Makaleler
ekranlar-odaklanmamizi-nasil-etkiliyor.jpg

Ekranlar Odaklanmamızı Nasıl Etkiliyor?

Hepimizin başına gelmiştir; kitap okurken telefona gelen tek bir bildirim sesi bir anda bütün dikkatimizi alıp götürür. Gözler satırlarda dolanmaya devam etse de zihin çoktan başka yerlere gitmiştir: Az önce gelen bildirim neydi acaba? Kimden geldi? Ya acil bir şeyse? Eskiden zihinsel kopuş bu kadar kolay olmazken şimdilerde bir titreşim ya da ekranın yanıp sönmesi bile dikkati olduğu yerden koparmaya yetiyor. Bu yüzden ekranların dikkati nasıl parçaladığı üzerine düşünmek bir gereklilik hâline geliyor.

DOMİNO TAŞI ETKİSİ

Bugün yapılan klinik gözlemler de doğruluyor ki özellikle genç yetişkinler ekran kullanımlarından çok, ekran kullanımlarının izdüşümlerinden yana şikayetçi. Bir kitabı bitirememe, filme odaklanamama, bir sohbeti sonuna kadar dinleyememe ya da ekrana bakılmadığı zamanlarda bir şeyler kaçırıyormuş gibi hissetme hâli bunlardan yalnızca birkaçı. Ekran kullanımı arttıkça bir domino taşı etkisi oluşur; ekranda çok fazla zaman harcayarak başlayan süreç, zihnin derinlemesine düşünmeye ihtiyaç duyduğu o sessiz aralığı bulamamasıyla son bulur. Sonraysa o tanıdık döngü başlar: Ekranda vakit geçirilir, yapılması gerekenler yapılmaya çalışılır, yapılamıyorsa ertelenir ve sonra bu döngü tekrar eder.

DİKKAT, SINIRLI VE “EĞİTİLEBİLİR” BİR KAPASİTEDİR

Peki nedir bu dikkat? Dikkat, sınırlı ve “eğitilebilir” bir kapasitedir. Dikkat, zihnin çevredeki uyaranlar arasından birine yönelip onu ön plana çıkarırken diğerlerini bir süreliğine geri plana atma sürecidir. Bu seçici yönelim, bilginin işlenebilmesi ve belirli bir işlevin sürdürülebilmesi açısından kritiktir. Nasıl kullanılırsa o yönde şekillenir. Ekranlar ise tasarımları gereği bu kapasiteyi sürekli bölmek üzerine kuruludur: Gelen bildirimler, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma hepsi zihni bir uyarandan başkasına sıçratacak şekilde ayarlanmıştır. Yıllardır ekran ve dikkat ilişkisini araştıran Amerikalı psikolog Gloria Mark’ın çalışmalarının bulguları bu açıdan hayli ilgi çekici. 2004'te insanlar bir ekranda ortalama iki buçuk dakika kalabiliyorken, bu süre bugün 47 saniyeye kadar düşmüş. Üstelik yapılan çalışmalara göre dikkat bir kez bölündüğünde, asıl işe geri dönmek ortalama 25 dakika. Sözün özü yoğun ekran kullanımının ardından birey odaklanma konusunda ciddi manada zorluk yaşar. Bunun sonucundaysa nörobilimin “task-switching maliyeti” dediği bir yorgunluk ortaya çıkar: Zihin bir işten diğerine her geçtiğinde, geride bıraktığı bilişsel kaynağın bir kısmını da kaybeder. Gün boyu onlarca kez tekrarlanan bu geçiş, gün sonunda “Bugün hiçbir şeye gerçekten odaklanamadım” hissiyle sonuçlanır.

Bir uygulamadan diğerine, bir bildirimden ötekine sürüklenip durulur. Bu, günlük hayatta pek fark edilmeyen ama düşünme biçimimizi sessizce dönüştüren bir eğilimdir. Belki de sorulması gereken soru şudur: Kısalan odaklanma sürelerinin bilişsel süreçlerimizde bıraktığı iz kalıcı mıdır?

Düşünüldüğünde, durum devam ettikçe ekranın günlük hayata izdüşümleri daha da görünür hâle gelir. Eskiden oldukça sıradan sayılan eylemler (mesela bir filmi tek seferde izlemek, araba kullanırken trafikte kalındığında ekransız bir şekilde beklemek, bir arkadaş sohbetini araya girmeden dinlemek ya da hiçbir şey yapmamaya dayanabilmek) şimdi çaba gerektiren, hatta çoğu zaman zorlayan anlara dönüşür. Sıkılma kapasitesi de bu süreçte aşınır; sıkılmaya izin verilmez, ekranlar odağımızda olduğu sürece önümüzü görmeyi engelleyen bir sis bulutuna dönüşür.

Dikkat kaybolduğunda kaybedilen şey o anın kendisiyle kurulan bağdır. Bu farkındalık ürkütücü değil rahatlatıcıdır; çünkü dikkat sabit değil, eğitilebilir bir kapasitedir. Kaybedilen bir şey, belirli bir bilinçle yeniden kazanılabilir.

ÇÖZÜM NEDİR?

Peki ne yapmalı? Çözüm ekranları hayatımızdan tamamen çıkarmak mıdır? Aslına bakılırsa bundan sonraki hayatı sıfır ekranla geçirme fikri ne gerçekçi ne de gereklidir. Asıl mesele, zihne ne zaman ne kadar ve hangi niyetle izin verildiğini yeniden fark etmektir. Bir bildirimi hemen açmak yerine birkaç saniye bekleyebilmek, bir filmi telefonsuz izleyebilmek, toplu taşımada giderken sıkılmaya izin verebilmek... Bunların her biri, dikkat kasını yeniden güçlendiren küçük egzersizlerdir. Dolaysıyla mesele büyük bir dijital detoks uygulamak değildir. Günün içine serpiştirilmiş bu ufak ama fark yaratan anlar dikkati geri kazanmak için yeterli olabilir.

Neticede, kitaba dönüp kalındığı yerden okumaya devam edildiğinde anlaşılır ki dikkat her an bir seçimdir. İlk başlarda bu durum sanki elden bir şey alınmış gibi garip bir huzursuzluk hâli yaratsa da ilerleyen günlerde dikkat kapasitesinin eğitilebilir olduğunu anlamak çok kıymetlidir. Unutulmamalıdır ki kendine bu anlamda sınır koyma çabası tek seferde olmayabilir. Bu sürekli yeniden kurulması gereken bir denge işidir. Dikkat, tıpkı motivasyon gibidir. Kazanılıp sonsuza kadar elde tutulmaz. Bilakis her gün har an yeniden inşa edilir.