Makaleler
Geleneksel-medyadaki-yasakların.jpg (1)

Klinik Psikolog Mehmet Büyükçorak: “Gerçek Entelektüel Derinlik Zihnin Uyuşmasında Değil, Zihinsel Berraklıktadır”

ŞEBNEM CAN KILINÇARSLAN

Bağımlılık, günümüzde medya, dijital platformlar ve tüketim kültürü tarafından şekillendirilen çok katmanlı bir toplumsal olgu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle alkol gibi bağımlılık yapıcı maddelerin; özgürlük, sosyalleşme, statü ve yaşam tarzı kavramlarıyla ilişkilendirilerek sunulması, risk algısının zayıflamasına neden olabiliyor. Klinik Psikolog Mehmet Büyükçorak, bağımlılık endüstrisinin pazarlama stratejilerinden sosyal medya algoritmalarına, influencer kültüründen dizi ve filmlerdeki örtülü mesajlara kadar pek çok unsurun bağımlılık davranışlarının normalleşmesinde etkili olduğuna dikkat çekiyor. Alkolün, eğlencenin ve aidiyetin vazgeçilmez bir parçası gibi gösterilmesinin özellikle gençlerin kimlik gelişimi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Mehmet Büyükçorak, “Bağımlılığı önleme stratejileri, sadece maddeyi yasaklamak üzerinden değil, psikolojik dayanıklılığı ve karakter güçlerini artırmak üzerinden kurgulanmalı” diyor.

“MEDYA, GERÇEKLİĞİ YANSITMAK YERİNE ONU YENİDEN İNŞA EDER”

Dünden bugüne bağımlılığı konuşurken, bağımlılık endüstrisinin bu zararlı alışkanlıkları bize birer yaşam tarzı veya özgürlük gibi lanse etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bağımlılık endüstrisinin zararlı alışkanlıkları bir özgürlük veya yaşam tarzı olarak sunması, psikolojide bilişsel yeniden çerçeveleme ve klasik koşullanma prensiplerinin günümüzdeki manipülatif kullanımı şeklindedir. Temel ihtiyaçların istismarı, insanların en temel psikolojik ihtiyaçları olan özerklik, aidiyet ve kendini ifade etme arzusu, pazarlama stratejileriyle hedeflenmeye başlandı. Tütün, alkol veya dijital bağımlılıklar; otoriteye başkaldırı, yetişkinliğe adım atma veya bireyselleşme sembolü olarak kodlanıyor ve üst bir kimlik ideasıyla insanların zihnine pompalanıyor. Alkol ve diğer bağımlılıkların endüstrisi aslında bireylerin stres, kaygı veya can sıkıntısı duygusundan kaçınma davranışını onlara bir seçim ve özgürlük olarak satıyor. Gerçekte ise bu durum, nörobiyolojik bir esaretin başlangıcına gönüllü ilk emekleme adımları. Birey kendi iradesiyle bir yaşam tarzı seçtiğini düşünürken, dopaminerjik ödül sisteminin ele geçirilmesiyle özgürlüğünü kademeli olarak kaybediyor, özgürlüğünü aslında piyasa yapıcılarının eline bırakmış oluyor.

Medya ve sosyal medya içerikleri bağımlılıklara ilişkin algılarımızı nasıl şekillendiriyor? Ne tür manipülasyon yöntemleri karşımıza çıkıyor?

Medya, gerçekliği yansıtmak yerine onu yeniden inşa eder. Bununla ilgili, herhalde, en açık ve sert örneği halkla ilişkiler alanının kurucu ismi ve Propaganda kitabının yazarı Edward Louis Bernays ve tütün firmaları arasında yapılan anlaşmada görebiliriz. Amerikan tütün firmaları, “Kadınlara özgürlük veriyoruz” yalanıyla kadınları sigara bağımlısı hâline getirmiş ve bu olayda yazılı medya büyük görev almıştı. Nitekim, bağımlılıklara ilişkin algılarımız çeşitli psikolojik mekanizmalar aracılığıyla şekillendirilir. Bir uyarıcıya ne kadar çok maruz kalırsak ona yönelik tutumumuz o kadar normalleşir ve olumluya döner. Bunun yanında sosyal medya algoritmaları, sürekli çevrim içi olma ve alkol tüketilen ortamlarda bulunma gibi bağımlılık yapıcı davranışları herkesin yaptığı ve eğlendiği bir norm olarak sunarak bireyde “fear of missing out/gündemi kaçırma endişesi (FOMO)” ve o davranışa katılmazsa dışlanacağı anksiyetesini ortaya çıkarır. Ayrıca algoritmalar, kullanıcının karşısına sürekli benzer tüketim kalıplarına sahip içerikleri çıkararak tüm dünyanın böyle yaşadığı yanılsamasını (yankı odası) oluşturur. Bu durum, riskli davranışların tehlike algısını ciddi şekilde düşürür. Zamanla, “Herkesin yaptığı doğrudur” inancıyla aslında tehlikeli olan sıradanlaştırılmış olur.

“ALKOLÜ SOSYALLEŞTİRME” SENARYOSU

Bu sayımızda odağımız alkol. Alkolün eğlencenin, sosyalleşmenin doğal ve vazgeçilmez bir parçası gibi sunulması ve bu algının dizi, film ve sosyal medya içerikleri aracılığıyla pekiştirilmesi, özellikle gençlerin kimlik gelişimi, aidiyet duygusu ve sosyal ilişkileri üzerinde nasıl bir etki oluşturuyor?

Özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik dönemi, psikososyal gelişim açısından kimlik inşasının ve akran onayının en kritik olduğu evrelerden biri. Sahte sosyal kimlik inşasında dizi ve filmler, alkolü sorun çözücü, cesaret verici veya sosyalleştirici bir geçiş alanı olarak resmeder. Genç, eğlenceli, çekici ve bir gruba ait olma kimliğini alkol kullanımıyla eşleştirir. İlişkisel yüzeyselleşmede ise alkolün merkeze alındığı sosyalleşme pratikleri, bireylerin kendi otantik kimlikleriyle, savunmasızlıklarını ortaya koyarak derin bağlar kurmalarını engeller. Öğrenilmiş bir alkollü sosyalleşme senaryosu, gençlerin doğal iletişim becerileri ve duygusal regülasyon kapasitesi geliştirmesinin önüne geçer. Bilincimizin devre dışı kaldığı, ertesi gün söylendiğinde ya da hatırladığımızda rahatsız olacağımız şeyleri yapıyor olmak, cesur bir davranış değil; bizi dış dünyaya karşı savunmasız kılan trajikomik senaryolar bütünüdür.

Alkol kullanımının medya içeriklerinde sıkça ve çoğunlukla olumlu bağlamlarda yer alması, özellikle gençlerde ve risk grubundaki bireylerde alkol kullanımını normalleştirebilir mi?

Evet, bu durum kesinlikle bir normalizasyona sebep olur. Bu etkiyi sosyal öğrenme kuramıyla açıklayabiliriz. Dolaylı pekiştirmede insanlar sadece kendi deneyimlerinden değil, başkalarının davranışlarının sonuçlarını gözlemleyerek de öğrenir. Sevilen, rol model alınan, başarılı veya çekici karakterlerin ekranlarda sürekli alkol tüketmesi ve bunun akşamdan kalmalık, sağlık sorunları, ilişkisel yıkım gibi olumsuz sonuçlarının gösterilmemesi, bilinç dışında alkol eşittir statü ve haz şemasını pekiştirir. Televizyon ve dijital medyanın yoğun tüketicileri, medyanın sunduğu dünyayı gerçek dünya olarak algılamaya başlar. Risk grubundaki bir birey için bu, savunma mekanizmalarının ve tehlike algısının tamamen çökmesi demektir.

“GENÇLERE HAYIR DEME BECERİSİ KAZANDIRILMALI”

Medya yoluyla inşa edilen bu yapay alkol ve sosyalleşme illüzyonuna karşı, özellikle akran baskısı altındaki gençlerin bireysel özerkliklerini korumaları ve sağlıklı bir hayır diyebilme becerisi geliştirmeleri için ailelere ve eğitimcilere ne tür görevler düşüyor

Bağımlılığı önleme stratejileri, sadece maddeyi yasaklamak üzerinden değil, psikolojik dayanıklılığı ve karakter güçlerini artırmak üzerinden de kurgulanmalı. Gençler, ailelerinde bulamadıkları aidiyeti akran gruplarında arar. Eğer aile, performansa veya itaate dayalı değil, koşulsuz bir kabul ortamı sunarsa, gencin sırf gruba girmek için istemediği davranışlara boyun eğme ihtimali düşer. Eğitimciler, gençlere sadece “Alkol kötüdür” demek yerine, akran baskısı anında kullanabilecekleri somut hayır deme becerileri kazandırmalı. Gence, hayır demenin bir zayıflık veya dışlanma sebebi değil, aksine kendi değerlerine sahip çıkan güçlü bir özerklik göstergesi olduğu öğretilmeli. Pozitif psikoloji bağlamında, gençlerin yaşamlarında akış (flow) deneyimleyebilecekleri, anlam duygusu bulabilecekleri, spor, sanat, bilim veya gönüllülük gibi güçlü alternatif alanlar oluşturulmalı.

Geleneksel medyadaki alkol reklamı yasaklarının ve kısıtlamalarının, sosyal medyadaki influencer (etkileyici) kültürü, gizli ürün yerleştirmeleri ve algoritma yönlendirmeleriyle bypass edilmesini (delinmesini) nasıl yorumluyorsunuz? Dijital dünyada bu görünmez kuşatmaya karşı nasıl bir medya okuryazarlığı modeli geliştirilmeli?

Geleneksel medyadaki yasakların dijitalde influencer kültürüyle aşılması, manipülasyonun en sinsi hâli. Çünkü influencer’larla takipçileri arasında tek taraflı ama güçlü duygusal bağlar kurulur. Reklam gibi görünmeyen bu ürün yerleştirmeler, arkadaş tavsiyesi gibi algılanır. Geliştirilecek model, ekran süresini kısıtlamanın çok ötesine geçmeli. Bireylere; algoritmaların nasıl çalıştığını, dikkat ekonomisinin ne olduğunu ve sponsorlu yaşam tarzlarının ardındaki ticari motivasyonları deşifre etme becerisi kazandırılmalı. Gençlere, “Şu an bana ne hissettirilmek isteniyor?”, “Bu içeriğin arkasındaki maddi kazanç kime ait?” sorularını sorma refleksi aşılanmalı.

“GERÇEK İSTATİSTİKLERİN GÜCÜNÜ KULLANMAK ÖNEMLİ”

Alkol endüstrisinin, tüketimi bir kültür, gurmelik veya entelektüel aidiyet unsuru olarak paketleme stratejisine karşı; toplumsal farkındalığı artıracak, alkolsüz yaşam alanlarını ve alternatif sosyalleşme pratiklerini görünür kılacak ne tür karşı-iletişim stratejileri üretilebilir?

Alkolün gurmelik veya entelektüel aidiyet olarak paketlenmesi, statü kaygısını tetikleyen bir illüzyon. Karşı stratejiler reaktif değil, proaktif ve değer odaklı olmalı. Gerçek istatistiklerin gücünü kullanmak önemli. Çoğu insan, toplumun genelinin olduğundan çok daha fazla alkol tükettiğini zannediyor. “Gerçekte gençlerimizin/yetişkinlerimizin %X’i eğlenmek için alkole ihtiyaç duymuyor” gibi mesajlarla çoğunluk normunun aslında alkolsüzlük olduğu vurgulanabilir. Bunun yanı sıra alkolün uyuşturucu ve duyarsızlaştırıcı etkisine karşı; farkındalığın (mindfulness), derin sohbetlerin ve gerçek bağlantıların ön plana çıkarıldığı kafeler, atölyeler ve etkinlikler teşvik edilmeli. Gerçek entelektüel derinliğin; zihnin uyuşmasında değil, tam bir zihinsel berraklıkta ve kendini gerçekleştirmede yattığı vurgulanmalı. Pozitif psikolojideki PERMA (Pozitif Duygular, Bağlanma, İlişkiler, Anlam, Başarı) modelinde olduğu gibi, bireyin potansiyelini kimyasal bir aracı olmadan en üst düzeye çıkardığı iyi oluş (well-being) hâlleri yüceltilmeli ve görünür kılınmalı.