Makaleler
ormasizlasma-ve-bagimliliklar.jpg

Akciğerlerimiz Katlediliyor: Ormansızlaşma ve Bağımlılıklar

Tütün, alkol ve diğer bağımlılık yapıcı maddelerin üretimi, ormansızlaşma üzerinde doğrudan veya dolaylı etkiler yapabiliyor. Bağımlılıkların ormanlar üzerindeki zarar verici etkileri biyolojik çeşitliliğin azalmasına, ekosistemlerin zarar görmesine ve ormanların karbon tutma kapasitesinin düşmesine neden oluyor.

Ormanlar, yan yana duran ağaç topluluklarından çok daha fazlasını ifade ediyor. Dünya karalarının yüzde 32’sini kaplayan bu devasa ekosistemler, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) verilerine göre 714 gigaton karbon depolayarak gezegenin başlıca iklim kalkanını oluşturuyor. Ağaçlar fotosentez yoluyla karbondioksiti hapsedip oksijen salarak atmosferdeki hassas gaz dengesini koruyor. Kökleriyle toprağı tutuyor, su döngüsünü düzenliyor, sayısız canlı türüne yuva sağlıyor. Bir orman tahrip edildiğinde, dünyayı ayakta tutan bu mekanizmaların tamamı zincirleme biçimde zarar görüyor. Ormansızlaşma son yıllarda yavaşlamış olsa da hâlâ yılda ortalama 10,9 milyon hektarlık bir alanı etkiliyor; tütün tarımı ile madde üretimi de bu kaybın bir parçasını oluşturuyor.

TÜTÜNÜN GÖRÜNMEYEN BEDELİ
Dünya Sağlık Örgütüne göre tütün üretimi her yıl yaklaşık 600 milyon ağaca mal oluyor. Bu, günde yaklaşık 1,6 milyon ağaç demek. DSÖ raporu ayrıca tütünün her yıl 200 bin hektar araziye mal olduğunu ve küresel ormansızlaşmanın yaklaşık yüzde 5'ine karşılık geldiğini aktarıyor. Tütün yasal bir ürün olduğu için çoğu zaman bu zincir sorgulanmıyor. Dünya Sağlık Örgütünden Dr. Ruediger Krech’in ifadesiyle tütün, yalnızca insanları değil gezegeni de zehirliyor. Bu zehirlenmenin ve büyük kaybın nasıl gerçekleştiğine baktığımızda ise iki ayrı mekanizma görüyoruz.

İlk mekanizma, tarla açmak. Tütün tarımı, aşırı kimyasal girdi ihtiyacı ve toprağı hızla tüketmesi nedeniyle ormanların adım adım yok olmasına yol açan yıkıcı bir döngü yaratıyor. Gelişmekte olan ülkelerdeki küçük çiftçiler, tütünün ihtiyaç duyduğu pahalı gübre ve pestisitleri karşılayamadığı için ekim yaptıkları tarlalar kısa sürede verimsizleşerek kullanılamaz hâle geliyor. Çiftçiler, üretimi sürdürebilmek için çareyi her mevsim yeni ve verimli ormanlık alanları kesip tarla açmakta buluyor. Bu durumun en somut örneği, tütün üreticilerinin yüzde 69'unun her sezon yeni orman arazisi açtığı ve tütüne bağlı ormansızlaşmanın dünyada en yüksek olduğu Tanzanya'da görülüyor. Sonuç olarak ormanlar tek bir seferde değil, her sezon parça parça küçülüyor; bu kontrolsüz döngü ise ciddi toprak erozyonuna, çevre kirliliğine ve geri dönülemez ekolojik hasarlara neden oluyor.

İkinci mekanizma, hasat edilen yaprağı kurutmak için yakılan odun. DSÖ’nün tahminine göre yalnızca kurutma için her yıl 8,05 milyon ton odun kullanılıyor. Tütün ormana böylece iki kez dokunuyor: önce yer açmak, sonra kurutmak. Raftaki paketin üzerinde bu iki izden hiçbiri görünmüyor, sağlık uyarısının yanında ormana dair tek satır yok.

Tütün tarlasından koka tarlasına geçtiğimizde hukuki çerçeve değişiyor ama sonuç değişmiyor. Biri raflarda, sağlık uyarısıyla satılan yasal bir ürün; diğeri yasak ve gizli bir ekonomi. İkisinin de ilk ödemesi ise aynı yerden, ormanlardan yapılıyor.

MADDE ÜRETİMİNİN KATLETTİĞİ TOPRAKLAR
Bugün madde ticareti, sadece toplumları yok eden bir suç değil, aynı zamanda küresel ormansızlaşmanın en gizli sebeplerinden biri. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) raporlarına göre Kolombiya’da 253.000 hektara ulaşan koka ekiminin yarıya yakını, dokunulmaması gereken millî parklarda ve koruma altındaki yerli topraklarında yapılıyor. Koka bitkisinin izini Orta Amerika’ya doğru sürdüğümüzde ise manzara daha da vahimleşiyor: Bölgedeki kokain ticareti ve kaçakçılık ağları; Honduras, Guatemala ve Nikaragua’daki yıllık orman kaybının yüzde 15 ila 30’una doğrudan neden oluyor. BM'nin güncel verileri, uyuşturucu ekonomisinin Amazonlar'daki yasa dışı tomrukçuluk faaliyetlerini de besleyerek dünyanın en büyük yağmur ormanlarındaki tahribatı geometrik olarak hızlandırdığını gösteriyor. Kısacası, yerelde ekilen her koka tohumu, küresel ölçekte gezegenin geleceğinden çalınan bir parçaya dönüşüyor.

PEKİ NE YAPILABİLİR?
Bu tablo umutsuzluk için değil, yön bulmak için önemli. İyi haber, sorunun iki ucundan da tutulabilmesi. Her iki üretimin ardında da bir talep var ve talep, bağımlılıkla mücadelenin doğrudan çalışma alanı. Gençlerin bağımlılıkla hiç tanışmamasını sağlayan önleme çalışmaları ile bırakmak isteyenlere sunulan destek ve bağımlılık maddelerine bakışı değiştiren farkındalık çabaları, ormanların üzerindeki baskıyı da azaltma potansiyeli taşıyor. Talep azaldıkça, tarla açmanın ve odun yakmanın gerekçesi de zayıflıyor. Bu yüzden bir gencin ilk sigarayı hiç denememesi, bir yetişkinin bırakma kararı almasıyla aynı ölçüde, ormanların kaderine dokunan bir adım. Bunu görünür kılmak, bağımlılıkla mücadeleye yeni bir gerekçe kazandırıyor.

Üretici tarafına bakıldığında ise ormanları yok etmeden yeni geçim kaynakları inşa etmek hayati bir zorunluluk olarak öne çıkıyor. Çiftçilerin tarlalarını yeni ormanlık alanlara taşıması, çoğu zaman başka bir seçeneklerinin bulunmamasından kaynaklanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün çiftçilerine alternatif ve sürdürülebilir ürünlere geçiş desteği verilmesini güçlü bir şekilde öneriyor. Çünkü ormanları koruyacak olan şey yalnızca yasaklar değil; yeni geçim yolu bulabilen, ekonomik açıdan desteklenmiş insan toplulukları olacaktır.

Yani bağımlılıkla mücadele, yalnızca bir halk sağlığı konusu değil; aynı zamanda ormanları koruma meselesi. Akciğerlerimizi korumak, gezegenin akciğerini korumakla aynı yerden başlıyor. Tütünün hikâyesi ormanda başlıyorsa, o hikâyenin sonunu getirmek de bizim elimizde.