Makaleler
Eğlenirken.jpg

Eğlenirken Tüketilmek: Sosyal Kabul Baskısı ve Popüler Kültür Tuzakları

Türkiye Alkol Araştırma Raporu’ndan Çarpıcı Veriler

Yeşilay, bağımlılık alanında bilimsel temelli mücadeleyi önceleyen bir yaklaşımla, ulusal ve uluslararası ölçekte pek çok akademik çalışmaya öncülük etmeye devam ediyor.  Son olarak 24 Haziran’da kamuoyuna sunulan Türkiye Alkol Araştırma Raporu, alkol bağımlılığıyla alakalı çarpıcı veriler sunuyor. Raporda alkol kullanma nedenlerinden yaş aralıklarına, kullanım sıklığından kullanım mekanlarına kadar önemli veriler yer alıyor.

Türkiye Alkol Araştırma Raporu’na göre Türkiye’de 15 yaş ve üzerindeki genel nüfusun %20,8’i hayatında en az bir kez alkol kullanıyor. Hayatı boyunca en az bir defa alkol kullanmış kişilerin %54,9’u son bir yıl içinde de alkol tükettiğini ifade ederken, toplam örneklem genelinde son 12 ayda alkol kullananların oranı %11,4 olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmada “aktif kullanıcı” tanımını karşılayan ve son 30 gün içinde alkol tükettiğini belirtenlerin toplam nüfustaki payı ise %7,1 seviyesinde seyrediyor.  

Araştırmanın çarpıcı verilerinden birini de gençlerin alkol kullanım oranları oluşturuyor. Son bir yılda alkollü içecek tüketiminin özellikle genç ve orta yaş gruplarında yoğunlaştığı görülüyor. Son bir sene içinde alkol kullananlar %62,3 iken en yüksek oranın 35-44 yaş grubunda olduğu dikkat çekiyor. Buna karşılık, 15-24 yaş arası gençler ile 65 yaş ve üzeri yaştaki kişiler en düşük kullanım oranına sahip.

İLK TANIŞMADA 18 YAŞ SINIRI VE ERKEN BAŞLAMA RİSKİ

Raporun üzerinde en çok durduğu başlıklardan birini alkol kullanım yaşı oluşturuyor. Hayatlarında en az bir kez alkol kullanan katılımcıların ilk tanışma yaşı ortalaması, 19,39 olarak saptanmış durumda. Verilerin yüzdelik dağılımları alkol kullananların %25’inin ilk kez 17 yaşında veya daha erken, %75’inin ise 20 yaşından önce bağımlılıkla karşı karşıya kaldığını doğruluyor. Araştırmanın sunduğu en hayati bilimsel uyarılardan biri de korelasyon analizlerinde saklı: İlk kez alkol kullanılan yaş ile son 30 günlük alkol tüketim sıklığı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunuyor. Diğer bir ifadeyle, alkol kullanımına daha erken yaşlarda başlayanlar, yetişkinlik dönemlerinde çok daha sık alkol tüketme eğilimi gösteriyor.

ALKOL BAĞIMLILIĞINI ARKADAŞ ÇEVRESİ VE GÖRSEL MEDYA SIKLIĞI TETİKLİYOR

Türkiye Alkol Araştırma Raporu kişileri alkol tüketmeye iten temel motivasyonları da çalışma kapsamında ele alıyor. Kişilerin alkole başlama nedenleri arasında sosyal çevrenin ve kişisel merakın baskın rolü ortaya çıkıyor. Katılımcıların birden fazla seçenek işaretleyebildiği bu alanda, ilk sırayı %48,8 ile “arkadaş etkisi” alıyor. Arkadaş çevresini sırasıyla %45,4 ile "eğlence amaçlı" kullanım ve %43,6 ile "merak" duygusu takip ediyor. Kişisel sorunları nedeniyle alkole yönelenlerin oranı %9,5 iken, aile üyelerinin etkisi %0,1 gibi oldukça sembolik bir düzeyde kalıyor.

Buna karşın çalışmadaki çok değişkenli regresyon analizleri, ilk bakışta küçük gibi görünen bazı etkenlerin uzun vadede ciddi riskler oluşturabildiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, alkol kullanımına başlamasında görsel medyanın yani sinema, diziler ve dijital platformların etkili olduğunu belirten kişilerde iki önemli sonuç öne çıkıyor: Bu kişilerin hem son 30 gündeki alkol tüketim sıklığı daha yüksek çıkıyor hem de problemli alkol kullanımı ve bağımlılık belirtilerini gösteren toplam puanları anlamlı düzeyde artıyor. Görsel medyanın alkol tüketimini normalleştiren veya cazip kılan sunumları, bireylerin ilerleyen dönemlerde çok daha sık ve riskli kullanım kalıpları geliştirmesine zemin hazırlıyor.

TÜKETİM ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞKENLİK GÖSTERİYOR

Aktif kullanıcıların son dönemdeki alkol tüketim alışkanlıkları incelendiğinde, en yaygın tüketim sıklığının son 30 gün içinde 2-3 kez olduğu görülüyor. Katılımcıların %30,2’si bu aralıkta alkol tükettiğini belirtiyor. Bunu haftada 1 kez alkol tüketenler (%26,6) ve son 30 günde bir kez tüketenler (%24,1) izliyor. Araştırmadaki bu tablo, aktif kullanıcılar arasında alkol tüketiminin çoğunlukla günlük değil belirli aralıklarla tekrar eden bir alışkanlık hâlinde sürdüğünü gösteriyor. Öte yandan katılımcıların %11,3’ü haftada en az üç kez, %7,8’i ise her gün alkol aldığını ifade ediyor. Böylece aktif içicilerin yaklaşık beşte birinin (%19,1) yoğun kullanım sıklığına sahip olduğu anlaşılıyor.

Toplumdaki yaygın algının aksine, alkol tüketimi kamusal veya eğlence alanlarından ziyade kişisel yaşam alanlarında gerçekleşiyor. Katılımcıların %58,3’ü alkollü içkileri en sık "kendi evinde" tükettiğini beyan ederken, restoran ve kafeler %20,0, bar ve gece kulüpleri %11,9, başkasının evi ise %9,8 oranında tercih ediliyor.

YANILSAMAYI KIRMAK: “EĞLENCE” VE “SOSYALLİK” ALKOLÜN MASKESİ OLAMAZ

Raporun ortaya koyduğu tüm bu veriler, aslında yıllardır toplum bilincine kazınmaya çalışılan büyük bir illüzyonun deşifresi niteliğinde. Alkole başlama nedenlerinde “arkadaş etkisi” ve “eğlence amacı” başlıklarının en tepede yer alması, alkolün modern dünyada nasıl bir “sosyalleşme bileti” veya “eğlence garantisi” olarak pazarlandığını açıkça kanıtlıyor. Kültür endüstrisi ve akran baskısı eliyle inşa edilen “alkolsüz eğlenilemez” ya da “alkolsüz sohbet edilemez” yanılgısı, özellikle 18 yaş civarındaki gençlerimizi erkenden bu sarmalın içine çekiyor. Görsel medyanın da doğrudan körüklediği bu yapay bağ, sosyallik kisvesi altında bireyleri bağımlılığa sürüklüyor.

Gerçek sosyallik bireyi özgürleştiren, zihnini berraklaştıran ve bağları samimiyetle güçlendiren bir süreçtir. Bu sosyallik ise zihni uyuşturan ve arkasında “hatırlanmayan geceler” ile suçluluk duyguları bırakan bir maddeye asla muhtaç değildir. Alkolü hayatın neşesi ve ortamların vazgeçilmezi gibi gösteren tüm bu maskeleri indirmek, sağlıklı bir toplumsal geleceğin ilk ve en önemli şartıdır.