Makaleler
bir-cevre-sorunu-olarak-bagimliliklar.jpg

Bir Çevre Sorunu Olarak Bağımlılıklar

Bağımlılık endüstrisinin yol açtığı tahribat; hava, su ve toprak üzerinden bütün canlıları etkiliyor. Bozulan ekosistemler, artan kirlilik ve değişen iklim, insan sağlığı üzerinde de olumsuz sonuçlar doğuruyor. Bu nedenle bağımlılıklarla mücadele, daha yaşanabilir bir dünya için atılan adımların önemli bir parçasını oluşturuyor.

Tükenen su kaynakları, yok olan ormanlar, kirlenen topraklar… Bağımlılık endüstrisinin doğada bıraktığı izler, üretim alanlarından dünyanın dört bir yanına uzanıyor. Bağımlılık yapıcı maddeler, üretiminden dağıtımına, tüketiminden geride bıraktığı atıklara kadar her aşamada gezegenin kaynaklarını tüketiyor; iklim değişikliğini, biyolojik çeşitlilik kaybını ve çevre kirliliğini besliyor. Bu nedenle bağımlılıklarla mücadele, insan sağlığını korurken gezegenin geleceğine de sahip çıkmak anlamına geliyor.

TÜTÜNÜN DOĞADA BIRAKTIĞI İZLER

Bir sigaranın doğaya verdiği zarar, dumanı havaya karışmadan çok önce başlıyor. Tütün yetiştirmek için kullanılan tarım arazileri, tüketilen su ve kesilen ağaçlar, bu zararın ilk halkalarını oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütünün üretiminden tüketimine uzanan süreçte her yıl yaklaşık 80 milyon ton karbondioksit eş değeri emisyon ortaya çıkıyor. Bu miktar, yaklaşık 17 milyon benzinli aracın bir yılda ürettiği emisyona karşılık geliyor.

Dünya genelinde yaklaşık 3,2 milyon hektar tarım arazisi tütün üretimine ayrılıyor ve her yıl yaklaşık 22 milyar ton su bu süreçte tüketiliyor. Üretimde yoğun biçimde kullanılan tarım ilaçları ve gübreler de doğanın yükünü artırıyor. Tütün ekimine yer açmak ve yaprakları kurutmak için yapılan ağaç kesimlerinin küresel ormansızlaşmadaki payının yaklaşık yüzde 5 olduğu belirtiliyor.

Sigara söndüğünde ise geride toprağı ve suyu kirleten atıklar kalıyor. Her yıl tüketilen sigaraların yaklaşık üçte ikisinin çevreye atıldığı tahmin ediliyor. Bu da 340 ila 680 milyon kilogram tütün ürünü atığının doğaya karışması anlamına geliyor. İzmaritlerde bulunan nikotin, arsenik ve diğer toksik maddeler toprağa ve su kaynaklarına sızarak canlıların yaşamını tehdit ediyor.

UYUŞTURUCU ÜRETİMİNİN EKOSİSTEMLERE BEDELİ

Uyuşturucu maddeler çoğunlukla güvenlik ve sağlık sorunlarıyla gündeme geliyor. Oysa üretildikleri bölgelerde doğada da ağır tahribata yol açıyor. Bitki kökenli uyuşturucuların yetiştirilmesi için ormanların tarım alanlarına dönüştürülmesi, canlıların yaşam alanlarını daraltıyor ve biyolojik çeşitliliği azaltıyor.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisinin değerlendirmeleri, Batı Amazon bölgesindeki yasa dışı koka üretimi ile ormansızlaşma arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Kolombiya’da yasa dışı koka üretiminin, ülkedeki toplam ormansızlaşmanın yüzde 43 ila 58’iyle dolaylı olarak bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.

Uyuşturucu üretiminin bir başka boyutunu da enerji tüketimi ve karbon salımı oluşturuyor. Özellikle kapalı alanlarda kenevir yetiştirmek için kullanılan yoğun enerji, açık alandaki yetiştiriciliğe kıyasla onlarca kat fazla karbon emisyonuna yol açabiliyor. Araştırmalara göre kapalı alanda üretilen her bir kilogram kenevir, yaklaşık 3.200 ila 5.400 kilogram karbondioksit eş değeri emisyona neden olabiliyor.

Sentetik uyuşturucu üretiminde ise kimyasal atıklar öne çıkıyor. Bir kilogram MDMA üretiminde 6 ila 10 kilogram, bir kilogram amfetamin üretiminde ise 20 ila 30 kilogram atık oluştuğu tahmin ediliyor. Uygun yöntemlerle bertaraf edilmeyen bu atıklar, toprağa ve suya karışarak etkisi uzun yıllar sürebilen bir kirlilik yaratıyor.

ALKOL ÜRETİMİNİN DOĞAYA YÜKÜ

Bir şişe alkollü içeceğin ardında, tarladan ambalajlamaya kadar uzanan yoğun bir kaynak tüketimi bulunuyor. Bira için arpa ve şerbetçiotu, şarap için üzüm, damıtılmış içkiler için çeşitli tahıllar ve şeker kamışı yetiştiriliyor. Bu ürünlerin tarımı geniş araziler, sulama suyu, gübre ve tarım ilacı gerektiriyor. İşleme ve şişeleme aşamalarında da su ve enerji tüketimi sürüyor.

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi tarafından düzenlenen “Alkol ve Çevre” başlıklı çevrim içi seminerde, bir litre şarap üretimi için yaklaşık 870 litre su kullanılabildiğine dikkat çekiliyor. Milyarlarca insanın güvenli içme suyuna erişemediği bir dünyada bu miktar, doğal kaynakların nasıl kullanıldığı üzerine düşünmeyi gerektiriyor.

Alkollü içeceklerin üretiminde tüketilen enerji, cam şişelerin imalatı, ambalajlama ve taşımacılık da atmosfere salınan sera gazlarını artırıyor. Örneğin bir litre bira üretiminin yaklaşık 510 ila 842 gram karbondioksit emisyonuna neden olduğu tahmin ediliyor. Böylece üretimden dağıtıma uzanan her aşama, alkolün doğaya yükünü biraz daha büyütüyor.

DİJİTAL KUMARIN GÖRÜNMEYEN AYAK İZİ

Kumarın yol açtığı maddi kayıplar ve sosyal sorunlar sıkça konuşuluyor. Doğal kaynaklar üzerindeki baskısı ise çoğu zaman gözden kaçıyor. Kumarhaneler yüksek enerji ve su tüketimiyle, ürettikleri atıklarla doğaya zarar verirken çevrim içi kumar da ekranların ardında çalışan büyük bir altyapıya dayanıyor.

Çevrim içi kumar platformlarını ayakta tutan veri merkezleri, sunucular ve iletişim ağları kesintisiz enerji tüketiyor. Dijital hizmetlere talep arttıkça bu altyapının elektrik ihtiyacı da büyüyor. Kullanım ömrünü tamamlayan bilgisayarlar, ekranlar, sunucular ve diğer ekipmanlar ise elektronik atık sorununa ekleniyor. Kumar dijital ortama taşınırken doğaya verdiği zarar da enerji tüketimi ve elektronik atıklar üzerinden sürüyor.

GELECEĞE SAHİP ÇIKMAK

Kesilen her orman, kirlenen her su kaynağı ve toprağa karışan her atık, yaşamı ayakta tutan doğal dengeyi zedeliyor. Bağımlılık endüstrisinin yol açtığı tahribat da hava, su ve toprak üzerinden bütün canlıları etkiliyor. Bozulan ekosistemler, artan kirlilik ve değişen iklim, insan sağlığı üzerinde de doğrudan sonuçlar doğuruyor. Bu nedenle bağımlılıklarla mücadele, daha yaşanabilir bir dünya için atılan adımların önemli bir parçasını oluşturuyor.

Tütün, alkol ve uyuşturucu kullanımının azalması; üretimde tüketilen kaynakların, ortaya çıkan emisyonların ve geride kalan atıkların da azalmasına katkı sağlıyor. Bağımlılıkları önlemek için gösterilen her çaba, temiz suya, verimli toprağa ve canlıların yaşam alanlarına sahip çıkma iradesini güçlendiriyor. Gelecek kuşaklara sağlıklı bir hayat bırakmanın yolu, üzerinde yaşayacakları dünyayı korumaktan geçiyor.