Makaleler
haberler detay

“En İsabetli Tütün Kontrol Politikası, Çocukları Sigaradan Uzak Tutmaktır”

Türkiye, 2008 yılında hayata geçirdiği dumansız hava sahası uygulamasıyla dünyaya örnek gösterilen ülkelerden biri olmuştu. Geçtiğimiz günlerde, Sağlık Bakanlığının sigara ve tütün ürünlerinin kamusal alandaki görünürlüğünü azaltmayı hedefleyen yeni düzenleme hazırlığı, tütünle mücadeleyi yeniden gündeme taşıdı. Peki, yasakların gecikmeden ve kararlılıkla uygulanmasının önemi nedir? Çocukların sigaraya başlamasını önlemede görünürlüğün azaltılması neden önemli? Tütün endüstrisi elektronik sigaralar ve yeni nikotin ürünleriyle nasıl bir strateji izliyor? Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder ile bu soruların cevaplarını konuştuk.

Türkiye, 2008 yılında kapalı alanlarda sigara yasağı düzenlemesiyle dünyaya örnek gösterilen ülkeler arasına girmişti. Aradan geçen yaklaşık 17 yılda bu alanda dünden bugüne neler değişti, hangi mesafe kat edildi ve bugün geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında Türkiye “dumansız hava sahası” uygulamasına başladığında, dünya genelinde bu uygulamayı hayata geçiren üçüncü ülke konumundaydı. Daha önce, 2004 yılında İngiltere ve İrlanda bu uygulamayı başlatmıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı eyaletlerde benzer uygulamalar vardı ama ülke bazında dünyada üçüncüydük. Şu an itibarıyla, dumansız hava sahası uygulamasının cari olduğu yetmişten fazla ülke var. Ülkemiz, sigara içme yasağı kapsamının genişletildiği yıllarda yasağı çok iyi uygulayan ve denetleyen bir ülke konumundaydı. İlk yılları çok iyi hatırlıyorum; Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları, Lokantacılar Federasyonu gibi birçok kurumun koordinasyonuyla uygulama başarıyla ve titizce hayata geçirildi. Hatta Çin’den Arnavutluk’a, Tayland’dan Bosna Hersek’e, Rusya’dan Ürdün’e pek çok ülkenin heyetleri Türkiye’ye geldi. Biz dumansız hava sahasının nasıl uygulandığını, nasıl hareket edilmesi gerektiğini bu heyetlere anlattık ve yasal düzenlemelerden denetleme mekanizmalarına kadar birçok konuda onlara teknik destek verdik. Bu uygulama, sürekli takip edilmesi gereken, ipin ucunu çok sıkı tutmayı gerektiren bir süreç. Diğer taraftan, bu tür kanunları çıkarırken ve uygularken karşımızda devasa bir tütün endüstrisi var. Yasaklar, sigara içme oranını azalttığı için tütün endüstrisi kan kaybediyor ve onlar da bu yasakları delmek için birtakım çözümler üretmeye çalışıyorlar. Yeme-içme mekânları da sigara içen müşterileri kaybetmemek için açılır-kapanır tenteler, kış bahçeleri gibi formüller buldular. İlk yıllardaki momentum maalesef zamanla kaybedildi ve yasaklar çokça delinmeye başladı. Halbuki, bu önemli uygulamayı birçok ülkeye biz öğretmiştik. Bugün bu ülkelerden biri olan Rusya’da, sigara içmek isteyen biri -20 derece soğuğa çıkmak zorunda.

“YENİ KANUNDA ÖNCELİK, SİGARA GÖRÜNÜRLÜĞÜNÜN AZALTILMASI”


Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memişoğlu, sigara ve tütün ürünlerinin kamusal alandaki görünürlüğünü kısıtlamayı hedefleyen yeni bir kanun taslağı hazırladıklarını açıkladı. Sizce mevcut düzenlemelerin yeterli görülmemesinin sebepleri ve bu yeni adımların atılmasını zorunlu kılan gelişmeler neler?
Yeni kanunda öncelik, sigara görünürlüğünün azaltılması. Aslında tüm dünyada bilinen en iyi tütün kontrol politikası, çocukların ve gençlerin nikotinsiz ortamda yetiştirilmesidir. Çocuklar tütün ürünlerini ne kadar az görürlerse, böyle bir ürünün varlığından ne kadar geç haberdar olurlarsa o kadar geç sigara içmeye başlıyorlar. O nedenle de mümkün olduğu kadar çocukların görmesini engellemek gerekiyor. Mevcut kanunumuzda daha çok sigara reklamlarının yasaklanması var. Ama son yıllarda tütün endüstrisi buna da çözümler üretmeye başladı. Örneğin, marketlere ve büfelere gittiğinizde genellikle çocuklara yönelik şekerlemeler kasanın önünde durur, kasanın hemen arkasında da büyük bir sigara standı yer alır. Bu sayede çocuk şekerlere, çikolatalara bakarken aynı anda sigara paketlerini görür ve zamanla sigarayı kanıksar. Bu nedenle yeni kanunda görünürlüğün kısıtlanması çok önemli. Kapalı stantlarda satılma kuralı iyi uygulanırsa, çocukların zihinlerinde sigaraya karşı zamanla olumsuz bir kanaat oluşacak.

Başka bir problem de, açık alanlarda çok serbest bir şekilde sigara içilmesi. Çocuk parklarında ebeveynlerin bile çocuklarını beklerken sigara içtiklerine üzülerek şahit oluyoruz. Buna şahit olan bir çocuğun zihninde sigaraya karşı olumlu düşüncelerin uyanmaması mümkün değil. Bu sebeple yeni kanunda parklar, sahiller gibi toplu alanlarda sigara içme yasağı getirilmesi çok doğru bir uygulama. Çünkü az önce de söylediğim gibi, en isabetli tütün kontrol politikası, çocukları sigaradan uzak tutarak bunun normal bir şey olmadığını anlamalarını sağlamak.

Açık alanda sigara içmek konusunda ne gibi düzenlemelere ihtiyaç var? Bunun yanlış bir şey olduğunu düşünmeyenlere neler söyleyebiliriz?
Bir bölgenin etrafı ve üzeri açık olsa bile, örneğin bir plajda veya parktaysanız, yakınlarda birisi sigara içtiğinde dumanı sizi rahatsız edebiliyor. Havadan gelen bu sigara dumanı da insan sağlığı için son derece zararlı. Bulunduğunuz alanda burnunuza sigara kokusu geliyorsa, “partikül” dediğimiz kanser yapıcı maddeler size ulaşıyor demektir. Mikron boyundaki bu maddeleri anlamanın tek yolu koku; koku geliyorsa partiküller nefesinizden akciğerinize giriyor demektir. Yetmişinin direkt olarak kanser yaptığından emin olduğumuz yedi binden fazla kimyasal maddeden bahsediyoruz. Bu sebeple ben açık alanlarda sigara içilmesiyle alakalı yapılacak kısıtlayıcı düzenlemeleri çok doğru buluyorum. Özellikle parklar, sahiller, otobüs durakları bu kapsama girmeli.

“KANUNUN UYGULANMASI İÇİN BÜTÜN KURUMLARIN GAYRET ETMESİ GEREKİYOR”

2026 yılında bu düzenlemelerin etkili biçimde uygulanması hâlinde, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin tütün kullanımı ve pasif içicilik oranlarında nasıl bir değişim bekliyorsunuz?
Aslında sigara kanunlarının çok önemli bir etkisi var. Sıkı bir şekilde uygulandığında, denetimleri düzenli yapıldığında öncelikle bağımlıların sigara içme sıklığında bir azalma meydana geliyor, zamanla sigara içen sayısında azalma oluşuyor. Uzun vadede de akciğer kanserinden ve KOAH’tan ölümlerin sayısı gözle görülür biçimde düşüyor. Yeter ki kanunlar etkili biçimde uygulansın. Bunun en güzel referansı aslında Türkiye. 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun çıktıktan sonra kapalı alanlarda sigara içmek yasaklandı, sigara reklamları yasaklandı, kamu spotları yapıldı, sigara fiyatları yükseltildi ve çok önemli düzenlemeler geldi. 2008 yılında sigara içme oranı %32 iken 2012 yılında %27’ye düştü. O dönemde bütün dünya bizi şaşkınlıkla izledi çünkü Batı’da “Türk gibi sigara içmek” diye bir deyim uzun zamandan beri kullanılıyordu. Dünyanın en çok tütün üreten ve içen ülkelerden biri olarak biz bunu başardık. Dönemin Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Margaret Chan, üç defa Sayın Cumhurbaşkanımız’la görüşmeye geldi. Geliş amacı, tütün kullanım oranını nasıl bu kadar güçlü şekilde düşürebildiğimizi öğrenmekti. Bu toplantılardan birine de Yeşilay ev sahipliği yapmıştı. Türkiye’nin bu alandaki başarısını, onlarca ülkeden gelen sağlık bakanlarına Sayın Cumhurbaşkanımız bizzat anlatmıştı. Sonuçta şunu söylemek gerekir: Yeni kanun yürürlüğe girerse, bütün kurumların el birliğiyle bu kanunun uygulanması için gayret etmesi gerekiyor. Bu başarılabilirse, 2008 sonrasında olduğu gibi sigara içme oranında ciddi bir düşüş yakalayabileceğiz.

“SİGARA İÇMEMEK BİR MEDENİYET MESELESİDİR”

Hem Yeşilay'ın hem de Sağlık Bakanlığının sigarayla mücadelede vurguladığı bir husus dikkat çekiyor: Bu meselenin bir medeniyet meselesi olarak ele alınması. "Sigara içmemek bir medeniyet meselesidir" derken bundan ne anlamalıyız?
Sigara içmemek her şeyden önce bir medeniyet meselesi. Sigara içmeyen insanda hem sağlık bilinci gelişmiştir hem de çevre ve iklim bilinci. Medeni insan sadece kendini ve yakınlarını değil; doğayı, çevreyi ve gelecek nesilleri de düşünen ve bunlara zarar vermekten imtina eden kişidir. Tütünün zararı sadece insan vücuduna değil; tütün üretebilmek için dünyada yılda 600 milyon ağaç kesiliyor. Bu anlamda sigara ormanların da en büyük düşmanlarından biri. Sigara izmaritleri, elektronik sigara atıkları da gölleri, denizleri en başta kirleten maddelerden. Bu sebeple de bazı ülkeler; sigaranın hiç üretilmeyeceği, satılmayacağı ve içilmeyeceği tarihleri açıklamaya başladılar. Bazı ülkelerde 2030 yılından sonra tamamen yasaklayacaklar. Sonuçta ülkeler şunun da farkına vardılar: Sigaranın sebep olduğu sağlık problemleriyle, iklim ve çevre problemleriyle ekonomik olarak baş etmek giderek zorlaşıyor ve bu sebeple sigarayı tamamen ortadan kaldırma yoluna gidiyorlar.

Tütün endüstrisi her yeni düzenlemeyle yeni stratejiler geliştiriyor; elektronik sigaralar bunun en büyük örneği. Bu noktada nelere dikkat etmek gerekiyor? Toplumun, kurumların ve kanun yapıcıların nasıl davranması gerekiyor?
Tütün endüstrisi dünyanın en acımasız ve aldatıcı endüstrisidir ve bu şirketlerin milyar dolarlık bütçeleri vardır. En büyük amaçları da çocuklar henüz ergenlik çağına gelmeden onları nikotinle tanıştırmak ve hayatları boyunca kendilerine bağımlı hâle getirmek. Bütün dünyada, “yanan sigara” dediğimiz geleneksel sigaraların kullanımında ciddi azalmalar oldu. Endüstri de bu durum karşısında bazı stratejiler geliştiriyor; yeni müşterilere ulaşmak için yeni ürünler piyasaya sürüyorlar. Elektronik sigaralar, ısıtılmış sigaralar, nikotin torbaları, “puff”lar bunların önde gelen örnekleri. Bunlar yeni ürünler olduğu için sağlığa verdikleri zararlar konusunda elimizde kanıtlar yeni yeni oluşmaya başladı. Özellikle ABD’de “puff”ların yaygınlaşmasından sonra yağlı zatürreden onlarca çocuk hayatını kaybetti. Yeni yapılan bilimsel çalışmalarda elektronik sigaraların vücutta ağır metallerin ve kanserojen maddelerin birikmesine sebep olduğu, DNA hasarına yol açtığı ortaya konmaya başlandı. Türkiye’de de bazı örnekler var: Elektronik sigaradaki su buharını içinize çektiğinizde, akciğer yetmezliğine veya akciğerin sönmesine sebep olabiliyor. Ülkemize bu ürünlerin girişi yasak ama maalesef kaçak yollarla kullanıcıya ulaşabiliyor. Bu konudaki denetimlerin iyi yapılması gerekiyor.

Yeşilay, tütünle mücadele deyince diğer bağımlılıklarda olduğu gibi ilk aklımıza gelen kurum. Yeşilay'ın bu mücadeledeki belirleyici rolünü dünden bugüne kısaca aktarır mısınız?
Bütün bağımlılıklarda olduğu gibi, tütün bağımlılığıyla mücadelede de Yeşilay ülkemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu. Bugüne kadar bağımlılıklarla mücadelede Yeşilay’ın çok önemli çalışmaları oldu. YEDAM’ın bağımlı bireylere verdiği ücretsiz destekten tutun okullarda yürüttüğü bağımlılıkla mücadele programına kadar geniş bir yelpazede mücadelesini sürdürüyor. Yeşilay asırlık bir örgüt ve bu alandaki liderliğini önümüzdeki yıllarda da sürdürmeye devam edecektir.