Makaleler
bir-sisenin-gorunmeyen-bedeli.jpg

Bir Şişenin Görünmeyen Bedeli

Alkolün çevresel etkileri henüz yeterince araştırılmamış olsa da su tüketimi, enerji ihtiyacı ve kirlilik önemli sorunlar arasında yer alıyor. Bu etkileri anlamak için hammaddenin yetiştirilmesinden üretim, taşınma ve ambalajın kullanım sonrasına kadar tüm aşamaların değerlendirilmesi gerekiyor. Bir şişenin çevreye maliyeti, üretim sürecinin tamamı ele alındığında ortaya çıkıyor.

Boş bir cam şişeyi geri dönüşüm kutusuna bırakırken onun çevreyle ilişkisini kolayca düşünebiliriz ancak şişe henüz dolmadan yaşananları gözümüzde canlandırmak biraz daha dikkat istiyor. Üzümün yetiştiği bağ, arpanın yetiştiği tarla, fabrikada soğutulan tanklar ve şişeleri taşıyan kamyon aynı hikâyenin parçalarını oluşturuyor. Alkolü bir sanayi ürünü olarak ele aldığımızda, çevresel yükün üretimin farklı aşamalarında nasıl biriktiğini de görüyoruz.

Bu yolculuğu izlerken yanıt aradığımız soru şu: Bir litre alkollü içki için hangi ortak kaynaklar kullanılıyor, geriye ne kalıyor? Yanıtı bütünüyle ortaya koymak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. 2024 yılında yayımlanan bir bilimsel değerlendirme, alkolün çevresel etkilerinin tütüne kıyasla daha sınırlı incelendiğine dikkat çekiyor. Eldeki çalışmalar ise su kullanımı, enerji ihtiyacı ve kirlilik açısından üzerinde durulması gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Araştırmacıların “yaşam döngüsü” dediği yaklaşım, ilk hammaddenin yetiştirilmesinden ambalajın kullanım sonrasına kadar uzanan aşamaları birlikte değerlendiriyor. Böyle bir hesapta tarladaki kaynak kullanımı, fabrikadaki işlemler ve ürünün taşınması bir arada ele alınıyor. Şişenin görünmeyen maliyeti bu bütün içinde anlaşılıyor.

TARLADA BAŞLAYAN SU HESABI
Alkol Çalışmaları Enstitüsünün (IAS) 2022 raporunda aktarılan hesaplara göre, bir litre şarabın su ayak izi yaklaşık 870 litreye, bir litre biranınki ise yaklaşık 300 litreye ulaşıyor. Bu değerler tarımsal üretimi de kapsıyor. Yağış ve sulama suyunun yanı sıra, kirleticilerin yoğunluğunu kabul edilebilir düzeye indirmek için hesaplanan su miktarı da bu hesaba dâhil. Dolayısıyla rakamlar, fabrikadaki musluktan çekilen su miktarını göstermiyor.

Üstelik suyun hangi bölgede kullanıldığı da önemli. Kurak bir havzada üretimin su talebinin, aynı kaynağı kullanan insanların ve ekosistemin ihtiyaçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Küresel ortalamaları tek tek bütün tesislere uygulamak bu yerel farkları gözden kaçırabiliyor. Suyun miktarı kadar, nereden geldiğini ve kullanıldıktan sonra nasıl geri döndüğünü de sorgulamak gerekiyor.

ENERJİ HESAPLARI FARKLI
Hammadde tesise ulaştığında ısıtma ve soğutma işlemleri devreye giriyor. Birada maltın sıcak suyla işlenmesi ve elde edilen sıvının kaynatılması enerji gerektiriyor. Fermantasyonda mayalar şekeri alkole dönüştürürken, üretimin istenen sıcaklıkta sürmesi için tanklar soğutuluyor. Şarapta üzümün işlenmesi, fermantasyon sıcaklığının kontrolü ve depolama öne çıkıyor. Damıtık içkilerde bunlara, alkolü yoğunlaştırmak amacıyla yapılan damıtma da ekleniyor. Sıvıyı ısıtmak ve oluşan buharı yeniden soğutup yoğunlaştırmak enerji ihtiyacını artırıyor. Isı ve elektrik için kullanılan enerji kaynakları da bu yükü etkiliyor.

Tarım, üretim, ambalaj ve taşımanın toplam yükü sera gazı hesabında görünür hâle geliyor. İsveç’te yapılan 2018 tarihli bir yaşam döngüsü çalışmasında, şarap ve damıtık içkilerin litre başına ortalama sera gazı salımı biranın yaklaşık üç katı bulunmuş. Karşılaştırma eşit içecek hacmine dayanıyor; eşit miktarda saf alkolü veya birer kadehi karşılaştırmıyor. Üretim yöntemi, ambalaj ve taşıma koşulları değiştiğinde sonuçlar da değişebiliyor.

Toplam etkiyi gösteren bir başka veri de Birleşik Krallık’tan. IAS’nin 2022 raporunda yer verdiği 2007 tarihli hesaplama, alkolün üretimden tüketime uzanan zincirinin ülkenin toplam sera gazı salımındaki payını yaklaşık yüzde 1,5 olarak tahmin ediyor. Bu eski tahmin, güncel bir ölçüm olarak okunmamalı; alkolün iklim hesabında dikkate alınması gereken bir sanayi ürünü olduğunu gösteriyor.

ŞİŞE VE ATIKLARIN BIRAKTIĞI YÜK
Cam ambalaj da bu hesabın içinde yer alıyor. Camın yüksek sıcaklıkta üretilmesi enerji istiyor; şişenin ağırlığı taşınan yükü artırıyor. Hammaddenin fabrikaya, ürünün depoya ve satış noktasına taşınması boyunca yakıt kullanılıyor. Soğukta saklanan ürünlerde elektrik ihtiyacı satış aşamasında da sürüyor. Bu nedenle, şişenin üzerindeki geri dönüşüm işareti ürünün bütün çevresel maliyetini anlatmaya yetmiyor.

Üretimden geriye üzüm posası, kullanılmış tahıl ve atık su da kalıyor. Şarap tesislerinin atık suları, üzüm ve şarap kalıntılarıyla temizlik maddelerini taşıyabiliyor. Tekilada ise bir litre ürün için yaklaşık 10 litre asidik damıtma atık suyu oluşabiliyor; bazı çalışmalar bu miktarı 10-15 litre olarak bildiriyor. “Vinasse” adı verilen bu sıvının organik yükü yüksek olduğundan yeterince arıtılmadan su ortamına verilmesi, organik maddelerin parçalanması sırasında çözünmüş oksijenin azalmasına ve sucul yaşamın zarar görmesine yol açabiliyor.

Bu maliyeti azaltmak için üreticilerin su ve enerji kullanımını açıkça raporlaması, atık suları uygun biçimde arıtması ve ambalaj yükünü azaltması gerekiyor. Bağımsız denetim, bu adımların sonucunu görmeyi sağlıyor.

İyileşmeyi değerlendirmek için litre başına kullanılan kaynaklarla yıllık toplam tüketimin birlikte açıklanması gerekiyor. Bir şişe için daha az su kullanılsa bile üretim hacmi büyüdüğünde toplam su ve enerji talebi artabiliyor. Çevreye ilişkin taahhütlerin sonucunu, bu verileri üretim miktarı ve atık yönetimi bilgileriyle birlikte izleyerek görebiliriz.

Alkol tüketimini azaltmaya yönelik politikalar, üretim talebini ve buna bağlı kaynak kullanımını da düşürebilir. Böylece insan sağlığını korumaya yönelik adımlar, doğal kaynakların korunmasına da katkı sağlayacaktır. Çünkü alkolün çevreye bıraktığı iz, yalnızca tüketildiği yerde değil; yetiştirilen hammaddede, harcanan suda, kullanılan enerjide ve geride kalan atıklarda da kendini gösteriyor.