Makaleler
bagimlilik-dongusu.jpg

Prof. Dr. Hakan Coşkunol: “Asıl Hedefimiz, Gençlerin Bu Döngüye Hiç Girmemesi”

ŞEBNEM CAN KILINÇARSLAN

Bağımlılık, çoğu zaman tek başına ilerlemeyen; depresyon, anksiyete bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yeme bozukluğu ve bipolar bozukluk gibi çeşitli psikiyatrik durumların eşlik ettiği çok katmanlı bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan Coşkunol, madde bağımlılığında en kırılgan grupların başında çocukların ve ergenlerin yer aldığına dikkat çekiyor. Bağımlılık başladıktan sonraki sürecin, hem kişi hem de aile açısından oldukça yıpratıcı olabildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Hakan Coşkunol, “O yüzden önleme çalışmaları çok değerli. Bizim asıl hedefimiz, gençlerin bu döngüye hiç girmemesi” diyor.

“ERKEN FARK ETMEK GERÇEKTEN ÇOK KIYMETLİ”

Madde bağımlılığında “bağımlılık döngüsü” nasıl işliyor? Aileler hangi belirtilere dikkat etmeli?

Bağımlılık, genellikle bir anda ortaya çıkan bir durum değil; yavaş yavaş gelişen bir süreç. İlk kullanım çoğu zaman merak, arkadaş etkisi ya da kişinin kendini biraz daha iyi hissetme isteğiyle başlıyor. Ama madde tekrarlandıkça beynin ödül sistemi etkileniyor ve kişi zamanla o rahatlama hissini tekrar aramaya başlıyor. Bir noktadan sonra mesele sadece “iyi hissetmek” olmaktan çıkıyor. Kişi kullanmadığında huzursuzluk, gerginlik, mutsuzluk ya da fiziksel sıkıntılar yaşamaya başlayabiliyor. Bu da yeniden kullanıma yol açıyor. Böylece bir döngü oluşuyor ve kişi çoğu zaman kontrolü kaybettiğini fark etse bile bundan çıkmakta zorlanıyor.

Aileler, çocuklarının ya da yakınlarının davranışlarında ani farklılıklar görürler. İçine kapanma, aileden uzaklaşma, okul veya iş performansında düşüş, uyku düzeninin bozulması, öfke patlamaları sık gördüğümüz belirtiler arasında. Bazen odada gizlenen maddeler, ilaç kutuları, alışılmadık nesneler ya da artan para ihtiyacı da dikkat çekebiliyor. Ama en önemli şey şu: Kişinin davranışlarında açıklayamadığınız bir değişim varsa bunu ciddiye almak gerekiyor. Erken fark etmek gerçekten çok kıymetli.

Madde bağımlılığı tanısı nasıl konuyor? Hangi kriterler esas alınıyor?

Toplumda bazen bağımlılık, sadece “çok kullanmak” gibi algılanıyor ama tıbbi açıdan durum biraz daha farklı. Tanı koyarken, kişinin madde kullanımını kontrol edip edemediğine bakıyoruz. Yani bırakmak istiyor mu, deniyor mu ve gerçekten bırakabiliyor mu? Örneğin kişi maddeyi planladığından daha fazla kullanıyorsa, bırakmaya çalışıp tekrar tekrar başarısız oluyorsa ya da günlük hayatı bundan etkilenmeye başladıysa bunlar önemli işaretler. İş, okul, aile ilişkileri bozulabiliyor. Buna rağmen kullanım devam ediyorsa bağımlılık açısından ciddi şekilde değerlendirmek gerekiyor. Bir diğer önemli konu, tolerans ve yoksunluk belirtileri. Aynı etkiyi almak için giderek daha fazla madde kullanma ihtiyacı oluşabiliyor. Kullanım kesildiğinde de hem fiziksel hem psikolojik bazı belirtiler ortaya çıkabiliyor. Yani tanı sadece “ne kadar kullandığıyla” değil, kişinin hayatındaki kontrol kaybı ve işlevsellik bozulmasıyla birlikte değerlendiriliyor. Bu yüzden profesyonel değerlendirme çok önemli.

“EN KIRILGAN GRUPLARIN BAŞINDA ÇOCUKLAR VE ERGENLER GELİYOR”

En riskli yaş grupları ve sosyal gruplar hangileri? Çocuklar ve ergenler nasıl bir risk altında?

En kırılgan grupların başında çocuklar ve ergenler geliyor. Çünkü ergenlik dönemi zaten kimlik arayışının yoğun olduğu, aidiyet ihtiyacının arttığı bir dönem. Gençler bu süreçte arkadaş çevresinden çok etkilenebiliyor. Bir de beynin gelişimi henüz tamamlanmadığı için bu yaşlarda madde kullanımı bağımlılığa daha hızlı dönüşebiliyor. Özellikle “Bir kereden bir şey olmaz” düşüncesi burada çok riskli. Sosyoekonomik açıdan zor koşullarda yaşayan gençlerde de risk artabiliyor. Aile içi iletişim problemleri, ihmal, travma öyküsü, okuldan kopma ya da sosyal dışlanma gibi durumlar kişiyi daha kırılgan hâle getirebiliyor. Ama şunu özellikle söylemek lazım: Bağımlılık sadece belli bir kesimin sorunu değil. Her ailede, her sosyoekonomik grupta karşımıza çıkabiliyor. O yüzden ailelerin çocuklarıyla kurduğu iletişim çok belirleyici.

“TEDAVİDE MUTLAKA BÜTÜNCÜL YAKLAŞMAYA ÇALIŞIYORUZ”

Madde bağımlılığına en sık hangi psikiyatrik hastalıklar eşlik ediyor?

Bağımlılık çoğu zaman tek başına ilerlemiyor. Depresyon, anksiyete bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yeme bozukluğu, bipolar bozukluk gibi birçok psikiyatrik durum eşlik edebiliyor. Travma öyküsü olan kişilerde travma sonrası stres bozukluğunu da sık görüyoruz. Bazı kişiler aslında yaşadığı ruhsal sıkıntıyı bastırmak için maddeye yöneliyor. Örneğin yoğun kaygısı olan biri rahatlamak için kullanabiliyor ya da depresyondaki biri kısa süreli iyi hissetmek amacıyla maddeye başvurabiliyor. Bu nedenle sadece bağımlılığı tedavi etmek çoğu zaman yeterli olmuyor. Eğer altta yatan depresyonu, kaygıyı ya da başka psikiyatrik sorunları görmezden gelirsek kişinin tekrar kullanıma dönme riski artıyor. Biz bu yüzden tedavide mutlaka bütüncül yaklaşmaya çalışıyoruz. Hem bağımlılığı hem de eşlik eden ruhsal sorunları birlikte ele almak gerekiyor.

İyileşme, sadece maddeden uzak kalmak mı, yoksa yeni bir yaşam kurmak mı?

Bence bağımlılık tedavisinde en önemli noktalardan biri tam da bu soru. Çünkü iyileşme yalnızca maddeyi bırakmak demek değil. Madde kullanımı zaman içinde kişinin ilişkilerini, günlük düzenini, çalışma hayatını, hatta kendisiyle kurduğu bağı etkiliyor. Dolayısıyla kişi sadece maddeyi bıraktığında her şey otomatik olarak düzelmiyor. Gerçek iyileşme, biraz yeniden hayat kurma süreci aslında. Yeni bir sosyal çevre oluşturmak, sağlıklı alışkanlıklar geliştirmek, stresle farklı yollarla baş etmeyi öğrenmek gerekiyor. Aksi hâlde eski çevreye ve eski alışkanlıklara dönüş nüks riskini artırabiliyor. Ben iyileşmeyi kişinin yeniden kendine güvenmeye başlaması, hayatla tekrar bağ kurabilmesi ve yaşam ile sağlıklı mücadele eden sağlıklı bir yapıyı oluşturması olarak görüyorum. Bu uzun bir süreç ama mümkün.

“YEDAM, HEM BİREYE HEM AİLEYE GÜVENLİ BİR ALAN SUNUYOR”

YEDAM’ın bağımlılıkla mücadeledeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YEDAM’ın en önemli taraflarından biri bence ulaşılabilir olması. Çünkü bağımlılık yaşayan bireyler ve aileleri çoğu zaman yalnız hissediyor. Yardım istemekten çekinen çok insan var. YEDAM burada hem bireye hem aileye güvenli bir alan sunuyor. Sadece bağımlı bireyle değil, aileyle de çalışılması çok kıymetli. Çünkü bağımlılık, tüm aile sistemini etkileyen bir süreç. Bir diğer önemli konu da hizmetlerin ücretsiz ve yaygın olması. YEDAM’larda etik ilkeler ve veri gizliliği temel ilke olduğu için danışanlar damgalanma korkusu yaşamadan destek alabiliyor. Bu da tedaviye devamlılığı artırıyor. Sahada gördüğümüz şey şu: İnsan bazen sadece anlaşılmaya, destek görmeye ihtiyaç duyuyor. YEDAM’ın bu anlamda önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum.

Önleme çalışmaları neden bu kadar önemli? Toplumsal farkındalık için neler yapılmalı?

Açıkçası bağımlılık başladıktan sonra süreç hem kişi hem aile açısından oldukça yıpratıcı olabiliyor. O yüzden önleme çalışmaları çok değerli. Bizim asıl hedefimiz, gençlerin bu döngüye hiç girmemesi. Sadece “Madde kullanmayın” demek yeterli değil. Gençlerin aidiyet hissine, sosyal desteğe, kendilerini ifade edebilecekleri alanlara ihtiyacı var. Spor, sanat, sosyal faaliyetler burada gerçekten koruyucu rol oynuyor. Ailelerin de bilinçlenmesi gerekiyor. Çocukla kurulan iletişim çok önemli. Sadece denetleyen değil, dinleyen ve temas kurabilen bir ilişki koruyucu etki yaratıyor. Toplum olarak bağımlılığı hâlâ bazen bir irade meselesi gibi görüyoruz. Oysa bu bir sağlık sorunu. Ne kadar erken fark eder ve damgalamadan konuşabilirsek, insanlar yardım istemeye de o kadar açık oluyor.