Makaleler
yapay-zeka-ne-kadar-elektrik-ve-su-harciyor.jpg

Görünmeyen Bedel: Yapay Zekâ Ne Kadar Elektrik ve Su Harcıyor?

Yapay zekâ, hayatımızı kolaylaştırırken görünmeyen bir kaynak tüketimini de beraberinde getiriyor. Her soruya verilen yanıtın, oluşturulan her görselin ve işlenen her verinin arkasında elektrik ve su tüketimine dayanan büyük bir altyapı bulunuyor. Peki dijital dünyanın bu görünmez maliyeti ne kadar büyük ve yapay zekânın çevresel ayak izini azaltmak için neler yapılabilir?

Gün içinde kaç kez telefonumuza bakıyoruz? Bir mesajı yanıtlamak, merak ettiğimiz bir konuyu araştırmak ya da birkaç dakikalığına zihnimizi dağıtmak için ekranı açıyoruz. Bazen birkaç dakika diye başlayan bu yolculuk, fark etmeden saatlerimizi alabiliyor.

Yapay zekâyla birlikte dijital dünyanın sunduğu kolaylıklar yeni bir boyut kazandı. Sorularımıza birkaç saniyede yanıt alıyor, işlerimizi hızlandırıyor ve bilgiye kolayca ulaşıyoruz. Ancak ekranımızda gerçekleşen bu işlemlerin arkasında elektrik tüketen veri merkezleri, soğutma sistemleri ve doğadan çıkarılan ham maddeler var. Dijital dünya görünmez ve sınırsız gibi gelse de her adımın fiziksel dünyada bir karşılığı var. Peki, bu görünmeyen bedeli ne kadar biliyoruz?

EKRAN SÜRESİNİN ARKASINDAKİ ELEKTRİK
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Energy and AI raporuna göre veri merkezleri, 2024 yılında dünya elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5’ini, yani 415 teravatsaat elektriği kullandı. Bu tüketimin 2030’a kadar iki katından fazla artarak yaklaşık 945 teravatsaate ulaşması bekleniyor. Bu miktarın Japonya’nın bugünkü yıllık elektrik tüketimini aşabileceği öngörülüyor (IEA, 2025). Önemli olan yalnızca tüketilen elektriğin miktarı değil, kaynağına da bakmak gerekiyor. Carbon Brief’in IEA verilerine dayanan analizine göre veri merkezlerinin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ı fosil yakıtlardan karşılanıyor. Kömür ve doğal gaz gibi kaynaklar, dijital hizmetlerin sera gazı salımlarıyla ilişkisini artırıyor. Yapay zekâ bu artışın önemli etkenlerinden biri olsa da bulut hizmetleri ve diğer dijital faaliyetler de enerji tüketiyor.

Bu büyümenin ne kadarının yapay zekâdan kaynaklandığını ayırt etmek önemli; veri merkezleri aynı zamanda çevrim içi video, dosya depolama ve başka dijital hizmetleri de destekliyor. Bu nedenle söz konusu rakamlar yalnızca yapay zekânın tüketimini göstermiyor. Enerji verimliliği ve yenilenebilir kaynaklara geçiş, çevresel etkiyi azaltmak için önem taşıyor.

YAPAY ZEKÂNIN SU AYAK İZİ
Yapay zekâya sorduğumuz bir sorunun yanıtı ekranımıza gelirken veri merkezlerinde yoğun bir işlem gerçekleşiyor. Bu işlemleri yapan güçlü işlemciler ısınıyor ve soğutulmaları gerekiyor. Bazı soğutma sistemlerinde bunun için su kullanılıyor. Üstelik tüketilen su, soğutmayla sınırlı kalmıyor; veri merkezlerine elektrik sağlayan santrallerde de su kullanılıyor.

Peki, bir sorunun yanıtı için ne kadar su harcanıyor? Google araştırmacılarının 2025’te yayımladığı çalışmaya göre Gemini’ye yöneltilen bir metin istemi yaklaşık beş damla, yani 0,26 mililitre su tüketimine karşılık geliyor. Bağımsız araştırmacıların Making AI Less “Thirsty” başlıklı çalışmasında ise GPT-3’ün orta uzunlukta yaklaşık 10-50 yanıt üretmesinin, çalıştığı yere ve zamana bağlı olarak yarım litre su tüketimine karşılık geldiği tahmin ediliyor.

Bu iki rakam arasındaki farkın bir nedeni, çalışmaların su tüketimini farklı yöntemlerle hesaplaması. Ayrıca kullanılan yapay zekâ sistemi, veri merkezinin bulunduğu yer, hava sıcaklığı ve soğutma yöntemi de tüketimi etkiliyor. Bu nedenle her soru için harcanan su miktarı aynı olmuyor. Yapay zekânın ne kadar su tükettiğini daha iyi anlamak için şirketlerin hem soğutmada kullanılan suyu hem de elektrik üretiminden kaynaklanan su tüketimini açıklaması gerekiyor.

DAHA BİLİNÇLİ BİR DİJİTAL YAŞAM MÜMKÜN MÜ?

Bağımlılık alanındaki çalışmalar, alışkanlıklarımızı fark etmenin ve gerektiğinde onlarla aramıza sağlıklı sınırlar koymanın önemini hatırlatıyor. Amaç teknolojiden uzaklaşmak değil; onu hangi ihtiyaçla, ne kadar ve nasıl kullandığımızı sorgulayabilmek. Gereksiz ekran kullanımını azaltmak, elektronik atıkları uygun biçimde ayrıştırmak ve teknoloji şirketlerinden şeffaflık talep etmek bu yönde atılabilecek adımlar arasında yer alıyor. Cihazlarımızı daha uzun süre kullanmak da önemli. Örneğin, bir cihazı ihtiyaç yokken yenisiyle değiştirmemek, bakımını yapmak ve mümkün olduğunda onarmak, yeni cihaz üretimi ihtiyacını ve elektronik atık oluşumunu azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak bireysel tercihler tek başına veri merkezlerinin enerji ihtiyacını çözemez; altyapı yatırımları, üreticilerin sorumluluğu ve kamu politikaları da belirleyici rol üstleniyor. Yine de kendi kullanımımızı gözden geçirmek ve cihazlarımızı ihtiyaç oldukça yenilemek anlamlı adımlar arasında yer alıyor. Bilinçli kullanım, teknolojinin yararlarından vazgeçmek değil, bu yararları kaynakların sınırlı olduğunu unutmadan değerlendirmek anlamına geliyor.

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken biz onunla kurduğumuz ilişkinin farkında mıyız? Daha sürdürülebilir bir gelecek, yalnızca daha akıllı makinelerle değil, insanı ve doğayı birlikte gözeten daha bilinçli seçimlerle mümkün olacaktır.