Makaleler
yeterli-olmanin-yuku.jpg

Yeterli Olmanın Yükü: Baskıdan Kaçışa, Kaçıştan Bağımlılığa

Çocuğu bağımlılıktan korumak yalnızca “kullanma”, “oynama”, “telefonu bırak” demekle mümkün değildir. Bazen önce şu soruyu sormak gerekir: “Çocuğum bütün bunlardan kaçarken aslında neyin içinde kalıyor?”

PSİKOLOG DİLAY ARSLAN / İZMİT YEDAM

Bir çocuğun eve getirdiği karne çoğunlukla yalnızca birkaç rakamdan ibaret değildir. O kâğıt, kapının açıldığı anda çocuğun yüzündeki ifadeyle birlikte eve girer. “Kaç aldın?” sorusu, çoğu zaman “Nasılsın?” sorusundan önce gelir. Not yükseldiğinde evin içi aydınlanır, düştüğünde sessizleşir. Çocuk ise zamanla yalnızca ders çalışmayı değil, sevilmenin, takdir edilmenin ve değerli hissetmenin de başarıyla ilişkili olduğunu öğrenir. Oysa bir çocuğun en temel ihtiyacı, başarılarının alkışlandığı bir evden önce, kendisinin görüldüğü bir evdir.

Yüksek başarı beklentisi aile içerisinde her zaman kötü niyetle kurulmaz. Bilakis çoğu zaman sevginin içinden çıkar. Ebeveynin çocuğu üzerine kurduğu hayaller iyi bir geleceği olması, güçlü olması, hayatın zorlukları karşısında ayakta kalabilmesi üzerinedir. Fakat bu hayaller, çocuğun taşıyabileceğinden ağır bir yüke dönüştüğünde, sevginin yanında başka bir mesaj da duyulmaya başlayabilir:

“Başarılı olursam değerliyim. Başaramazsam yeterli değilim” düşüncesi büyüdükçe sessizce kök salar. Çocuk düşük not aldığında yalnızca bir sınavı kaybetmiş gibi hissetmez. Bir hata yaptığında yalnızca yaptığı hatayla karşılaşmaz. Zamanla başarısızlığı bir davranış olmaktan çıkarıp kendi kimliğinin bir parçası olarak görmeye başlayabilir. “Başaramadım” cümlesi, fark edilmeden “Ben başarısızım”a dönüşebilir. Tehlike burada başlar. Bu temel inanç gün geçtikçe yerinden kaldırılması zor, büyük bir kayaya dönüşebilir. Ve tabii, sürekli kendini kanıtlamak zorunda hisseden bir insanın yorulması kaçınılmazdır.

Tam da burada bağımlılık riskini konuşmak gerekir. Çünkü bağımlılık yalnızca bir maddenin kullanılmasıyla başlayan bir süreç değildir. Bazen kişinin dayanmakta zorlandığı duygulardan uzaklaşma biçimi olarak karşımıza çıkar. Yoğun kaygı, yalnızlık, başarısızlık korkusu, değersizlik ya da boşluk hissi karşısında kişi kendisini kısa süreliğine rahatlatan bir davranışa yönelebilir. Bu davranış bazen bir maddeyi kullanmakla, bazen ise bir davranışı sorunlu olarak tekrar etmekle karakterizedir.

Bir ekranın ışığı, odanın sessizliğini doldurabilir. Bir oyun, gerçek hayatta başaramadığı şeyleri başarabileceği başka bir dünya sunabilir. Sosyal medya, kişinin kendi hayatındaki eksikliklerden uzaklaşıp başkalarının hayatlarını izleyebileceği sonsuz bir akış yaratabilir. Madde kullanımı ise bazı gençler için dayanılması güç duyguları kısa bir süreliğine susturan bir kaçış yolu hâline gelebilir. Bağımlılık, ‘’yetersiz’’ hissetmenin açtığı boşluğa sızar, orada kök salar ve boşluk büyüdükçe o da büyür. İlk başta yalnızca “rahatlamak” için yapılan bir davranış, zamanla rahatlamanın neredeyse tek yolu hâline geldiğinde risk başlar. Çünkü bağımlılıkta kişi çoğu zaman yalnızca maddeden, oyundan, ekrandan ya da davranıştan vazgeçmekte zorlanmaz; o davranışın kendisine sağladığı duygusal işlevden vazgeçmekte zorlanır.

“Biraz kafam dağılsın”, “Hiçbir şey düşünmek istemiyorum”, “Böyleyken başka türlü dayanamıyorum”, “En azından bunu yaparken kendimi iyi hissediyorum.” Tüm bu cümleler, davranışın arkasındaki ihtiyaca dair önemli ipuçları taşıyabilir.

Elbette her ekran kullanımı, her oyun oynama ya da her zorlayıcı duygu bağımlılık anlamına gelmez. Bağımlılık çok boyutlu bir süreçtir; kişinin psikolojik özellikleri, çevresi, ilişkileri, yaşam koşulları ve maruz kaldığı riskler bir araya geldiğinde ortaya çıkabilir. Ancak özellikle gençlerde, yoğun baskının sağlıklı baş etme becerileriyle desteklenmemesi, kaçış davranışlarının güçlenmesine zemin hazırlayabilir.

Bu nedenle bağımlılıktan korunmak yalnızca “kullanma”, “oynama”, “telefonu bırak” demekle mümkün değildir. Bazen önce şu soruyu sormak gerekir: “Çocuğum bütün bunlardan kaçarken aslında neyin içinde kalıyor?” Belki başarısızlık korkusunun. Belki kabul görme ihtiyacının. Belki kendisini başkalarıyla kıyaslamanın yorgunluğunun. Belki de uzun zamandır kimseye anlatamadığı bir yalnızlığın.

Ebeveynlerin burada yapabileceği en önemli şeylerden biri, çocuğun başarısını değil, çocuğun kendisini merkeze almaktır. Telafi; hatasına, hayal kırıklığına ve başarısızlığına da evin içinde yer açabilmek; “Neden böyle yaptın?” sorusunun yanına “Bunun seni nasıl hissettirdiğini merak ediyorum” cümlesini koyabilmekle başlar. Çünkü bir çocuk, zorlandığında ailesine dönebileceğini hissederse, zor duygularıyla baş etmek için başka kaçış yollarına sığınma ihtiyacı da azalabilir.

Çocuğun aileyle iletişim kurmasının kanallarını açmak, sorunun daha yolun çok başındayken çözülebilmesine olanak sağlar. Aile bu sorunla tek başına mücadele edemediğinde destek arayışına girebilir. Bu noktada Yeşilay Danışmanlık Merkezleri devreye girer. Aile 115 Danışma Hattı üzerinden uzmanlar aracılığıyla konuyla ilgili bilgi alabilir, randevu planlayabilir. Çocuğun kendisinin gelmek istemediği, direnç gösterdiği durumlarda ise aile yalnızca kendisi için randevu planlayabilir ve çocuğu doğru yönlendirebilmek, uygun tutumlar ve davranışlar hakkında da uzman psikologlardan bilgi ve destek alabilir. Bağımlılık daha ilk kökünü salarken ve henüz yer etmemişken müdahale etmek; geleceği kurtarır. Bir geleceği kurtarmak aslında birden fazla geleceği kurtarmaktır. Çünkü köklerimiz birbiriyle ilişiklidir, birbirimize temas ederek büyürüz.

Belki de çocuklara bırakabileceğimiz en değerli miras, onları her zaman daha yükseğe çıkmaya zorlamak değil; düştüklerinde kendilerini değersiz hissetmeden yeniden ayağa kalkabilecekleri bir zemin hazırlamaktır. Ve bazen bunun başlangıcı çok basit bir cümledir: “Başarısız olduğunda da buradayım. Seni sonuçlarınla değil, olduğun kişiyle görüyorum.”

Bağımlılıktan korunmanın en güçlü yollarından biri, insanın kaçmak zorunda hissetmediği bir hayat kurabilmesidir.