Makaleler
dijital-dunyada-duygusal-derinlik.jpg

Dijital Dünyada Duygusal Derinlik: Kısa Videoların Duygu Dünyamıza Etkisi

Kısa videolar günümüzde en çok kullanılan içerik formatlarından biri hâline geldi. Yeşilay'ın Sosyal Medya Araştırma Raporu da bu durumu doğruluyor. Ancak bu hızlı akış kişiyi ne hissettiğini ne düşündüğünü anlamlandıramayan otomatik ve tepkisel bir karaktere büründürebiliyor.

Yeşilay'ın Sosyal Medya Araştırma Raporu’na göre kısa videolara ev sahipliği yapan platformlar en çok kullanılanlar platformlar arasında yer alıyor. Rapor ayrıca ekranla kurulan sorunlu ilişkinin boyutlarını somut verilerle gösteriyor. Katılımcıların %70’e yakınının günde üç saatten fazla ekran karşısında zaman geçirmesi dijital kuşatmanın boyutunu gözler önüne seriyor. Katılımcıların %70’inden fazlasının kendini iyi hissetmek, kişisel sorunlarından kaçmak veya boş zamanı değerlendirmek ve sıkıntıyı gidermek için sosyal medyaya yöneldiğini belirtmesi ise ekranın artık bir “duygu düzenleme aracı” ve sığınak olarak kullanıldığını kanıtlar nitelikte. Oysa yine raporda gösterildiği üzere öz yönetim, duygularla ve stresle başa çıkma gibi temel yaşam becerileri geliştikçe sosyal medya bağımlılığı anlamlı derecede azalıyor. Burada problemli teknoloji kullanımının sadece ekran süresinden ibaret olmadığını görüyoruz. Bu yüzden meseleyi insani ve duygusal derinlikteki sorunlarla düşünmek kaçınılmaz bir hâle geliyor.

Ünlü düşünür Byung-Chul Han kesintisiz bilgi akışının ve durmaksızın maruz kalınan uyaran bombardımanının insan zihnini sürekli bir yüzeyselliğe mahkûm ettiğini ifade ediyor. Bu mahkumiyetse derin düşünceyi imkânsız hâle getiriyor. Zihin bir bilgi çöplüğüne dönüşüyor ve anlama, üretme, yaratma becerisi köreliyor. Yine Chul Han’a göre hayatın bütünlüğünü yitirmesi ve birbirini takip etmeyen kopuk anlar yığınına dönüşmesi dijital çağın en büyük krizlerinden biri. Anlık hazlar ile fragmanlar hâlindeki içerikler arasında sıkışmış bireyin odaklanma yetisi zayıfladıkça anlam üretme kapasitesi de akamete uğruyor. Bu durum edinilen bilgilerin anlamlandırılmadan tepkiye dönüşmesine yani otomatikleşmesine sebebiyet veriyor. Sonuç olarak zihni besleyecek derin bir tefekkürün yerini anlık tepkiler, ani duygusal dalgalanmalar ve kesintili algı süreçleri alıyor.

Sosyal medya platformları bugün algoritmalarını kullanıcıyı ekranda daha uzun süre tutacak şekilde kurguluyor. Bu süreçte ruh sağlığı, empati becerisi ya da zihinsel berraklık gibi insan esenliğini esas alan değerlerin gözetilmediği aşikâr. Platformlar, insanların şiddet içeren, dehşet uyandıran ya da ahlaki açıdan provokatif olan içeriklere karşı zaaflarını çok iyi kullanıyor. Öneri mekanizmaları, kullanıcıyı zamanla daha yoğun, daha dozajı yüksek problemli içeriklere yönlendirecek şekilde çalışıyor.

Şiddet, pornografi ve ölçüsüz mizah gibi unsurlarla donatılmış bu içerik akışı karşısında insanın herhangi bir duyguda kalma ve o duyguda derinleşme yetisi köreliyor. Kısa video formatlarında bu durum iyice ortaya çıkıyor: Saniyeler önce bir savaş alanından dehşet verici bir sahne izlenirken, hemen ardından toplumsal-ahlaki değerleri alaya alan bir stand-up kesitiyle karşılaşılabiliyor. Parçalanmış bir bedenin ve insanlık dramının yarattığı şok ile kara mizaha atılan kahkaha arasında yalnızca birkaç saniye var ve bu birkaç saniye duyguyu derinleştirmek için yeterli değil. Bunun sonucunda kişi ne hissettiğini ne düşündüğünü anlamlandıramayan otomatik, tepkisel bir karaktere bürünebiliyor.

Bu duyarsızlaşma sürecinde felaket içeriklerini aralıksız kaydırma davranışı (doomscrolling) kritik bir yerde duruyor. Kötü, dehşet verici ve olumsuz haberlerin algoritmalar vasıtasıyla sürekli kullanıcının önüne düşmesi, aslında üzerine düşünülmesi, yas tutulması ya da tefekkür edilmesi gereken savaş ve felaket gibi devasa hadiseleri sıradan birer görsel malzemeye dönüştürüyor, altında yatan insani mekanizmaların üzerini örtüyor. İnsanı insan yapan hayret, merhamet ve korku gibi köklü duygular buharlaşıyor. Kişi altını dolduramadığı bu duygu selinde boşluğa düşüyor. Oluşan bu boşluğu ise her şeye karşı gelişen büyük bir kayıtsızlık dolduruyor. Böylece kişi, dünyada yaşanan trajedilerin pasif bir izleyicisi hâline geliyor.

Mesele sadece kişinin kendi iç dünyasıyla da sınırlı kalmıyor; dijitalleşen algı, bireyin başkalarıyla kurduğu ilişkinin zeminini de derinden sarsıyor. Kişi kendi dışındaki insanlarla sağlıklı ve anlamlı bağlar kurmak yerine, tamamen anlık ve savunmacı bir tepkisellik ilişkisi geliştiriyor. Önceden bahsettiğimiz otomatik, tepkisel karakter, kendini anlama kapasitesini yitirdiği gibi karşıdakini de anlamaktan aciz hâle geliyor. Bu zihinsel daralma, toplumu hızla “bizden olanlar” ve “ötekiler” şeklinde katı bir kutuplaşmaya itebiliyor. Ötekileştirilen insanların motivasyonları çok daha sert ve acımasız biçimde yorumlanıyor.

Bunun sonucunda birey bir yandan tamamen empatiden yoksun bir figüre dönüşebiliyor; diğer yandan ise sınırlarını koruyamadığı, dengesiz ve hastalıklı empati biçimleri geliştirebiliyor. Zira her empati biçimi sağlıklı değil; örneğin bir şiddet failiyle veya bir savaş suçlusuyla kurulan zamansız ve ölçüsüz bir özdeşleşme de ciddi bir duygusal ve zihinsel bozulmaya işaret ediyor. Bu sağlıksız empati biçimi zarar verici düşünceleri meşrulaştırıyor. Dahası, özellikle sosyal medyada zarar verici grupların türemesine ön ayak olabiliyor. Örneğin incel gruplar gibi…

İnsanın duygu dünyasının olgunlaşması ve zenginleşmesi için farklı duyguları zamana ve mekâna içkin bir şekilde tecrübe etmesi şart. Ancak günümüzde bu tecrübenin faili artık bireylerin kendisi değil, platformlar ve algoritmaların soğuk mantığı. Duygu ve düşüncelerinde derinleşebilen, tefekkür eden, durup düşünebilen ve sağlıklı ilişkiler kurabilen insanlar bağımlılık endüstrisi için açık bir tehdit oluşturuyor. Çünkü bu kişileri kolayca manipüle etmek ya da ekrana hapsetmek mümkün değil. Buna karşın ekrana bağımlılığı gelişmiş, duygusal derinliğini kaybetmiş, insani bağları zayıflamış ve düşünme kabiliyeti köreltilmiş insanlar, yalnızca dijital alanda değil, hayatın diğer tüm alanlarındaki bağımlılıklara ve zararlı davranış örüntülerine de açık hâle geliyor.

Bu sebeple özellikle erken yaşta bilinçli teknoloji kullanım alışkanlığı edinmek, duyguları fark edip sağlıklı yansıtma yolları öğrenmek ve problem çözme becerilerini geliştirmek oldukça kıymetli. Özellikle kişiliğin temellerinin atıldığı ve gelişimin hızlı ilerlediği ergenlik döneminde bu alana müdahale önem arz ediyor. Bu sebeple YEDAM müdahale programları 12 yaş ve üzeri bireyleri kapsıyor. Teknoloji bağımlılığına müdahale kapsamında çocuğa ve aileye sağlıklı iletişim, bilinçli teknoloji kullanımı, farkındalık, kriz yönetimi, çatışma ve problem çözme, sorumluluk verme ve zaman yönetimi gibi çeşitli beceriler kazandırılması amaçlanıyor. Bu sayede problemli kısa video izleme davranışı dâhil olmak üzere çoğu zarar verici davranış örüntüsünün, bağımlılıkların ve sebep olabileceği gelişimsel sorunların önüne geçilebileceği öngörülüyor.