Makaleler
Okullarda-En-Sık-Karsilasan.jpg

Okullarda En Sık Karşılaşılan Bağımlılık Türleri ve Mücadele Yolları

Bir öğrencinin elindeki telefona neden bu kadar sık baktığını, son zamanlarda neden arkadaşlarından uzaklaştığını ya da ders başarısının neden düştüğünü hiç merak ettiniz mi? Bazen “ergenlik” diyerek geçiştirdiğimiz bu değişimler, aslında çocuğun yardım çağrısı olabilir; çünkü bağımlılıkla mücadelede en önemli fırsat, sorunu büyümeden önce fark edebilmektir.

Teneffüs zili çaldığında bahçeye taşan o büyük gürültüyü az çok herkes bilir: Merdivenleri ikişer ikişer inen adımlar, kantin sırasındaki itiş kakışlar... Ama o kalabalığın içinde dikkatle bakılması gereken iki farklı insan manzarası vardır. Bir tarafta bahçenin en kuytu duvar dibine çekilmiş, başını elindeki telefondan hiç kaldırmayan o sessiz genç; diğer tarafta ise öfkesini kontrol edemeyen, arkadaşlarıyla sürekli çatışan ve bağırtısıyla o gürültüyü tırmandıran bir başkası... Bağımlılık riski her zaman sessizlikte saklanmaz; bazen de bastırılamayan bir öfkenin, şiddet eğiliminin ya da "buradayım" deme çığlığının arkasına gizlenir. Bu görüntüler tek başına doğrudan bir bağımlılık göstergesi değildir. Ancak gerek içe kapanma gerekse dışa vurulan bu sert tepkiler, yalnızca “ergenlik” denilerek geçiştirilmeyecek kadar önemli işaretlerdir.

Bugün okullarda karşılaşılan bağımlılık risklerinin de geçmişe göre daha çeşitli olduğu görülmektedir. Tütün, alkol ve madde kullanımının yanında dijital oyunlar, sosyal medya ve çevrim içi kumar gibi davranışsal bağımlılık riskleri de çocukların gündelik yaşamının bir parçası hâline geliyor. Bu nedenle okul temelli bağımlılıkla mücadeleyi yalnızca “kullanan öğrenciyi bulmak” üzerinden düşünmek yeterli değil. Asıl mesele, risk ortaya çıkmadan önce koruyucu olmak ve risk ortaya çıktığında öğrenciyi damgalamadan destekleyebilmek. Saha araştırmaları da bu dönüşümü açıkça doğruluyor. TÜİK’in bu alandaki en son resmî verilerine göre Türkiye’de 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 91,3’ü internet kullanıyor. Çocukların yüzde 74’ü dijital oyun oynadığını belirtirken, düzenli dijital oyun oynayan çocukların yüzde 40,1’i planladığından daha uzun süre oyun oynadığını ifade ediyor. Yüzde 35,6’sı oyun oynamanın sorumluluklarını aksattığını, yüzde 23,4’ü ise oyun oynamadığında kendisini huzursuz veya mutsuz hissettiğini söylüyor. Bu rakamlar önemli olmakla birlikte tek başına bağımlılık anlamına gelmiyor. Uzun süre telefon kullanmak ya da oyun oynamak ile problemli kullanım arasında önemli bir fark var. Burada bakılması gereken, çocuğun davranışını kontrol edip edemediği ve bu davranışın yaşamının diğer alanlarını etkileyip etkilemediği. Derslerin aksaması, uyku düzeninin bozulması, aile ve arkadaş ilişkilerinin zayıflaması, sorumlulukların ihmal edilmesi ve kullanım engellendiğinde yoğun huzursuzluk yaşanması daha yakından değerlendirilmesi gereken işaretler. Benzer bir risk tütün, alkol ve madde kullanımında da karşımıza çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Bölgesi’nin 44 ülke ve bölgeden yaklaşık 280 bin gencin verilerini içeren bu alandaki en son araştırmasına göre, 15 yaşındaki gençlerin yüzde 57’si hayatında en az bir kez alkol denediğini, yaklaşık yüzde 37'si ise son bir ay içinde alkol kullandığını bildiriyor. Elektronik sigara kullanımı da özellikle gençler arasında dikkat çeken bir sorun olarak öne çıkıyor. Kumar açısından ise çevrim içi ortamların ve oyunlarla iç içe geçen şans temelli içeriklerin çocukların riskli davranışlarla daha erken yaşlarda karşılaşmasına zemin hazırlayabildiğini unutmamak gerekiyor.

Peki, bütün bunlar bize ne söylüyor? Öncelikle, yalnızca “Çocuklar neden kullanıyor?” sorusuna odaklanmak yeterli değil. “Çocuğu bu davranışa götüren koşullar neler?” sorusunu da sormamız gerekiyor. Akran baskısı, merak, kabul görme isteği, yalnızlık, stres, aile içindeki sorunlar, düşük benlik algısı ve boş zamanın sağlıklı biçimde yapılandırılamaması farklı bağımlılık türlerinde ortaklaşan risklerden bazıları.

Bu nedenle okulda yapılabilecek en önemli çalışmalardan biri, çocuklara yalnızca bağımlılığın zararlarını anlatmak değil, riskli durumlarla baş edebilme becerileri kazandırmak. Akran baskısı karşısında “hayır” diyebilmek, stresle başa çıkabilmek, duygularını ifade edebilmek, yardım istemekten çekinmemek, problem çözebilmek ve boş zamanını farklı etkinliklerle değerlendirebilmek çocuk için güçlü bir koruyucu alan oluşturuyor. Burada öğretmenlerin ve okul çalışanlarının rolü de oldukça önemli. Ancak bu rol öğrenciyi izlemek, sorgulamak veya tanı koymak değil. Öğrencideki değişimi fark etmek ve gerektiğinde doğru desteğe yönlendirmek. Bir öğretmenin “Neden ders çalışmıyorsun?” sorusu yerine “Son zamanlarda seni zorlayan bir şey mi var?” diye sorması, bazen çok daha önemli bir kapı açabilir. Aynı yaklaşım aileler için de geçerli. Telefonu tamamen yasaklamak, oyunu bir anda ortadan kaldırmak ya da madde kullanımından şüphelenildiğinde sert bir cezaya başvurmak, sorunun kaynağını her zaman çözmüyor. Çocuk, yargılanacağını düşündüğünde yaşadığı problemi saklamayı tercih edebiliyor. Bu nedenle sınır koymak kadar, çocuğun konuşabileceği güvenli bir ilişki kurmak da gerekiyor.

Bağımlılıkla mücadele tek bir kişinin ya da kurumun sorumluluğunda değil. Öğretmenin fark ettiği bir değişim, okulun rehberlik servisinin değerlendirmesiyle anlam kazanabilir; gerektiğinde aile ve ilgili uzmanlar sürece dâhil olabilir. Buradaki amaç öğrenciyi “problemli” olarak tanımlamak değil, ihtiyacı olan desteğe zamanında ulaşmasını sağlamak. Belki de okullarda bağımlılıkla mücadelede değiştirmemiz gereken en önemli bakış açısı bu. Bir öğrencinin telefonuna ne kadar baktığına, sigara kullanıp kullanmadığına ya da neden derslere ilgisini kaybettiğine bakarken, davranışın arkasındaki çocuğu da görebilmek. Çünkü hiçbir madde, hiçbir oyun ve hiçbir ekran bir çocuğun hayatının merkezine durup dururken yerleşmiyor. Bazen arkasında yalnızlık, bazen kabul edilme ihtiyacı, bazen yoğun bir stres, bazen de sadece anlaşılma isteği bulunuyor.

Ve bazen bağımlılıkla mücadelenin ilk adımı, bir çocuğun davranışındaki değişikliği fark edip, onu yargılamadan dinleyerek kalabalığın içinde yalnız kalan bir çocuğa bakıp sadece şunu söylemektir: “Seni fark ettim. İyi misin?”