Doç. Dr. Mustafa Otrar: “Bağımlılıkla Mücadeleyi Eğitim Sürecinin Bir Parçası Olarak Ele Alıyoruz”
Okullarda bağımlılıkla mücadelede dendiğinde en etkili yol, risk ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekten önce çocukları ve gençleri güçlendirmekten geçiyor. Millî Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü ve Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mustafa Otrar, okulun bu mücadelede koruyucu yaşam becerilerinin kazandırıldığı temel alanlardan biri olduğunu vurguluyor. Otrar’a göre, önümüzdeki dönemde bağımlılıkla mücadelede veriye dayalı önleme çalışmaları, erken yaşta yaşam becerilerinin geliştirilmesi ve okul-aile iş birliğinin daha da güçlendirilmesi gerekiyor. Nihai hedef ise çocukların bağımlılıklardan uzak durması kadar, kendi yaşamları hakkında sağlıklı kararlar verebilen ve karşılaştıkları güçlüklerle başa çıkabilen bireyler olarak yetişmesi.
Okul, çocukların ve gençlerin bağımlılıklardan uzak, sağlıklı bir yaşam kültürü geliştirmelerinde en önemli ortamların başında geliyor. Bu noktada rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin bağımlılıkları önleyici ve koruyucu rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Rehberlik hizmetleri bir risk ortaya çıkmadan önce çocukları ve gençleri nasıl destekleyebilir?
Bağımlılıkla mücadelede önceliğimiz, risk ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değil, çocuklarımızı ve gençlerimizi riskler ortaya çıkmadan önce güçlendirmektir. Bu nedenle rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini bağımlılıkla mücadelenin önemli koruyucu ve önleyici unsurlarından biri olarak görüyoruz. Çünkü bağımlılıklardan korunma yalnızca çocuklara neyin zararlı olduğunu anlatmakla sağlanabilecek bir süreç değildir. Çocuğun kendisini tanıması, sağlıklı kararlar verebilmesi, duygularını yönetebilmesi, problem çözebilmesi, gerektiğinde “hayır” diyebilmesi, sağlıklı ilişkiler kurabilmesi ve karşılaştığı güçlüklerle başa çıkabilmesi de son derece önemlidir. Rehberlik hizmetleri tam da bu noktada devreye giriyor. Biz çocuklarımızı ve gençlerimizi riskli davranışlarla karşılaşmadan önce yaşam becerilerini geliştirmeyi, kendilerini tanıyan, sağlıklı kararlar alabilen ve riskler karşısında doğru seçimler yapabilen bireyler olarak güçlendirmeyi önemsiyoruz. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM)’nde de öğrencilerimizin sağlıklı yaşam becerileri geliştirmesi önemsenmekte, ayrıca zararlı alışkanlıklardan uzak durmalarını destekleyen bilgi, tutum ve davranışların kazandırılmasına yönelik içeriklere yer verilmektedir. Dolayısıyla bağımlılıkla mücadeleyi yalnızca belirli dönemlerde yapılan bilgilendirme çalışmalarından ibaret görmüyor, öğrencinin gelişimini bütüncül olarak destekleyen eğitim sürecinin bir parçası olarak ele alıyoruz.
Bağımlılıkla mücadelede erken fark etme ve doğru zamanda müdahale büyük önem taşıyor. Bir öğrencinin bağımlılık açısından risk altında olabileceğini düşündüren davranışsal, sosyal veya akademik belirtiler neler olabilir? Öğretmenler ve rehberlik ve psikolojik danışma servisleri bu belirtileri fark ettiklerinde nasıl bir yol izlemeli?
Burada öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Bir öğrencide gözlenen tek bir davranıştan hareketle onun bağımlılık riski taşıdığı ya da bağımlılık geliştirdiği sonucuna varmak doğru değildir. Çocukluk ve ergenlik döneminde davranışlar pek çok farklı nedene bağlı olarak değişebilir. Önemli olan öğrencide zaman içerisinde ortaya çıkan belirgin değişimleri, bu değişimlerin sürekliliğini ve öğrencinin günlük yaşamına olan etkisini birlikte değerlendirmektir. Örneğin öğrencinin okula devamlılığında ve derslere katılımında olumsuzluklar yaşanması, akademik başarısında düşüş görülmesi, arkadaşlarıyla ve çevresiyle ilişkilerinde problemler olması, daha önce ilgi duyduğu sağlıklı etkinliklerden uzaklaşması, günlük rutinlerinde ve davranışlarında dikkat çekici değişikliklerin ortaya çıkması öğretmenler açısından dikkatle izlenmesi gereken işaretler olabilir.
Öğretmenlerimizin görevi tanı koymak değil. Öğrenciyi gözlemlemek, ihtiyaç hâlinde rehber öğretmen/psikolojik danışmanla iş birliği yapmak ve öğrencinin uygun desteğe ulaşmasını sağlamaktır. Rehberlik ve psikolojik danışma servislerimiz de öğrencinin gelişim özelliklerini, içinde bulunduğu koşulları ve ihtiyaçlarını bütüncül biçimde değerlendirir. Aileyle iş birliği kurulur ve ihtiyaç duyulması hâlinde ilgili kurumlara yönlendirme yapılır. Bakanlığımızca yürütülen çalışmaların önemli bir boyutu da bu erken fark etme kapasitesinin güçlendirilmesidir. Öğretmenlere ve ailelere yönelik hazırladığımız Bağımlılıkla Mücadele Psikoeğitim Programlarında erken uyarı işaretlerinin tanınması ve sağlıklı müdahale yolları üzerinde özellikle duruyoruz.
Çocuğun içinde bulunduğu aile ve sosyal çevre, bağımlılık açısından hem risk hem de koruyucu faktörler barındırabiliyor. Ailesinde veya yakın çevresinde bağımlılık sorunu bulunan bir öğrenciye yaklaşırken rehberlik ve psikolojik danışma servisleri hangi ilkeleri gözetmeli? Öğrenciyi etiketlemeden ve ailenin mahremiyetini koruyarak nasıl bir destek mekanizması oluşturulabilir?
Her şeyden önce çocuğu ailesindeki ya da yakın çevresindeki bir kişinin davranışı üzerinden tanımlamamak gerekir. Ailede bağımlılık sorununun bulunması, çocuğun da bağımlılık geliştireceği anlamına gelmez. Burada yapılması gereken, öğrencinin bireysel ihtiyaçlarını ve içinde bulunduğu koşulları değerlendirmek ve ihtiyaç duyduğu koruyucu desteği sağlamaktır. Rehberlik hizmetlerinde temel ilkelerimizden biri öğrencinin yüksek yararını gözetmek, bir diğeri ise mahremiyetini ve kişilik haklarını korumaktır. Öğrenciye ilişkin özel bilgiler yalnızca sürece dâhil olması gereken kişilerle ve gerekli olduğu ölçüde paylaşılmalıdır. Öğrencinin kendisini suçlanmış, etiketlenmiş ya da dışlanmış hissetmesine yol açabilecek yaklaşımlardan özellikle kaçınılmalıdır.
Bunun yanı sıra çocuğun yaşamındaki koruyucu unsurları güçlendirmeyi de çok önemsiyoruz. Güven duyduğu yetişkinlerle etkili iletişim kurabilmesi, okula aidiyetinin desteklenmesi, akranlarıyla sağlıklı iletişim kurması, sosyal destek kaynaklarının artırılması ve yaşam becerilerinin güçlendirilmesi bu açıdan değerlidir. Nitekim lise öğrencileriyle gerçekleştirdiğimiz araştırmada da bağımlılıkla ilişkili davranışların yalnızca bireysel özelliklerle değil, ailesel, çevresel ve psikososyal değişkenlerle birlikte ele alınması gerektiğini gördük. Bu nedenle yaklaşımımız çocuğu ya da aileyi yargılamak olmamalı, ihtiyaçları doğru belirlemek ve gerekli desteği zamanında sunmak olmalı.
Bağımlılıklardan korunmada okul, aile ve sosyal destek mekanizmalarının birlikte hareket etmesi büyük önem taşıyor. Okul rehberlik ve psikolojik danışma servislerinin ailelerle ve ilgili kamu kurumlarıyla kurduğu iş birliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu koordinasyonu daha güçlü hâle getirmek için hangi alanlarda çalışmalar yürütülüyor?
Bağımlılıkla mücadeleyi yalnızca okulun ya da yalnızca ailenin sorumluluğunda olan bir alan olarak görmüyoruz. Çocuğun yaşamındaki tüm koruyucu sistemlerin birbirini desteklemesi gerekiyor. Bu nedenle okul-aile iş birliği rehberlik hizmetlerimizin temel unsurlarından biridir. Ailenin sürece katılması, çocuğun davranışlarında meydana gelen değişikliklerin daha sağlıklı değerlendirilmesini ve okulda yürütülen çalışmaların ev ortamında da desteklenmesini sağlıyor. Bunun için yalnızca öğrencilerimize değil, öğretmenlerimize ve ailelerimize yönelik çalışmalar da yürütüyoruz.
Diğer taraftan bağımlılıkla mücadele çok paydaşlı bir çalışma alanıdır. Bakanlığımızın yürüttüğü faaliyetler, ulusal strateji belgeleri ve eylem planlarıyla bütünlük içerisinde sürdürülmektedir. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla görev ve sorumluluklarımız çerçevesinde iş birliği gerçekleştiriyoruz. Yeşilay ile yürüttüğümüz çalışmalar da bu koordinasyonun önemli bir boyutunu oluşturuyor. Bizim burada önemsediğimiz husus, öğrencinin ihtiyaç duyduğu desteğin doğru zamanda ve doğru kanallar üzerinden sağlanmasıdır. Önümüzdeki dönemde de öğretmen, aile, rehberlik ve psikolojik danışma servisi ve ilgili kurumlar arasındaki iş birliğini güçlendiren çalışmaları sürdürmeye devam edeceğiz.
Çocuklar ve gençler öğretmenlerinin sözlerinin yanı sıra davranışlarından ve yaşam alışkanlıklarından da etkileniyor. Özellikle sigara kullanan bir öğretmenin öğrencilerin tütün ürünlerine ilişkin algısı ve tutumları üzerinde nasıl bir etkisi olabilir? Eğitimcilerin bağımlılıklardan uzak ve sağlıklı yaşam konusunda olumlu rol model olmalarını desteklemek için neler yapılabilir?
Öğretmenlerimiz çocuklarımız için yalnızca bilgiyi aktaran kişiler değil, aynı zamanda önemli yetişkin modelleridir. Dolayısıyla öğretmenin tutumları, kullandığı dil ve sergilediği davranışlar öğrencilerin sağlıklı yaşam konusundaki algılarının şekillenmesinde etkili olabilir. Bu nedenle eğitim ortamlarında verilen mesaj ile yetişkinlerin sergilediği davranışlar arasında tutarlılık bulunmasını önemsiyoruz. Özellikle tütün ürünleri gibi sağlık açısından zararları bilinen davranışların çocukların gözünde normalleştirilmemesi gerekir. Burada kişileri yargılayan bir yaklaşım yerine, eğitimcilerin çocuklar üzerindeki rol model etkisine ilişkin farkındalıklarını güçlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bakanlığımızın öğretmenlere yönelik bağımlılıkla mücadele çalışmalarında da bu farkındalığı güçlendirmeyi önemsiyoruz. Öğretmenlerimizin bağımlılık türleri, risk ve koruyucu faktörler, erken uyarı işaretleri ve sağlıklı müdahale yaklaşımları konusunda bilgi sahibi olmalarını destekliyoruz. Çünkü öğretmenin kendi davranışlarıyla sağlıklı yaşamı desteklemesi, öğrencilerimize verilen koruyucu mesajın okulun gündelik yaşamında da karşılık bulmasını sağlar.
Yeşilay, yüz yılı aşan deneyimiyle çocukların ve gençlerin bağımsızlığını korumaya, sağlıklı yaşam kültürünü güçlendirmeye ve bağımlılıkları önlemeye yönelik çok sayıda çalışma ve eğitim programı geliştiriyor. Yeşilay’ın bu alandaki bilgi ve deneyiminin eğitim sistemine ve özellikle rehberlik hizmetlerine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Millî Eğitim Bakanlığı ile Yeşilay arasındaki iş birliğinin sahadaki karşılığını nasıl görüyorsunuz?
Yeşilay, bağımlılıkla mücadelede Bakanlığımızın önemli paydaşlarından biridir. Millî Eğitim Bakanlığı olarak Yeşilay ile yürüttüğümüz iş birliğinin, çocuklarımızın ve gençlerimizin bağımlılıklardan korunmasına yönelik çalışmalarımıza önemli katkılar sağladığını değerlendiriyoruz. Bu iş birliğini daha sistematik ve bütüncül hâle getirmek amacıyla 7 Şubat 2025 tarihinde Bağımlılıkla Mücadele Çalışmalarına Yönelik İş Birliği Protokolü imzalanmıştır. Protokol kapsamında Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı, Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı, Yaşam Becerileri Eğitimi Programı, Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek Yarışması ve Bağımlılıkla Mücadele Odaklı Sosyal Etkinlikler yürütülmektedir.
Bu iş birliğinin sahadaki karşılığını geniş bir uygulama ağı içerisinde görüyoruz. Bunun somut örneklerinden biri, 2014 yılından bu yana okul öncesi öğrencilerimizden yetişkinlere kadar farklı hedef gruplara yönelik uygulanan Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı’dır. Programın ülke genelinde yaygın ve sürdürülebilir biçimde uygulanabilmesi için rehber öğretmen/psikolojik danışmanlardan oluşan eğiticiler yetiştiriliyor. Bu eğiticiler aracılığıyla da rehber öğretmen/psikolojik danışmanlara uygulayıcı eğitimleri veriliyor. Hem eğiticilerimiz hem de uygulayıcılarımız Bakanlığımıza bağlı okullarda ve kurumlarda öğrenciler, öğretmenler ve ailelere yönelik çalışmalar yürütüyor. Hâlihazırda Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı kapsamında 237 eğiticimiz bulunuyor ve 1 Ocak 2026 itibarıyla 3 bin 38 rehber öğretmen/psikolojik danışmana uygulayıcı eğitimi verilmiş durumda. Protokol kapsamında eğitici ve uygulayıcı eğitimleri devam ederken, programın daha fazla okul ve kuruma ulaşmasına yönelik yaygınlaştırma çalışmaları da sürdürülüyor.
Bu süreci yalnızca belirli dönemlerde gerçekleştirilen eğitimlerle de sınırlı tutmuyoruz. Yeni atanan öğretmenlerimizin bağımlılıkla mücadele konusunda temel bilgi ve farkındalık kazanmalarını önemsiyor, Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı, Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı ve Yaşam Becerileri Eğitimi Programlarının hizmet içi eğitim süreçlerinde yer almasını sağlıyoruz. Programların uygulanması ve ihtiyaç hâlinde güncellenmesi için Yeşilay ile iletişim ve koordinasyonumuzu sürdürüyoruz. Böylece geliştirilen içeriklerin eğitimlerle sahaya aktarılması, öğrenci, öğretmen ile ailelere ulaşması ve uygulamaların sürekliliğinin sağlanması mümkün oluyor.
Çocukların karşı karşıya kaldığı bağımlılık riskleri, değişen yaşam biçimleri ve teknolojinin gündelik hayattaki ağırlığıyla birlikte çeşitleniyor. Rehberlik hizmetlerinin dijital oyun, sosyal medya, çevrim içi kumar ve bahis gibi alanlarda öğrencileri risklerden korumaya yönelik Bakanlık olarak hangi çalışmaları yürütüyorsunuz? Bu konuda öncelikleriniz nelerdir?
Dijitalleşmenin çocuklarımızın ve gençlerimizin yaşamındaki yeri arttıkça koruyucu ve önleyici çalışmalarımızı da değişen risk alanlarını dikkate alarak sürekli güncelliyoruz. Burada teknolojinin kendisini bir risk olarak görmüyoruz. Bizim için önemli olan, çocuklarımızın teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurmaları ve dijital araçları okul başarılarını, aile ilişkilerini, sosyal yaşamlarını ve günlük sorumluluklarını olumsuz etkilemeyecek şekilde kullanmalarıdır. Bakanlık olarak bu alanda öncelikle veriye dayalı hareket etmeyi önemsiyoruz. 2024-2025 eğitim öğretim yılında 4. sınıfa devam eden 3.230 öğrenciyle Dijital Dünyada Ekran Kullanımı Araştırması gerçekleştirdik. Bunun yanında 147.231 lise öğrencisiyle gerçekleştirdiğimiz bağımlılık araştırmasında internet ve sosyal medya kullanımının yanı sıra kumar oynama ve bahis davranışlarına ilişkin kapsamlı veriler elde ettik. Bu araştırmalardan elde ettiğimiz bulguları, çocuklarımızın ve gençlerimizin karşı karşıya kalabileceği riskleri daha iyi anlamak ve koruyucu ve önleyici çalışmalarımıza yön vermek açısından önemli görüyoruz.
Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı’nın teknoloji ve kumar bağımlılığı modülleri, Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı kapsamında riskli internet kullanımı, bahis ve kumar davranışlarına yönelik yürütülen çalışmalar ile öğretmen ve ailelere yönelik psikoeğitim çalışmalarımız bu yaklaşımın önemli parçalarını oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde de yalnızca ekran süresine odaklanmak yerine çocuklarımızın ve gençlerimizin dijital ortamlarda sağlıklı seçimler yapabilmelerini, kendi kullanımlarını düzenleyebilmelerini ve karşılaşabilecekleri riskleri fark edebilmelerini desteklemeyi önemsiyoruz. Aynı zamanda ailelerin çocuklarına sağlıklı dijital alışkanlıklar kazandırmalarına yönelik çalışmalarımızı sürdürmeyi temel önceliklerimiz arasında görüyoruz.
Millî Eğitim Bakanlığı ile Yeşilay iş birliğinde bağımlılıkların önlenmesine yönelik çeşitli eğitim programları ve çalışmalar yürütülüyor. Bu program ve çalışmaların okullardaki koruyucu ve önleyici rehberlik hizmetlerine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yürütülen çalışmaların öğrenci, öğretmen ve aileler üzerindeki yansımalarını sahada nasıl gözlemliyorsunuz?
Bağımlılıkla mücadelede koruyucu ve önleyici çalışmaların bilimsel temelli, öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun ve sürdürülebilir olması son derece önemli. Bakanlık olarak Yeşilay ile iş birliği içerisinde yürüttüğümüz programları da okullarda sunduğumuz rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini destekleyen çalışmalar olarak değerlendiriyoruz. Bu programların önemli yönlerinden biri, bağımlılıkla mücadelede farklı ihtiyaçlara yönelik yapılandırılmış içerikler sunmasıdır. Örneğin Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı ile öğrencilerin, öğretmenlerin ve ailelerin bağımlılıklara ilişkin bilgi ve farkındalıklarının artırılması amaçlanıyor. Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı ile riskli davranış gösteren öğrencilere yönelik okul temelli müdahale çalışmaları yürütülüyor. Yaşam Becerileri Eğitimi Programı ile de öğrencilerin sağlıklı karar verme, kendini ifade etme, riskli durumlarla başa çıkma ve “hayır” diyebilme gibi yaşam becerilerinin desteklenmesi hedefleniyor.
Programların ulaştığı öğrenci sayıları da çalışmaların sahadaki yaygınlığını göstermesi açısından önemli. 1 Ocak 2026 itibarıyla Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı kapsamında sağlıklı yaşam modülü 1.005.985, teknoloji bağımlılığı modülü 1.835.971, tütün bağımlılığı modülü 888.382, alkol bağımlılığı modülü 137.678, madde bağımlılığı modülü 234.800 ve kumar bağımlılığı modülü 244.630 öğrenciye uygulanmış durumda. Yaşam Becerileri Eğitimi Programı ise 343 bin 909 öğrenciye ulaştı. Ancak bizim açımızdan yalnızca ulaşılan öğrenci sayısı değil, yürütülen çalışmaların öğrenciler üzerindeki yansımalarının izlenmesi de önemli. Bu nedenle uygulama süreçlerinin etkisini bağımlılık araştırmalarıyla takip ediyoruz. Öğrencilerin bağımlılıklara ilişkin bilgi ve farkındalıklarının artırılmasının yanı sıra sağlıklı seçimler yapabilmelerini, karşılaşabilecekleri riskleri fark edebilmelerini ve bu riskler karşısında kullanabilecekleri yaşam becerilerini geliştirmelerini önemsiyoruz.
Bağımlılıklardan uzak bir yaşamın temelinde çocukların hayatını güçlendiren koruyucu unsurlar da önemli bir yer tutuyor. Kültür, sanat, spor, sosyal etkinlikler ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları çocukların psikolojik ve sosyal dayanıklılığını nasıl etkiliyor? Okullar bu alanları bağımlılığı önleyici rehberlik çalışmalarının daha güçlü bir parçası hâline nasıl getirebilir?
Bağımlılıktan korunmayı yalnızca risklerden uzak durmak üzerinden tanımlamıyoruz. Çocuğun hayatında kendisini iyi hissettiği, üretken olduğu, aidiyet geliştirdiği ve güçlü yönlerini ortaya koyabildiği alanların bulunması da son derece önemli. Bu yaklaşım, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde benimsediğimiz öğrencinin bütüncül gelişimi anlayışıyla da örtüşüyor. Modelde öğrencilerin fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal yönden gelişimleri bir bütün olarak ele alınıyor. Kendini tanıma, sosyal uyum ve sorumlu karar verme gibi sosyal-duygusal öğrenme becerilerine önem veriliyor.
Kültür, sanat, spor ve sosyal etkinlikler de çocukların kendilerini ve güçlü yönlerini keşfetmelerine, akranlarıyla sağlıklı ilişkiler kurmalarına ve serbest zamanlarını nitelikli biçimde değerlendirmelerine katkı sağlıyor. Bu nedenle okullarımızdaki sosyal etkinlikleri de bağımlılıkla mücadelede oluşturduğumuz koruyucu ortamın bir parçası olarak görüyoruz. Yeşilay ile yürüttüğümüz Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek Yarışması bunun örneklerinden biri. 2025-2026 eğitim öğretim yılında 81 ilimizden toplam 77 bin 515 eserle yarışmaya başvuru yapılması, öğrencilerimizin bu alandaki katılımını göstermesi bakımından oldukça kıymetli. Benzer şekilde münazara, eğitim faaliyetleri ve diğer sosyal etkinliklerle öğrencilerimizin eleştirel düşünme, sorgulama, sorumlu karar verme, problem çözme ve “hayır” deme gibi yaşam becerilerini desteklemeyi önemsiyoruz. Temel hedefimiz, çocuğa yalnızca “riskten uzak dur” demek değil, sağlıklı yaşam becerileri kazanmasını ve kendisi için sağlıklı, anlamlı ve geliştirici yaşam seçenekleri oluşturabilmesini desteklemektir.
Hem Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü hem de Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi olarak çocukların ve gençlerin sağlıklı ve bağımlılıklardan uzak bir yaşam sürmelerini desteklemek için eğitim ortamlarında önümüzdeki dönemde hangi alanlara daha fazla odaklanılması gerektiğini düşünüyorsunuz? Rehberlik hizmetlerinin bu süreçte nasıl bir rol üstlenmesini bekliyorsunuz?
Önümüzdeki dönemde bağımlılıkla mücadelede üç alanın daha da önem kazanacağını düşünüyorum: Veriye dayalı önleme çalışmalarının güçlendirilmesi, çocukların koruyucu yaşam becerilerinin erken yaşlardan itibaren desteklenmesi ve okul-aile iş birliğinin daha da geliştirilmesi.
Öncelikle bugün bağımlılık dediğimizde yalnızca tütün, alkol ya da madde kullanımını konuşmuyoruz. Teknoloji, dijital oyun, sosyal medya, çevrim içi bahis ve kumar gibi davranışsal risk alanlarını da çocukların gelişim özelliklerini dikkate alarak izliyoruz. Bu nedenle Bakanlık olarak riskleri sahadan elde ettiğimiz verilerle takip etmeye önem veriyoruz.
Ayrıca önleyici çalışmaların mümkün olduğunca erken başlaması gerektiğini düşünüyoruz. Çocuklarımızın öz farkındalık, duygu düzenleme, karar verme, problem çözme, etkili iletişim kurma, stresle başa çıkma ve riskli durumlar karşısında sağlıklı ve doğru seçimler yapma becerilerini güçlendirmeliyiz. Bu nedenle rehberlik hizmetlerini yalnızca bir sorun ortaya çıktığında başvurulan bir hizmet olarak değil öğrencinin gelişimini bütüncül biçimde destekleyen temel bir eğitim hizmeti olarak görüyoruz.
Son olarak, öğrencilerin birbirlerini olumlu yönde destekleme gücünden de yararlanmak istiyoruz. Bu doğrultuda ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik geliştirdiğimiz Akran Eğitim Modeli ile Bağımlılığı Önleme Psikoeğitim Programları uygulamalarıyla öğrencilerimizin bağımlılıklara ilişkin farkındalık kazanmalarını, sağlıklı yaşam becerilerini geliştirmelerini ve edindikleri bilgi ve becerilerle akranlarına olumlu rol model olmalarını hedefliyoruz.
Nihai hedefimiz, çocuklarımızın yalnızca bağımlılıklardan uzak durması değil kendi yaşamlarıyla ilgili sağlıklı kararlar verebilen, güçlü sosyal bağlara sahip, karşılaştığı güçlüklerle başa çıkabilen ve esenliğini koruyabilen bireyler olarak yetişmesidir. Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin de bu hedef doğrultusunda önleyici, gelişimsel ve iyileştirici rolünü güçlendirerek sürdürmesini önemsiyoruz.