Makaleler
Alkol-bir-sosyalleşme-aracı-değil,.jpg

YEDAM Müdür Yardımcısı Mert Şerbetçi: “Bağımlılık Bir İrade Sorunu Değil, Beyin Hastalığıdır”

BURAK AYÇİÇEK

Kimileri tarafından alkol kullanımı stresi azaltan, sosyalleşmeyi kolaylaştıran ya da eğlenceyi artıran bir tercih olarak görülebiliyor. Sizce bu durum alkol kullanımına yönelik toplumsal algıyı nasıl şekillendiriyor?

Alkol kullanımına ilişkin toplumsal algı, bireylerin alkolle kurduğu ilişkiyi önemli ölçüde etkiliyor. Günümüzde alkol eğlencenin, kutlamanın, sosyalleşmenin ve hatta rahatlamanın bir aracı olarak sunulabiliyor. Bu durum da alkolün yol açabileceği fiziksel, psikolojik ve sosyal zararların görünürlüğünü azaltırken, kullanım normalleşebiliyor.

Özellikle gençler, alkolün yetişkinliğin veya sosyal kabulün bir göstergesi olduğu yönünde örtük mesajlara maruz kalabiliyor. Sosyal medya araçları, akran etkileri, sosyal kabul çabalarıyla birlikte alkol kullanımına başlama yaşları çok erken yaşlara düşebiliyor.

Bilimsel veriler, alkolün kısa vadeli rahatlama hissi verse de uzun vadede stres, kaygı ve depresyon belirtilerini artırabildiğini gösteriyor. Toplumda alkolün risklerinden çok sosyalleşme, kısa süreli rahatlık hissi gibi olumlu yönlerinin konuşulması, bağımlılık geliştiren bireylerin de sorunlarını fark etmelerini veya yardım aramalarını geciktirebiliyor.

Bu nedenle alkolü sosyal bir araç olarak görmek yerine bağımlılık potansiyeli taşıyan bir madde olarak değerlendirmek ve toplumsal farkındalığı artırmada büyük önem taşıyor.

“ALKOL ENDÜSTRİSİ YANILTICI BİR ALGI OLUŞTURUYOR”

Alkol endüstrisinin reklamlar, diziler, filmler ve sosyal medya aracılığıyla oluşturduğu “özgürlük”, “eğlence” ve “başarı” imajı geçleri nasıl etkiliyor?

Gençlik dönemi, kimlik gelişiminin, aidiyet arayışının ve rol modellerden etkilenmenin yoğun olduğu bir dönemdir. Bu nedenle medya içeriklerinde oluşturulan mesajlar gençler üzerinde oldukça güçlü etkilere sahiptir.

Alkol endüstrisi doğrudan ya da dolaylı yollarla alkolü çoğu zaman özgürlük, popülerlik, çekicilik, başarı ve mutlulukla ilişkilendiriyor. Dizi ve filmlerde, sosyal medya içeriklerinde alkol kullanan karakterlerin daha sosyal, daha öz güvenli veya daha eğlenceli gösterilmesi gençlerin zihninde yanıltıcı bir algı oluşturabiliyor.

Özellikle sosyal medyada paylaşılan seçilmiş ve idealize edilmiş yaşam kesitleri, alkol kullanımını sıradan ve hatta arzu edilen bir davranış gibi gösterebiliyor. Bu içeriklerde alkolün neden olduğu sağlık sorunları, aile içi çatışmalar, akademik başarısızlıklar veya mesleki kayıplar gibi olumsuz sonuçlar çoğunlukla görünmez kalıyor.

Bu nedenle gençlerin medya okuryazarlığı becerilerinin geliştirilmesi, reklam ve içeriklerde verilen mesajları eleştirel gözle değerlendirebilmeleri açısından son derece önemlidir.

“ERKEN MÜDAHALE İYİLEŞME SÜRECİNİ DESTEKLER”

Alkol bağımlılığı uzun yıllar “irade problemi” gibi değerlendirildi. Bugün bilimsel açıdan baktığımızda bağımlılığı nasıl tanımlıyoruz?

Bağımlılık, kişinin karakter zayıflığı ya da irade eksikliği olarak değil, biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutları bulunan kronik bir beyin hastalığı olarak değerlendirilmektedir ve değerlendirilmelidir.

Alkol kullanımı zamanla beynin ödül, motivasyon, öğrenme ve karar verme sistemlerinde değişikliklere yol açabilir. Bu değişiklikler sonucunda kişi alkolün zararlarını bilmesine rağmen kullanımı kontrol etmekte zorlanabilir. Dolayısıyla bağımlılık "istemek ya da istememek" meselesi olarak görülmemelidir. Bu sorunun gelişiminde genetik yatkınlık, aile yapısı, çevresel faktörler, psikolojik sorunlar, yaşam olayları ve sosyal koşullar birlikte rol oynar. Bu nedenle bağımlılığın tedavisinde de madde kullanımını durdurmakla birlikte kişinin yaşamının bütününe odaklanan kapsamlı bir yaklaşım benimsenir.

Öte yandan bağımlılığı bir irade sorunu olarak görmek, kişilerin damgalanmasına ve yardım aramaktan kaçınmasına neden olabilir. Oysa bağımlılık tedavi edilebilir bir süreçtir ve erken müdahale iyileşme sürecini önemli ölçüde desteklemektedir.

Özellikle bağımlılığı olan kişilerin yakınlarının bu süreci “irade problemi” olarak değerlendirmesi bağımlılığı olan bireyle iletişimi olumsuz yönde etkileyerek aile içi çatışmalara da zemin hazırlamaktadır.  Özetle, bağımlılığın bir irade probleminden ziyade biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutları bulunan kronik bir beyin hastalığı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.

ALKOL KULLANIM BOZUKLUĞU VE RUH SAĞLIĞI İLİŞKİSİ

Travma, yalnızlık, kaygı veya depresyon gibi psikolojik etkenlerin alkol kullanımındaki rolü hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle psikolojik etkenler, alkol kullanımının başlamasında, sürdürülmesinde ve bağımlılığa dönüşmesinde önemli rol oynayabilir. Özellikle travmatik yaşam olayları, kronik stres, yalnızlık hissi, kaygı bozuklukları ve depresyon gibi durumlar, kişilerin alkolü bir baş etme yöntemi olarak görmesine neden olabiliyor.

Kişi başlangıçta zihnini meşgul eden düşüncelerden uzaklaşmak veya rahatlamak amacıyla alkole yönelebiliyor ancak alkol bu sorunları çözmek yerine çoğu zaman daha da derinleştiriyor. Geçici rahatlama hissi, yerini zamanla daha yoğun kaygı, depresyon ve işlevsellikte belirgin derecede bozulmalara bırakıyor.

Klinik pratiğimizde alkol kullanım bozukluğu ile ruh sağlığı sorunlarının birlikte görüldüğünü sıklıkla söyleyebiliriz. Bu nedenle birbirlerini tetikleyen bağımlılık ve ruh sağlığı sorunlarının kapsamlı ele alınarak tedavi edilmesinin oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz.

BİYOPSİKOSOSYAL VE İYİLEŞME ODAKLI YAKLAŞIM

Alkol bağımlılığı tedavisinde alkol kullanımını bırakmanın yanı sıra kişinin yaşam düzeni, ilişkileri ve psikolojik ihtiyaçlarına da odaklanılıyor. Bu tedavi yaklaşımını nasıl açıklarsınız?

Bağımlılık tedavisinde günümüzde biyopsikososyal ve iyileşme odaklı bir yaklaşım benimsenmektedir. Çünkü alkol bağımlılığı yalnızca kişinin alkol kullanmasından ibaret değildir. Alkol kullanımını sürdüren psikolojik süreçler, aile ilişkileri, sosyal çevre, çalışma hayatı, stresle baş etme becerileri ve fiziksel sağlık durumu da tedavi planının önemli parçalarıdır.

Bu nedenle tedavide alkol kullanımının sonlandırılmasıyla birlikte kişinin yaşam kalitesinin artırılması, ilişkilerinin güçlendirilmesi, ruh sağlığının desteklenmesi ve alkolsüz bir yaşamı sürdürebilecek beceriler kazanmasına yönelik müdahalelerde bulunulur. Kanıta dayalı psikoterapi yöntemleri, aile çalışmaları, sosyal destek mekanizmaları ve tıbbi tedaviler bir arada kullanılır.

Alkol bağımlılığı tedavisinde başarıdan söz edebilmek için, kişinin alkol kullanımını bırakmasıyla birlikte işlevselliğinin artması, sosyal yaşamının güçlenmesi ve hayatını daha sağlıklı bir şekilde sürdürebiliyor olması da önemlidir.

Nüks bir diğer ifadeyle tekrar kullanım bağımlılık tedavisinde neden önemli bir konu? Nüks yaşanması tedavinin başarısız olduğu anlamına mı gelir?

Nüks, bağımlılık tedavisinin en önemli konularından biridir çünkü bağımlılık kronik seyir gösterebilen bir hastalıktır. Nasıl ki diyabet veya tansiyon gibi kronik sağlık sorunlarında zaman zaman belirtiler yeniden ortaya çıkabiliyorsa, bağımlılıkta da tekrar kullanım durumu yaşanabilmektedir. Ancak nüks yaşanması, tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Aksine çoğu zaman kişinin hangi durumlarda risk altında olduğunu anlaması için önemli bir öğrenme fırsatı sunar.

Tedavi sürecinde asıl önemli olan, kişinin tekrar kullanım sonrasında yaşadığı süreci değerlendirebilmesi, risk faktörlerini fark edebilmesi ve yeniden iyileşme sürecine dönebilmesidir. Bu nedenle günümüzde bağımlılık tedavisinde nüks önleme çalışmaları önemli bir yer tutmaktadır.

Bağımlılık tedavilerinde, tetikleyicileri tanıma, yoğun istekle baş etme, problem çözme ve destek sistemlerinin etkin kullanılmasına yönelik beceriler kazandırılarak tekrar kullanım riskinin azaltılması hedeflenmektedir.

YEDAM’IN TEDAVİ YAKLAŞIMI

YEDAM’da alkol bağımlılığına yönelik nasıl bir psikososyal destek ve tedavi süreci yürütülüyor? Danışanlar ve aileler hangi hizmetlerden yararlanabiliyor?

YEDAM’da alkol kullanım bozukluğu yaşayanlara ve ailelerine ücretsiz, gizlilik esasına dayalı ve bilimsel yöntemlere dayanan kapsamlı bir psikososyal destek hizmeti sunulmaktadır.

Başvuru sonrasında klinik ilk görüşme ile birlikte danışanın ihtiyaçları değerlendirilerek ihtiyaçlara uygun bir destek planı oluşturulmaktadır. Danışanın ihtiyaçlarına göre görüşmelerde, danışanın ruhsal durumu, alkol kullanım durumu, bırakma motivasyonu, alkol kullanımını bırakma ve sürdürme sürecinde karşılaştığı güçlükler, istekle baş etme gibi süreçler ele alınarak, bütüncül bir şekilde alkol kullanımını bırakması ve işlevselliğini yeniden kazanmasına yönelik müdahalelerde bulunulmaktadır. Ayrıca danışanlara ve ailelere yönelik grup terapi oturumları da gerçekleştirilmektedir.

Benzer biçimde sosyal destek sürecinde bireyin ihtiyacına göre çevre düzenleme, eğitim, istihdam, sosyal destek kaynaklarına erişim ve aile ilişkileri gibi alanlarda danışanlara hizmet verilmektedir. Ayrıca YEDAM’larda bulunan atölye faaliyetleri, danışanların el becerilerini geliştirmelerine, yeteneklerini keşfetmelerine, meslek edinmelerin ve sosyal etkileşimi arttırmasına yardımcı olmaktadır.

YEDAM’da ailelere yönelik danışmanlık hizmetleri sürecin bir parçası olarak görülüyor.  Çünkü bağımlılık yalnızca bireyi değil, aileyi ve sosyal çevreyi de etkileyen bir süreçtir. Aile üyelerinin bağımlılığı doğru anlamaları, sağlıklı iletişim becerileri geliştirmeleri ve iyileşme sürecine destek olabilmeleri amaçlanıyor.

YEDAM’ın temel yaklaşımı, kişinin bağımlılıktan uzaklaşmasının ötesinde yaşamını yeniden yapılandırmasını, sosyal işlevselliğini güçlendirmesini ve sürdürülebilir bir iyileşme süreci oluşturmasını desteklemektedir. Bu nedenle alkol kullanımına ilişkin sorun yaşayan bireylerin ve yakınlarının, sürecin ilerlemesini beklemeden Türkiye genelinde hizmet veren 105 Yeşilay Danışmanlık Merkezine başvurarak profesyonel destek almaları, iyileşme yolculuğunun en önemli adımlarından birini oluşturuyor.