Makaleler
sosyal-dislanma.jpg

Madde Bağımlılığında Sosyal Dışlanmadan Sosyal İçermeye: Sosyal Politikalar ve YEDAM Modeline Bakış

SOSYAL HİZMET UZMANI BAYBARS KAAN YEŞİLIRMAK

Kronik bir beyin hastalığı olan bağımlılıkta iyileşme ancak doğru sosyal politikalar uygulandığında mümkün hâle geliyor. Ancak bu politikaların yalnızca bireyin maddeden arındırılmasıyla sınırlı kalmaması gerekiyor. Uygulamaların bağımlının sosyal yaşama katılımını engelleyen sosyal dışlanmayı ortadan kaldırmayı da temeline alması gerekiyor. Bu yazıda, sosyal dışlanmaya karşı sosyal içerme ve YEDAM Modeli bağlamında sosyal politikaları değerlendirmeyi amaçladık. Yazı okunmaya başlanmadan önce zihnimizin derinliklerine atılması gereken temel soru şu olmalı: “Madde bağımlılığı sonucu bireylerin maruz kaldığı sosyal dışlanma karşısında YEDAM Modeli nasıl bir sosyal içerme işlevi görüyor ve bu yaklaşım doğrultusunda sosyal politikalar nasıl yapılandırılmalı?”

BAĞIMLILIK: BİREYSEL BİR HASTALIKTAN TOPLUMSAL BİR SORUNA

Madde bağımlılığı literatürde kronik bir beyin hastalığı olarak tanımlanıyor. Bağımlı bireylerin bağımlılık yapıcı maddeden uzak kaldıkları dönem remisyon olarak adlandırılıyor. Bağımlılığın bir beyin hastalığı olarak tanımlanmasındaki en temel nokta bireyin madde kullanımına karşı durmaya çalışsa dahi beyninin madde kullanımını istemesi. Bağımlılık; fiziksel ve psikolojik açıdan kişinin biyolojik yapısına zarar vermesine rağmen bir varlık ya da objeye karşı engellenemez şekilde isteğin duyulması olarak tanımlanıyor. Yalnızca bireyi değil eş zamanlı olarak mikro, mezzo ve makro çevresini de olumsuz yönde etkileyen bir beyin hastalığı olan madde bağımlılığı; çalışma hayatında, aile ilişkilerinde ve akademik çevre gibi bireyin sosyal yaşantısını çevreleyen alanlarda da bozulmalara yol açıyor.

BAĞIMLILIK SÜRECİNİ ANLAMAK: KAVRAMLAR VE MADDELER

Madde kullanımı, fiziksel ve psikolojik bağımlılığa yol açan önemli bir toplum sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Psikolojik bağımlılık maddeye yoğun istekle, fiziksel bağımlılık ise yoksunluk belirtileri ve tolerans gelişimiyle birlikte gelişiyor. Reçeteli ilaçların reçetesiz kullanımı kötüye kullanım sayılırken; bırakma süreci “temizlik”, yeniden kullanım “kayma” olarak tanımlanıyor. Bu kavramlar, bağımlılık ve sosyal dışlanma ilişkisini kavramak açısından önem taşıyor. Kötüye kullanım; bazı ilaçların doktorun tavsiyesi dışında bireylerin kendi iradesiyle bilinçsiz şekilde kullanılması anlamında tanımlanıyor. Tolerans kavramı maddenin ilk kullanımındaki etki ve hazzı sağlayabilmesi için dozunun ve kullanım sıklığının artırılması anlamına geliyor. Yoksunluk, kullanılan maddenin kesilmesi sonucunda fiziksel ve psikolojik olarak ortaya çıkan psişik ve somatik nitelikteki etkiler olarak tanımlanıyor. Kayma ise, bağımlı bireyin uzun süre maddeden ve alkolden uzak durmayı başardıktan sonra yeniden kullanıma başlaması olarak tanımlanıyor. Alkol bağımlılığı; hastalıklara, engelliliğe ve ölüme yol açan çok boyutlu bir hastalığı ifade ediyor. Esrar, psikoaktif etkileriyle diğer maddelere geçişe yol açıyor ve sağlık sorunlarına neden oluyor. Halüsinojenler gerçek dışı algılar yaratıyor. Opiyatlar, haşhaş ve eroin gibi güçlü maddelerle bağımlılık yapıyor ve tedavileri arındırma ile sürdürme aşamalarını içeriyor. Uçucu maddeler olan inhalanlar, kronik kullanımda sinir sistemi hastalıklarına yol açıyor. Sedatif hipnotikler; benzodiazepinler ve barbitüratlar gibi sakinleştirici maddeleri kapsıyor. Kokain, koka bitkisinden elde ediliyor ve psikoaktif bir uyarıcı olarak biliniyor. Metamfetaminin, merkezi sinir sistemini etkileyen sentetik, yüksek bağımlılık riski taşıyan bir madde olduğu bilinirken; nikotin ise, tütün ürünlerinde bulunan bağımlılık yapıcı bir madde olarak biliniyor ve tedavisinde nikotin replasmanları ile bupropion kullanılıyor. Madde bağımlılığı ile sosyal dışlanma arasındaki etkileşimin daha derinlemesine analiz edilebilmesi için, bağımlılığın toplumsal yaşama ve istihdam alanına yansımalarının kavramsal bir çerçevede ele alınması gerekiyor.

BAĞIMLILIK VE SOSYAL DIŞLANMA DİNAMİKLERİ

Sosyal dışlanma; bireylerin sağlık hizmetlerine erişememesi, istihdamdan dışlanması ve aidiyet duygusunu yitirmesi gibi çok boyutlu eşitsizlikleri içeriyor. Madde bağımlılığı bireyin “tehlikeli” olarak algılanmasına neden olarak dışlanmayı artırıyor. Küreselleşme, gelir eşitsizliği, göç, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, yaşlılık ve engellilik gibi yapılar bu durumu derinleştiriyor. Bu nedenle bağımlı bireyler sosyal hayattan dışlanırken, toplumsal ve siyasi alanda da kabul görmüyor.

BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE SOSYAL POLİTİKA VE SOSYAL HİZMET

Endüstri Devrimi ile beraber sanayileşme refahın ve zenginliğin kaynağı olarak görülmeye başlandı. Ancak Endüstri Devrimi sonrasında pek çok sorunu da beraberinde getirdi. 21. yüzyılda kullandığımız sosyal politika kavramının 19. ve 20. yüzyılda temellendiği biliniyor. Sosyal politika kavramı dar anlamda; kapitalist sistem çerçevesinde işçi, işveren ve emek arasındaki mücadeleyi konu ediniyor. Geniş anlamda ise sosyal politika; sosyal adalet kavramı ile refahı korumayı amaçlayan, sosyal sorunların tamamını kapsam olarak kabul eden, ekonomik anlamda yaşanan aksaklıkları düzeltmeyi amaçlayan hümanist bir yaklaşım olarak tanımlanıyor. Sosyal hizmet genel anlamda; bireyin çevresi içerisinde özgür bir yaşam sürmesini amaçlayan, insan onuruna yaraşır sosyal koşulların sağlanmasını hedefleyen, olumsuz çevre koşullarının değiştirilmesi için çaba gösteren sosyal bir bilim dalı olarak tanımlanıyor. Sosyal politika içerisinde sosyal hizmet mesleğinin yeniden inşa edildiği dört temel alan bulunuyor. Bu alanlar; sosyal sorun bağlamında, sosyal refah bağlamında, sosyal politika bağlamında ve sosyal adalet bağlamında sosyal hizmet mesleği olarak ifade ediliyor.

YEDAM MODELİ İLE SOSYAL İÇERME

Madde bağımlılığı alanında sosyal dışlanmayı da kapsayan üç önleme türü bulunuyor. Birincil önleme, hiç madde kullanmamış bireyleri; ikincil önleme, henüz bağımlı olmayanları; üçüncül önleme ise bağımlı bireylere yönelik rehabilitasyonu içeriyor. YEDAM Modeli kapsamında ayaktan psikososyal destek, klinik psikologlar, sosyal hizmet ve halkla ilişkiler uzmanlarınca sunuluyor. Bağımlı bireyin bağımlı olmadan önce toplum içerisinde gerçekleştirebildiği faaliyetlerin yeniden kazanımının sağlanması, bağımlı bireyi yeniden sosyal hayatın bir parçası hâline getirebilmek için bu alanda uygulanan sosyal politikaların ve sosyal hizmet uygulamalarının temelinin oluşturulması gerekiyor. Sosyal hizmet uzmanları, bireyin dışlanma deneyimlerine karşı sosyal içerme temelli destek sağlıyor. İlk görüşmelerle sosyal katılım alanları belirleniyor, danışmanlık veriliyor, yönlendirme ve süreç takibi yapılıyor. Aile ve birey odaklı görüşmelerle mikro ve mezzo düzeydeki dışlanmalar önleniyor. Atölye ve grup çalışmalarıyla bireyin üretkenliği ve sosyal etkileşimi destekleniyor. Ev ve saha ziyaretleriyle çevresel ilişkiler gözlemleniyor. Müdahalelerde çoklu mesleki roller etkin biçimde kullanılıyor. Bağımlılık alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının çeşitli rolleri bulunuyor. Bu roller; bağlantı kurucu rol, savunuculuk, öğreticilik, danışmanlık, vaka yönetimi, iş yükü yönetimi, personel geliştirme rolü ve profesyonellik rolü olarak sıralanıyor. Bağımlılık alanındaki sosyal hizmet uygulamalarında mikro müdahalelerin daha çok danışanla sosyal hizmet uzmanının görüşme içerisindeki etik ilke ve değerlere uygun görüşme ilkelerini; mezzo anlamda sosyal hizmet mesleğinin gerektirdiği ilke ve değerleri kullanarak sosyal hizmet uzmanının bağımlı yakınları ile mesleki ilişkiyi başlatmasını; makro anlamda ise madde bağımlısı bireye ve ailesine yönelik damgalayıcı hareketlere karşı toplumun bilinçlendirilmesini kapsıyor. Madde bağımlılığıyla mücadelede yalnızca tıbbi tedaviler değil, sosyal içerme temelli politikalar ve bütüncül sosyal hizmet uygulamaları da büyük önem taşıyor. YEDAM modeli bu bütüncül yaklaşımın Türkiye’deki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.