aç karnına alkol kullanımı veya peş peşe yüksek alkollü içeceklerin tüketilmesi riski belirgin biçimde artırıyor.

BEYİN NEDEN KAYDETMEZ?

Bellek, yalnızca bilgilerin depolandığı pasif bir sistem değil. Yaşadığımız olayların kalıcı anılara dönüşebilmesi için beynin farklı bölgeleri arasında karmaşık bir iletişim ağı kurulması gerekiyor. Bu süreçte özellikle hipokampus adı verilen beyin bölgesi, yeni yaşantıları uzun süreli belleğe aktaran temel yapılardan bir tanesi.

Normal koşullarda karşılaştığımız bilgiler önce kısa süreli bellekte işleniyor, ardından hipokampus aracılığıyla kalıcı hafızaya aktarılıyor. Alkol ise tam bu aşamada sinir hücreleri arasındaki iletişimi bozarak öğrenmenin biyolojik temelini oluşturan mekanizmaları baskılıyor. Sonuç olarak kişi, çevresinde olup bitenleri algılamaya devam etse bile yaşanan olaylar kalıcı belleğe dönüştürülemiyor.

Bu durumu çalışan ancak kayıt yapmayan bir bilgisayara benzetmek mümkün. Bilgisayar açık, işlemler sürüyor ve kullanıcı sistemin normal çalıştığını düşünüyor; ancak kayıt sistemi devre dışı olduğu için yapılan hiçbir işlem diske yazılmıyor. Bilgisayar kapatıldığında geriye hiçbir veri kalmıyor. Blackout sırasında beynin yaşadığı süreç de büyük ölçüde buna benziyor.

Bilimsel olarak blackout iki biçimde görülebiliyor. Bazı kişiler yaşadıkları olayların yalnızca bir bölümünü unutuyor ve çevreden gelen ipuçlarıyla bazı anıları yeniden hatırlayabiliyor. Bazılarında ise bellekte saatler süren boşluklar oluşuyor ve yaşananlar hiçbir şekilde geri getirilemiyor. Çünkü bu anılar en baştan itibaren hiç oluşmuyor.

BLACKOUT NEDEN CİDDİYE ALINMALI?

Blackout çoğu zaman “eğlenceli” bir gecenin kaçınılmaz sonucu gibi algılansa da aslında beynin normal işleyişinin önemli ölçüde bozulduğunu gösteren önemli bir uyarı. Bellek oluşumunun aksadığı bu süreçte dikkat, muhakeme ve karar verme becerileri de olumsuz etkileniyor. Bu nedenle trafik kazaları, düşmeler, şiddet olayları ve diğer riskli davranışlarla karşılaşma olasılığı belirgin şekilde artıyor.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, blackout’un etkilerinin yalnızca yaşandığı geceyle sınırlı olmadığını düşündürüyor. Daha sık blackout yaşayan bireylerin günlük yaşamlarında daha fazla unutkanlık, dikkat güçlüğü ve bilişsel performans sorunları bildirdikleri araştırmalarla gösterilmiş. Dikkat çekici olan nokta ise, bu ilişkinin yalnızca fazla alkol tüketimiyle açıklanamaması. Blackout deneyiminin kendisi de beynin bilişsel işlevleri açısından önemli bir risk göstergesi olarak değerlendiriliyor. Araştırmalar ayrıca alkolün diğer psikoaktif maddelerle birlikte kullanılmasının bilişsel sorunları daha da artırabileceğini ortaya koyuyor.

Bellek, yalnızca geçmişte yaşanan olayların depolandığı bir alan değil; bireyin kimlik duygusunu, kararlarını, ilişkilerini ve yaşam öyküsünü şekillendiren temel bilişsel işlevlerden bir tanesi. Bu nedenle blackout’un, basit bir unutkanlık ya da alkol kullanımının sıradan bir sonucu olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Çünkü blackout sırasında sorun, anıların daha sonra silinmesi değil, beynin o anda yaşananları uzun süreli belleğe hiç kaydedememesi.

Kişi konuşabiliyor, yürüyebiliyor, çevresiyle etkileşim kurabiliyor ve karmaşık davranışlar sergileyebiliyor; ancak bu deneyimleri geleceğe taşıyacak olan kayıt mekanizması geçici olarak devre dışı kalmış oluyor. Başka bir ifadeyle, beyin yaşamaya devam ederken yeni anılar oluşturma sistemi durmuş oluyor. Bu yönüyle blackout, yalnızca geçici bir hafıza boşluğu değil, beynin aşırı alkol yükü altında normal işleyişinin bozulduğunu gösteren önemli bir nörobiyolojik uyarı olma özelliği taşıyor.

İnsanı insan yapan yalnızca yaşadığı olaylar değil, o olayları hatırlayabilmesi, anlamlandırabilmesi ve yaşam öyküsünün bir parçası hâline getirebilmesidir. Bu nedenle “O geceyi hatırlamıyorum” ifadesi masum bir unutkanlık olarak görülmemeli; beynin yeni anılar oluşturamadığını gösteren önemli bir biyolojik sinyal olarak değerlendirilmelidir. Beyin sağlığını korumak, yalnızca düşünme ve karar verme becerilerini değil, aynı zamanda bizi biz yapan anılarımızı, kimliğimizi ve yaşam öykümüzü de korumak anlamına geliyor.