Makaleler
ogrenci-etiketiyle.jpg

Okulda Bağımlılık: Öğrenciyi Etiketiyle Değil, İhtiyacıyla Görmek

Ya öğretmenleri farklı davranırsa? Ya arkadaşları duyarsa? Ya bundan sonra herkes onu yalnızca bağımlı olarak görürse? Tüm bu soruların gölgesinde bağımlılık gizlenen bir sorun hâline gelebilir. Bu noktada okulun, öğrencinin kendisini ait, güvende ve anlaşılmış hissedebileceği bir alan olması önemlidir.

Bağımlılık söz konusu olduğunda okul, yalnızca öğrencinin riskli davranışlarının gözlemlendiği ve fark edildiği bir yer değildir. Okul, aynı zamanda öğrencinin kendisini ait, güvende ve anlaşılmış hissedebileceği önemli bir alanı oluşturur. Bu nedenle bağımlılık riski taşıyan ya da bağımlılık yaşayan bir öğrencinin okul yaşamını yalnızca devamsızlık, akademik başarısızlık ya da disiplin sorunları üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Bağımlılık söz konusu olduğunda öğrencinin çevresinden göreceği tepki, gizliliği besleyerek yardım arama sürecini doğrudan etkileyebilir.

Okulda bağımlılıkla karşılaşıldığında çoğu zaman ilk akla gelen soru “Ne yapmalıyız?” olur. Oysa bundan önce sorulması gereken önemli bir soru vardır: “Bu öğrenciye nasıl yaklaşmalıyız?”

Damgalama, bir kişinin, ailesinin ya da bir grubun belirli bir özelliği nedeniyle etiketlenmesi, sosyal olarak reddedilmesi ve dışlanmasıdır. Ancak damgalama yalnızca söylenen bir sözden ya da yapılan bir davranıştan ibaret değildir. Damgalama çoğu zaman gerçeklerden çok varsayımlar üzerinden ilerler; ön yargıyı, soyutlanmayı, reddetmeyi ve ayrımcılığı beraberinde getirir. Oysa bir öğrencinin bir madde, alkol, tütün ya da davranışsal bir bağımlılık üzerine sorun yaşaması, onun toplumdaki kimliğini tamamıyla açıklamaz. Bağımlılık, kişinin bütününü tanımlayan bir kimlik değildir. Belirli bir alanda desteğe ve yardıma ihtiyaç duyduğunu gösteren, düzelebilen bir sağlık sorunudur.

Bağımlılık söz konusu olduğunda kişi, yaşadığı sağlık sorunundan çok “nasıl biri olduğu” üzerinden değerlendirilebilir. “İradesiz”, “problemli”, “güvenilmez” veya “tehlikeli” gibi ifadeler, kişinin yaşadığı sorunu açıklamak yerine onu sorunuyla özdeşleştirir. Bir süre sonra bu bakış kişinin kendisine de yansıyabilir. “Ben zaten böyleyim”, “Benden bir şey olmaz” veya “Kimse bana güvenmez” gibi düşünceler, dışarıdan gelen damgalamanın içselleştirilmesine ve katmanlaşarak yaşamın her alanının etkilenmesine neden olur.

DİL, SANDIĞIMIZDAN DAHA GÜÇLÜDÜR

Damgalamayla mücadelede ilk adımlardan biri kullandığımız dile dikkat etmektir. “Bağımlı öğrenci”, “uyuşturucu kullanan çocuk”, “problemli genç” gibi ifadeler kişiyi yaşadığı sorunla özdeşleştirir. Bunun yerine “bağımlılık yaşayan öğrenci” ya da “madde kullanım bozukluğu yaşayan kişi” demek, kişiyi hastalığından ayıran ve insanı merkeze alan bir yaklaşım sunar.

Kullandığımız kelimeler, bir kişiyi nasıl gördüğümüzü belirler. Bağımlılığı ahlaki bir başarısızlık, karakter zayıflığı ya da yalnızca irade eksikliği olarak görmek, öğrencinin ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşmasını zorlaştırabilir.

Bağımlılık hastalığı ile karşı karşıya kalan öğrenciler için okul ortamında genellemeler yapmak, yaşadığı sorunu kişiliğinin tamamına yaymak ya da bağımlılıkla ilgili ifadeleri küçümseyici bir benzetme olarak kullanmak da damgalayıcı dili besler ve tedaviyi geciktirebilir. Buradaki en temel esas kişinin yaşadığı sorun nedeniyle daha fazla etikete maruz kalması değil; tedavi süreçlerine en hızlı ulaşabileceği bir alanda yer almasıdır.

YARDIM İSTEMENİN ÖNÜNDEKİ GÖRÜNMEYEN ENGEL
Bir öğrencinin yaşadığı güçlüğü fark etmesi, yardım almaya hazır olduğu anlamına gelmeyebilir. Özellikle ergenlik döneminde “Başkaları benim hakkımda ne düşünecek?” sorusu, yardım arama kararının önemli bir parçası hâline gelebilir. Bu nedenle bağımlılık yaşayan bir öğrencinin sessizliğini yalnızca “sorununu kabul etmiyor” şeklinde yorumlamak kolay ama eksik bir açıklamadır. Belki de öğrenci yaşadığı sorunun farkındadır; ancak bunu dile getirmenin getireceği sonuçlardan çekiniyordur. “Beni artık eskisi gibi görmezler”, “Arkadaşlarım benimle konuşmaz”, “Öğretmenlerim bana güvenmez” ya da “Ailem öğrenirse ne olur?” gibi düşünceler, yardım isteme davranışının önüne geçebilir.

Peki, bağımlılık sorununu fark ettiğimiz öğrenciye nasıl yaklaşacağız? Bağımlılık yaşayan öğrenciyi yalnızca riskleri üzerinden görmek, onun güçlü yönlerini, ilişkilerini, beklentilerini ve değişme kapasitesini görünmez hâle getirebilir. Oysa öğrencinin yaşamında bağımlılığın kapladığı alan kadar, bağımlılığın dışında kalan alanları da görmek gerekir. Çünkü iyileşme yalnızca bir davranışın sona ermesi, alkol ya da maddenin kullanımının bırakılması değildir; kişinin yeniden ilişkiler kurabilmesi, sosyal beceriler edinebilmesi ve yaşamını yeniden düzenlemesiyle ilgilidir. Tam da bu nedenle okul, öğrencinin yalnızca davranışının gözlemlendiği bir yer olmamalıdır. Yardım istemenin utanç verici bir durum olmadığı, gerektiğinde destek görebileceği bir yer olmalıdır.

BU DÖNGÜYÜ NASIL KIRABİLİRİZ?

Öğrencinin yardım arayabileceği güvenli bir ortam oluşturmak oldukça önemlidir. Öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, rehberlik çalışanlarının ve öğrencilerin bağımlılık konusunda doğru bilgiye sahip olması, bağımlılığı bir irade meselesi olarak değil, tedavi gerektirebilen kronik bir beyin hastalığı olarak tanımlamaları katkı sağlayabilir.

İkinci adım ise dile dikkat etmektir. “Bağımlı öğrenci” demek yerine “bağımlılık yaşayan öğrenci” demek önemli bir değişikliktir. Bir öğrenciyi hastalığıyla tanımlamak yerine, yaşadığı güçlüğün yanında sahip olduğu özellikleri, ilişkileri ve güçlü yönleriyle birlikte görmek gerekir.

Üçüncü adımda okul, öğrencinin yardım istediğinde karşılaşacağı tepki konusunda güven vermelidir. Öğrencinin kendisini ifade edebileceği, yargılanmadan dinlenebileceği ve ihtiyaç duyduğunda uygun destek mekanizmalarına yönlendirilebileceği bir ortam oluşturulmalıdır. Burada gizlilik, güven ve profesyonel sınırlar konusunda açık ve doğru bilgilendirme önem taşır.

Son olarak öğrencilerin de bu sürecin parçası olduğunu unutmamalıyız. Bağımlılık konusunda yapılacak çalışmalar yalnızca zararları anlatmakla sınırlı kalmamalı; empati, farklılıklara saygı, yardım isteme, akran desteği ve dışlamama da ele alınmalıdır. Amaç, bağımlılık yaşayan öğrenciyi görünür hâle getirip işaretlemek değil, yaşadığı sorun nedeniyle dışlanmayacağı bir okul ortamı oluşturmak olmalıdır.

Damgalamayla mücadelede temasın da önemli bir yeri vardır. Bağımlılığı yalnızca uzak, korkutucu ve “başkalarının başına gelen” bir durum olarak anlatmak yerine, bağımlılık yaşayan ve iyileşme sürecinde olan insanların deneyimlerini görünür kılmak, ön yargıların sorgulanmasına yardımcı olabilir.

Belki de okullarda bağımlılıkla mücadeleye ilişkin en önemli değişim, “Bu öğrencide ne sorun var?” sorusundan “Bu öğrencinin neye ihtiyacı var?” sorusuna geçebilmektir. Çünkü bir öğrencinin yardım istemesi, onun etiketlenmesi için değil, desteklenmesi için bir fırsattır.